En Sıcak Konular

ÇANAKKALE CEPHESİ'NDEKİ KAHRAMANLIK HİKAYELERİ

26 Ocak 2022 00:22 tsi
ÇANAKKALE CEPHESİ'NDEKİ KAHRAMANLIK HİKAYELERİ Çanakkale Savaşları, gerek karada gerekse denizde sadece bir direnişin simgesi olmadı.

Cephedeki kahramanlık hikayeleri

MEHMET BAYER - 25.01.2022 - HİBYA - Çanakkale Savaşları, gerek karada gerekse denizde sadece bir direnişin simgesi olmadı. Muharebeler, vatanını savunan Türk askerinin memleket sevgisinin, merhametinin ve kahramanlığının da tüm dünya tarafından bilinmesine imkan tanıdı.

Özellikle 25 Nisan 1915 günü Arıburnu bölgesine Anzak askerlerinin çıkışıyla başlayan kara muharebeleri, savaşın acı ve kanlı yüzünü de beraberinde getirdi.

Çoğu zaman kıtlıklar içinde düşmana göğsünü siper eden Mehmetçik, 'ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum' düsturuyla kurşununun bittiği noktada süngüsüyle Çanakkale'yi geçilmez kıldı.  

Uçağı düşen İngiliz pilot kurtarıldı

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Atatürk ve Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Barış Borlat, HİBYA'ya yaptığı açıklamada, askerin bir yandan vatanını savunurken bir yandan da kahramanlık hikayesi yazdığını söyledi.

Araştırmaları sırasında pek çok kahramanlık olayına rastladığına işaret eden Borlat, Ruşen Eşref Ünaydın'ın şu olayı kaleme aldığını bildirdi: 

''Çanakkale muharebelerinde görev alan 26. Alay'a mensup Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) Ruhi Bey, Türk topçusu tarafından düşürülen bir İngiliz uçağından sağ kurtulmaya çalışan pilotları, Yarbay Mahmut Sabri'nin emriyle canlarını hiçe sayarak ve anında denize atlayarak kurtarmaya çalıştıklarını şu şekilde aktarmıştır:

Şimdi efendim, malum işte, düşman Anafartalar’dan, Arıburnu’ndan çekildi. Tekrardan, bıraktığı eşyayı keşfe gelen tayyareye Ağır Topçu Yüzbaşısı Sami Bey, mıntıka kumandanımız Kaymakam Mahmut Bey tarafından aldığı emir üzerine ateş ediyor. İsabet vaki oluyor efendim. Tayyare cephemiz istikametinde düştü. Bizim mıntıka kumandanı Süvari Kaymakamı Mahmut Bey tayyarelere pek kızar efendim. Daima ateş ettirir onlara, katiyen üzerimize sokmaz. Onun zaten tabiatı öyledir. Bir tayyare geldi miydi haydi bütün bataryalara ateş ettirir. Evet efendim, tayyare düştü. Hava hafif sisli olduğu için tabii gemiler bu sukutu göremiyorlardı. Zaten malum, Kanunu Sani (Ocak) ayı. Öyle değil mi efendim? Tayyareciler geriye kendilerini denize attı. Kendi gemileri istikametinde yüzmeye başladı. Bunu gören bataryamız, düşmanın kendi gemilerine iltihak etmemesi için efendim ateş etti ki tayyareciler geriye dönsünler. O vakit gemiler de tayyarenin burada düştüğünü anladılar. Onlar da ateş açtılar. Tayyare tahrip edildi. O vakit de bizim hiç olmazsa bir esire fevkalade ihtiyacımız vardı. Çünkü düşmanın o dakikadaki vaziyetini anlamak istiyorduk. Zira düşman Anafartalar'dan çektiği askeri, Seddülbahir'e ihracat yapmak istiyor gibi gösteriyordu. Yani açıkçası blöf yapıyordu. Ve gemiler de bakın işte böyle, daima Seddülbahir etrafında bir kavis şeklinde duruyordu. Mıntıka kumandanımız Kaymakam Mahmut Bey bu tayyarecilerin neye mal olurlarsa olsun mutlaka kurtarılmasını istiyor. Tayyareciler en nihayet 1,5 kilometre kadar sahile yakın geldiler. Tabii sahil boyunca mayın döşeli olduğundan kimse giremiyordu. 


Bu noktada tahassüsatımı (hislerimi) söylüyorum, o iki adam bağırıyordu. Yani ölüyorlardı artık. Ve sahilden hala imdat umuyorlardı. Tabii bir kumandan emir verdiği vakit süngü üzerine, top üzerine gidip ölmek vazifemdir. İşte o vakit mıntıka kumandanı Kaymakam Mahmut Bey, 'Kim girer?' diye bir sual sordu. Bu İngilizlere sırf acıdığım için, düşman olsalar da onları kurtarmak bana bir vazife-i vicdaniye oldu. Yüzmek de bilirim. Bir an evvel girmek için telaşımdan fanilayı da çıkarmamıştım. Bir fanila, bir iç donu kalmıştı. Daldım. O zaman, arkadaşım mülazım (teğmen) Kaşif de 'Ben de girerim' diye bendenize refakat etti. O çocuk aynı zamanda sınıf arkadaşımdır. Şimdi Rusya'da esir, zavallı. Beraber girdik. Muttasıl düşman topları ateş ediyor. Monitörler karşımızdan eksilmiyor. Tayyareler tepemizde dönüyordu. Fakat biz tabii pek alçağa düşüyorduk. Sular da biraz dalgalıydı. Ne bizimkilerin, ne de onların makas ateşleri bizi kıstıramıyordu. Gülleler hep ötemize berimize düşüyordu. Bize hiçbir ziyan vermiyordu. Maatteessüf o tayyarecilerden birisi boğuldu. Çünkü bizde de takat kalmamıştı. Ötekini kurtardık beyim.''

