En Sıcak Konular

CEZAEVLERİNDE ''ARADIĞINIZ HAKKA ERİŞİLEMİYOR!''

29 Aralık 2021 09:48 tsi
CEZAEVLERİNDE ''ARADIĞINIZ HAKKA ERİŞİLEMİYOR!'' CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, “Aradığınız Hakka Erişilemiyor!” Cezaevlerinde Sağlığa Erişim” Raporunu MYK’ya sundu.

“ARADIĞINIZ HAKKA ERİŞİLEMİYOR!”

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, “Aradığınız Hakka Erişilemiyor!” Cezaevlerinde Sağlığa Erişim” Raporunu MYK’ya sundu.

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, “Aradığınız Hakka Erişilemiyor-Cezaevlerinde Sağlığa Erişim” raporunda, cezaevlerindeki intihar vakalarına, sağlığa erişim engellerine dikkat çekti. Adalet Bakanlığı ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) verilerinden hareketle hazırlanan raporda cezaevlerindeki kapasite sorununa dair istatistikler de yer aldı. İşte rapordan öne çıkan bazı başlıklar:

TÜRKİYE “KAPASİTE! BİRİNCİSİ

Cezaevlerindeki doluluk oranlarının kontrol altında tutulabilmesi önleyici tedbirlerden birisidir. 08.04.2021 tarihinde yayınlanan; Lozan Üniversitesi tarafından Avrupa Konseyi için yürütülen SPACE 1 projesi kapsamında hazırlanan “Annual Penal Statistics on Prison Populations for 2020 raporunda yer alan verilere göre;
Türkiye’nin genel cezaevi kapasitesi 233.194 kişidir.
Cezaevinde bulunan 297.019 kişi, kapasite ile orantılandığında her 100 yer için 127 kişi düşmektedir. Türkiye bu oranla da Avrupa Konseyi üye ülkeleri arasında cezaevi yoğunluğunda ilk sıradadır.
2010’dan 2020’ye kadar olan süreçte cezaevindeki kişilerin oransal değişimi %115 olmuştur. 2010’dan 2020’ye cezaevindeki kişilerin değişim oranında Türkiye 1. olduğu ve ikinci sırada yer alan Andorra’nın yaşadığı artışın %50.6 olduğu rapora yansımıştır.
Cezaevinde bulunan insan sayısı olarak veriler incelendiğinde Rusya 519.618 kişi ile 1. sırada iken Türkiye 2. sırada yer almıştır. 
Nüfusun her 100.000 kişi için 357 kişinin cezaevinde olduğu rapora yansımış olup bu oran Konsey ülkeleri arasındaki en yüksek oran olmuştur. 

Güncel bir veri olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 02.11.2021 tarihinde yayımlanan “Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri, 2020” verilerine göre;
31 Aralık 2020 tarihindeki kişi sayısı 2019 yılının aynı tarihine göre %8,5 azalarak 266 bin 831 olmuştur.
Her yılın 31 Aralık tarihi dikkate alınarak Türkiye'de yüz bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011 yılında 172 iken bu sayı 2019 yılında 351, 2020 yılında ise 319 olmuştur. 
12 yaş ve üzeri kişiler incelendiğinde; 12 ve daha yukarı yaştaki her yüz bin kişiden 390’ı cezaevindedir.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü sitesinden ulaşılan verilere göre 30.11.2021 tarihi itibarıyla 295.754 kişi cezaevindedir. Bu veriye 7242 sayılı Kanun gereği Covid-19 iznine ayrılan hükümlüler de tabidir. 01.11.2021 tarihi itibarıyla 269 kapalı ceza infaz kurumu, 86 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitimevi, 11 kadın kapalı, 6 kadın açık, 8 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 384 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. Bu kurumların kapasitesinin 266.575 olduğu belirtilmiştir.
Hijyen: Erişimi temel ihtiyaç
Tutuklu ve hükümlülerin yeterli hijyene sahip bir ortamda tutulmaları ulusal ve uluslararası kurallar ile güvence altına alınmış olsa da cezaevi idarelerinin gerekli hijyen malzemelerini tutuklu ve hükümlülere sağlamıyor olmasından dolayı hijyen ihtiyaçlarını sekteye uğratabilmektedir. Yine salgın döneminde daha çok dikkat çekilen kişisel hijyen konusu cezaevlerindeki kişiler için ulaşılamaz bir konuma gelmiştir. Kalabalık ve hijyen dışında diğer temel haklardan birisi beslenme hakkı ise dikkat edilmesi gereken konular arasında yer almaktadır. Tutuklu ve hükümlülere sunulan besinlerin, kalitesi, çeşitliliği, besin değeri gibi konular bağışıklık söz konusu olduğunda hastalıklara davetiye çıkarabilmektedir. 

Cezaevlerinde sağlığa erişim hakkı

Cezaevlerinde en çok karşılaşılan sağlık sorunları arasında endokrin rahatsızlıkları, nörolojik sistem bozuklukları, kas-eklem sorunları, ürogenital sistem rahatsızlıkları ve solunum sistemi rahatsızlıkları gelmektedir. İnsan Hakları Derneği’nin 01.04.2021 tarihli açıklamasına göre Türkiye’de bulunan tutuklu ve hükümlülerin 604’ü ağır olmak üzere 1605’i çeşitli sağlık sorunları ile mücadele etmektedir.  

Cezaevlerinde İntihar Vakaları

Fiziksel etkisini gösteren hastalıkların yanı sıra psikolojik rahatsızlıkların gereken önemi görmediği de ortadadır. Psikolojik rahatsızlıklar ile ilgili tedavi alınması yine cezaevi idaresinden geçmekte ve çoğu zaman kabul görmeyebilmektedir. Kaldı ki psikolojik olarak hastalığı olan bir birey tedavi alması gerektiğini bilmeyebilir. Burada görev; onu izleyen, onunla birlikte vakit geçiren kişilerden geçmektedir.

Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 1997 ile 2014 yılları arasında Türkiye’deki cezaevlerinde toplam 544 tutuklu ve mahkum intihar etti. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) verilerine göre ise 2014’den günümüze intihar eden kişi sayısı 97 olarak kayıtlara geçti. Yaşlılık kaynaklı ölümlerin de yer aldığı Adalet Bakanlığı’ndan elde edilen verilere göre 1997 ile 2014 yılları arasında cezaevlerinde 2 bin 545 tutuklu ve mahkum vefat etti.  Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) verilerine göre ise 2014’den günümüze cezaevlerinde vefat eden kişi sayısı 125 olarak kayıtlara geçti. Buna göre son 25 yılda cezaevlerinde hayatını kaybeden tutuklu ve mahkûm sayısı 2 bin 670 oldu.

Cezaevlerindeki hak İhlallerinin tespiti, önlenmesi, şeffaf olarak paylaşılması gerekiyor

Adalet Bakanlığı’nın, cezaevlerindeki sağlık koşulları anlamında istatistik tutmadığı, kaç hasta olduğu kaçının tedaviye erişebildiği yönünde etkin çalışma yürütülmediği anlaşılmaktadır. Sivil toplum örgütleri açısından da faaliyet yürütmenin zor olduğu cezaevlerinde bu ve benzeri hak ihlallerinin tespiti oldukça zordur. Güncel verilerin hazırlanarak kamuoyuna açıklanması, bu sorun alanının çözümü açısından ilk adım olacaktır. Ayrıca tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişimlerindeki usülün değiştirilmesi gerekmektedir. Tedavi almak isteyen tutuklu ve hükümlüler hakkında tıp eğitimi almamış idarecilerin karar veriyor olması kabul edilemez. Ayrıca ikinci veya üçüncü derece sağlık hizmetlerine yönlendirilmiş tutuklu ve hükümlülerin doktorunu seçme şansı tanınması ve/veya başka doktorlardan fikir almasına olanak sağlanması; anayasal ve uluslararası ilkeler doğrultusunda yapılmış uygulamalar olacaktır.

 

ARADIĞINIZ 

HAKKA 

ERİŞİLEMİYOR!