''Kardeşlik hakkını helal etmem''

Barış Borlat, İkdam Gazetesi'nin Çanakkale'de şehit olmasının ardından ailesine göndermek üzere cebinden çıkan mektubu 'Bir şehidin vasiyeti' başlığıyla yayımladığını söyledi. 

Tokat'ın Kürtpınar köyünden ve İstanbul Jandarma erlerinden Davutoğlu Hasan'ın Seddülbahir muharebesinde şehit düşmesi üzerine, cebinde erkek ve kız kardeşlerine yazmış olduğu bir mektup bulunduğunu dile getiren Borlat, mektupta şu ifadelerin yer aldığını kaydetti:

''İslamiyet'in ve Osmanlılığın yaşaması için savaş meydanlarında şehit olduğumu işitirsen bu küçük defter eline geçecektir. Düşmandan intikamımı al, memleketin için ölmekten korkma ve düşmandan kaçarsan senin başına dolaşan ruhum sana lanet eder. Ben de kardeşlik hakkını helal etmem. Hemşireciğim, savaş meydanında şehit olduğumu işitirsen bu küçük defter eline geçecektir. Yetiştirdiğin erkek evlat düşmandan benim intikamımı alsın. Evladını memlekete hayırlı ve fedakar olarak yetiştir.''

Nuri Çavuş

Borlat, Mehmet Fasih Bey'in Kanlısır'ta 47. Alay'ın ileri hattında görev yapıp, muharebelerin en sıcak çatışmalarına şahit olduğunu bildirdi.

Bu süreçte en yakın silah arkadaşlarını kaybettiğini, bizzat definlerinde bulunduğunu anlatan Borlat, bunlardan birinin de çok sevdiği çavuşlarından Nuri olduğunu vurguladı.

Borlat, Mehmet Fasih Bey'in Nuri Çavuş'un şehit olması üzerine bizzat ilgilenerek defin işleminin subay şehitliğine yapılmasını istediğini, ona hitaben aktardığı hislerini günlüğüne şu şekilde yansıttığını ifade etti:

''Etrafa eylül ve ağustos maaşlarını dağıttım. Bir tayyare havada cevelan (dolaşma) ediyor. Cephe oldukça sükunetli. Yerime geldim. Nuri'ye bir hitabe yazmak istiyorum. Yazdım, o da şu: Ey yolcu! Eğer Kanlısırt'ı müdafaada 47. Alay'ı anarsan 5. Bölük'te Nuri Çavuş'u da unutma. O, alayının en değerli askerlerinden biriydi. 23.8.1331 ve 27.12.1333 sabahleyin ölüm onu çağırdı ve o da Allah'ın davetine icabetle pak ve masum olduğu halde cedlere doğru uçtu.''

''Yudum yudum su verdim''

Dr. Öğretim Üyesi Barış Borlat, Fahrettin Altay'ın  hatıralarında Kanlısırt muharebesinden sonra siperlerdeki kahramanlıkları anlatırken bir saka erinin yolunu kaybederek düşman hattına girmesi hakkında şunları aktardığını söyledi:

''Bir saka neferimiz silahsız olarak su fıçılarını taşıyan hayvanını çekmiş, o sıcakta askerlerimize su getirirken yanlışlıkla İngilizlerin arasına girmiş, yarı baygın yatan 2 İngilize rastlamış, bunlar susuzluktan ve sıcaktan ölecek hale gelmişler. Dillerini çıkarıp su istemişler. Saka neferi, 'Düşündüm su versem dirilecekler beni alıp götürecekler, vermesem zavallılar ölecekler, acıdım. İşaretle silahlarını istedim yere bıraktılar, birisini mekkareye astım, süngü takılı olanını elime aldım ve sonra da tasla ağızlarına yudum yudum su verdim. Suyu birdenbire vermekten, belki ölüverirler diye çekinmiştim. Kendilerine gelip, ayağa kalktılar, bu sefer onlara önüme düşün işaretini verdim. Bizim tarafa geldikten sonra rast geldiğim subaya teslim ettim, tekrar bizim askerlere dönüp, onlara su verdim.''

Kanlı siper kurdu, Hakkı Onbaşı

Borlat, Münim Mustafa'nın Ödemişli Hakkı Onbaşı'nın her iki tarafın açtığı lağımların kesişmesi ve lağım içinde düşmanla karşılaşılmasını şu şekilde aktardığını dile getirdi:

''Bir gün de biz lağım açıyorduk. Meğer aynı noktada İngilizler de lağım açıyorlarmış. İki taraf askerleri birdenbire toprağın altında karşı karşıya gelince birbirlerine ateş etmeye başlamışlar. Aslen Ödemişli cesur bir asker olan Hakkı Onbaşı lağımın içinde İngilizleri önüne katarak kendi siperlerine kadar kovaladıktan sonra kum torbalarıyla lağımın İngilizler tarafından kapatılması üzerine geri dönmüştü. O günden sonra Hakkı Onbaşı'nın ismi cesaretinden kinaye olarak arkadaşları arasında 'Kanlı siper kurdu' olmuştu. Ona herkes bu isimle hitap eder, iyi bir bombacı olan Hakkı Onbaşı'nın lağım içinde gösterdiği bu cesareti herkes hatırlardı. Harpten çekilinceye kadar Hakkı Onbaşı göğsünün üstünde taşıdığı bomba ateşleme çakmağını bir gün bile yanından ayırmamıştı.''


Hibya Haber Ajansı



Bu haber 261 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,738 µs