Cezaevlerinde Sağlığa Erişim Raporu 

27.12.2021 

MYK Raporu

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılma

Avrupa Cezaevleri Kuralları “Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese, insan haklarının gerektirdiği gibi saygılı davranılmalıdır,” maddesiyle başlar ve 102/2 maddesinde, “Özgürlükten yoksun bırakılarak hapsetmenin kendisi bir cezadır. Bu nedenle, hükümlü/tutuklu uygulanan rejim hapsedilmenin doğasında var olan sıkıntıyı daha da ağırlaştırmamalıdır” şeklinde bir karar almıştır. Gerek uluslararası gerekse Türkiye mevzuatı tutuklu/hükümlülerin cezaevindeki koşullarını daha fazla ağırlaştırmamak ve Avrupa Cezaevi Kurallarının da belirttiği gibi ek bir cezaya dönüşmemesi için gerekli tedbirleri almıştır. 

“Avrupa Cezaevleri Kuralları ve BM Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kurallar” içerisinde de hasta mahpusların haklarına ilişkin asgari uluslararası kurallar tanımlanmıştır. Cezaevlerinde sağlığa erişim konusu Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde büyüyen bir sorun olmaya devam etmektedir. Türkiye’deki sorun alanı ise doktor sayısının azlığı ve cezaevinde bulunanlara karşı personelin yaptığı kötü muamele meselesidir. Sağlık hizmetleri bilindiği üzere; birincil, ikincil ve üçüncül sağlık hizmetleri olarak sınıflandırılmaktadır. Ancak tutuklu ve hükümlüler açısından bir sonraki adımdaki sağlık hizmetine erişmek bir o kadar zor olabilmektedir. Personelin “bir şeyin yok iyileşirsin” benzeri davranışları sağlık problemlerinin tespit edilmesinde imkansızlıklar yaratmakta ve dolayısıyla hastalığın ilerlediği durumlarda tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının ihlal edilmesi ile karşılaşılabilmektedir. 

Cezaevinde sağlık söz konusu olduğunda iki aşama karşımıza çıkmaktadır: Birincisi sağlığa erişim, ikincisi ise önleyici tedbirlerdir. 

Türkiye Cezaevi Yoğunluğunda Birinci!

Cezaevlerindeki doluluk oranlarının kontrol altında tutulabilmesi önleyici tedbirlerden birisidir. 08.04.2021 tarihinde yayınlanan; Lozan Üniversitesi tarafından Avrupa Konseyi için yürütülen SPACE 1 projesi kapsamında hazırlanan “Annual Penal Statistics on Prison Populations for 2020” raporunda yer alan verilere göre;

Türkiye’nin genel cezaevi kapasitesi 233.194 kişidir.

Cezaevinde bulunan 297.019 kişi, kapasite ile orantılandığında her 100 yer için 127 kişi düşmektedir. Türkiye bu oranla da Avrupa Konseyi üye ülkeleri arasında cezaevi yoğunluğunda ilk sıradadır.

2010’dan 2020’ye kadar olan süreçte cezaevindeki kişilerin oransal değişimi %115 olmuştur. 2010’dan 2020’ye cezaevindeki kişilerin değişim oranında Türkiye 1. olduğu ve ikinci sırada yer alan Andorra’nın yaşadığı artışın %50.6 olduğu rapora yansımıştır.

Cezaevinde bulunan insan sayısı olarak veriler incelendiğinde Rusya 519.618 kişi ile 1. sırada iken Türkiye 2. sırada yer almıştır. 

Nüfusun her 100.000 kişi için 357 kişinin cezaevinde olduğu rapora yansımış olup bu oran Konsey ülkeleri arasındaki en yüksek oran olmuştur. İkinci sırada olan Rusya’da bu oran 100.000’de 356 olarak gerçekleşmiştir.

Güncel bir veri olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 02.11.2021 tarihinde yayımlanan “Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri, 2020” verilerine göre;

31 Aralık 2020 tarihindeki kişi sayısı 2019 yılının aynı tarihine göre %8,5 azalarak 266 bin 831 olmuştur.

Her yılın 31 Aralık tarihi dikkate alınarak Türkiye'de yüz bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011 yılında 172 iken bu sayı 2019 yılında 351, 2020 yılında ise 319 olmuştur. 

12 yaş ve üzeri kişiler incelendiğinde; 12 ve daha yukarı yaştaki her yüz bin kişiden 390’ı cezaevindedir.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü sitesinden ulaşılan verilere göre 30.11.2021 tarihi itibarıyla 295.754 kişi cezaevindedir. Bu veriye 7242 sayılı Kanun gereği Covid-19 iznine ayrılan hükümlüler de tabidir. 01.11.2021 tarihi itibarıyla 269 kapalı ceza infaz kurumu, 86 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitimevi, 11 kadın kapalı, 6 kadın açık, 8 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 384 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. Bu kurumların kapasitesinin 266.575 olduğu belirtilmiştir.

Türkiye’deki cezaevlerinde koğuşların aşırı kalabalık ve kapasitenin oldukça üstünde kişi bulunmasından dolayı ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Gereğinden fazla kalabalık olan koğuşların salgın hastalık riskine zemin hazırladığı her koşulda dile getirilmiş olsa da 2020 yılında ülkemizde de görülmeye başlanan koronavirüs pandemisi ile birlikte infaz düzenlemeleri yapılmıştır. 

Hijyen: Erişimi temel ihtiyaç

Tutuklu ve hükümlülerin yeterli hijyene sahip bir ortamda tutulmaları ulusal ve uluslararası kurallar ile güvence altına alınmış olsa da cezaevi idarelerinin gerekli hijyen malzemelerini tutuklu ve hükümlülere sağlamıyor olmasından dolayı hijyen ihtiyaçlarını sekteye uğratabilmektedir. Yine salgın döneminde daha çok dikkat çekilen kişisel hijyen konusu cezaevlerindeki kişiler için ulaşılamaz bir konuma gelmiştir. 

Kalabalık ve hijyen dışında diğer temel haklardan birisi beslenme hakkı ise dikkat edilmesi gereken konular arasında yer almaktadır. Tutuklu ve hükümlülere sunulan besinlerin, kalitesi, çeşitliliği, besin değeri gibi konular bağışıklık söz konusu olduğunda hastalıklara davetiye çıkarabilmektedir. 

Cezaevlerinde sağlığa erişim hakkı

Cezaevlerinde en çok karşılaşılan sağlık sorunları arasında endokrin rahatsızlıkları, nörolojik sistem bozuklukları, kas-eklem sorunları, ürogenital sistem rahatsızlıkları ve solunum sistemi rahatsızlıkları gelmektedir. İnsan Hakları Derneği’nin 01.04.2021 tarihli açıklamasına göre Türkiye’de bulunan tutuklu ve hükümlülerin 604’ü ağır olmak üzere 1605’i çeşitli sağlık sorunları ile mücadele etmektedir. Üç basamaktan oluştuğu kabul edilen sağlık hizmetleri konusunda cezaevinde kalan kişilerin pek tabii ki karşılaştığı en büyük sorun birinci derece sağlık hizmetlerinde yaşanmaktadır. Mevzuat gereğince sadece belli bir mevcudun üzerinde olan cezaevlerinde kalıcı olarak kampüs hastaneleri kurulabilmektedir. Düşük kapasitede olduğu kabul edilen cezaevlerinde 5 tam gün, haftada 5 yarım gün, haftada 2 yarım gün gibi çeşitli sağlık hizmeti sunulacak usüller belirlenmiştir. Cezaevinde bulunan revirlerde verilen birinci derece sağlık hizmetleri için kişilerin dilekçe ile başvuru yapması ve cezaevi idaresinin o hafta başvuranlar içerisinde değerlendirerek işleme alınıp alınmayacağına karar vermesi gerekmektedir. Sağlık sorunu ile ilgili tedavi almak isteyen tutuklu/hükümlülerin doktora gidebilmesi hususunda sağlık eğitimi almamış cezaevi idarecilerinin karar veriyor olması başlı başına bir sorundur.

Bir başka sorun alanı ise ikinci derece sağlık hizmetine geçiş aşamasında yaşanmaktadır. Birinci derece sağlık hizmeti alan bir tutuklu/hükümlü kendisine uygulanan tedavinin yanlış veya yetersiz olduğunu düşünse dahi tek yapabildiği birinci derecede tedavi olduğu aynı doktor ile görüşmektir. Kişi kendisinin ikinci derece bir tedaviye ihtiyacı olduğunu düşünse veya fiziksel durumu bu yönde gelişme gösterse dahi; tutuklu/hükümlünün ikinci derece sağlık hizmeti almasının şartı cezaevi revirindeki aile hekiminin sevk kararı ile gerçekleşebilmektedir. Sevk kararı verildiğinde ise devlet veya üniversite hastanelerinden alınacak randevu aşamalarında ilgili tutuklu/hükümlünün görüşü alınmamakta, kendisini muayene edecek hekimi seçme veya başka bir hekimden bilgi ve öneri alma hakkı bulunmamaktadır.

Cezaevlerinde İntihar Vakaları

Fiziksel etkisini gösteren hastalıkların yanı sıra psikolojik rahatsızlıkların gereken önemi görmediği de ortadadır. Psikolojik rahatsızlıklar ile ilgili tedavi alınması yine cezaevi idaresinden geçmekte ve çoğu zaman kabul görmeyebilmektedir. Kaldı ki psikolojik olarak hastalığı olan bir birey tedavi alması gerektiğini bilmeyebilir. Burada görev onu izleyen, onunla birlikte vakit geçiren kişilerden geçmektedir. Cezaevinde de tutuklu ve hükümlüler ile bir arada olan cezaevi personelinin, psikolojik rahatsızlıklarla ilgili basit bir eğitimden geçmeleri ve bu doğrultuda kişileri izleyip değerlendirerek; psikolojik rahatsızlığı olanları veya intihara meyilli olanları tespit edebilecekler ve kişiler böylece psikolojik tedavi imkanına ulaşabilecektir. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ve Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre;



1997’de 18,

1998’de 28,

1999’da 17,

2000’de 23,

2001’de 29,

2002’de 16,

2003’te 33,

2004’de 41,

2005’te 38,

2006’da 34,

2007’de 26,

2008’de 38,

2009’da 39,

2010’da 46,

2011’de 34,

2012’de 40,

2013’te 44,

2014’te 2*,

2015’te 4*,

2016’da 25*,

2017’de 6*,

2018’de 9*,

2019’da 24*,

2020’de 15*,

2021’de 12*,

* CİSST verilerine göre

Tutuklu ve hükümlü intihar etmiştir. 


Sağlık problemleri nedeniyle hayatını kaybeden tutuklu ve hükümlü sayıları incelendiğinde ise; (yaşlılık kaynaklı ölümlerde istatistiklerin içinde yer almaktadır)


1997’de 90,

1998’de 107,

1999’da 130,

2000’de 108

2001’de 96,

2002’de 71,

2003’te 128,

2004’te 12,

2005’te 21,

2006’da 121,

2007’de 150,

2008’de 170,

2009’da 242, 

2010’da 260,

2011’de 285,

2012’de 287,

2013’te 267,

2014’te 12*,

2015’te 13*,

2016’da 8*,

2017’de 11*,

2018’de 12*,

2019’da 18*,

2020’de 33*,

2021’de 18*,

* CİSST verilerine göre

Kişinin hayatını kaybettiği bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Sonuç 

Adalet Bakanlığı’nın, cezaevlerindeki sağlık koşulları anlamında istatistik tutmadığı, kaç hasta olduğu kaçının tedaviye erişebildiği yönünde etkin çalışma yürütülmediği anlaşılmaktadır. Sivil toplum örgütleri açısından da faaliyet yürütmenin zor olduğu cezaevlerinde bu ve benzeri hak ihlallerinin tespiti oldukça zordur. Güncel verilerin hazırlanarak kamuoyuna açıklanması, bu sorun alanının çözümü açısından ilk adım olacaktır. Ayrıca tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişimlerindeki usülün değiştirilmesi gerekmektedir. Tedavi almak isteyen tutuklu ve hükümlüler hakkında tıp eğitimi almamış idarecilerin karar veriyor olması kabul edilemez. Ayrıca ikinci veya üçüncü derece sağlık hizmetlerine yönlendirilmiş tutuklu ve hükümlülerin doktorunu seçme şansı tanınması ve/veya başka doktorlardan fikir almasına olanak sağlanması; anayasal ve uluslararası ilkeler doğrultusunda yapılmış uygulamalar olacaktır.

 




Bu haber 128 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,138 µs