En Sıcak Konular

DEFTERDAR SARI MEHMET PAŞA'YA GÖRE RÜŞVETÇİLİK YOLSUZLUK

20 Şubat 2014 16:50 tsi
DEFTERDAR SARI MEHMET PAŞA'YA GÖRE RÜŞVETÇİLİK YOLSUZLUK Türk devletini yönetmeye talip olan siyasetçilerin ve siyasetçi adaylarının Türk siyaset tecrübelerinin süzülmüş ve damıtılmış neticelerinden olan siyasetnameleri muhakkak okumaları gerekiyor.

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre rüşvetçilik, yolsuzluk-1

Türk devletini yönetmeye talip olan siyasetçilerin ve siyasetçi adaylarının Türk siyaset tecrübelerinin süzülmüş ve damıtılmış neticelerinden olan siyasetnameleri muhakkak okumaları gerekiyor. Siyaset, soyut bilgiden çok somut tecrübeler üzerine inşa edilen bir devlet ve toplum yönetme sanatıdır. Bu bağlamda Türk tarihi zengin bir bilgece siyasetname birikimine sahip. Hemen ilk aklımıza gelen eserler: Yusuf Has Hacib: Kutadgu Bilig, Farabi: El Medinetü'l-Fazıla, Nizamülmülk: Siyasetname, Keykavus: Kabusname, Lütfi Paşa: Asafname, Gelibolulu Ali: Nasihütü's-Selatin. Bunlar arasında bir de Defterdar Sarı Mehmet Paşa'nın Devlet Adamına Öğütler (Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı bir siyasetnamesi var ki tam da bugünlere hitap ediyor. 
1717 yılında ölen ve Osmanlı Devletine 50 yıl hizmet eden Defterdar (Maliye Bakanı) Sarı Mehmet Paşa, devlet idaresiyle ilgili tecrübelerinden oluşan Nesâyihü'l Vüzerâ ve'l-Ümerâ (Devlet Adamlarına Öğütler) adlı eserini 1714-1717 yılları arasında yazdı. Bu eserinde bugünlerin önemli gündem maddesi olan rüşvetçilik, yolsuzluk, hırsızlık, usulsüz mal ve para edinme durumları hakkında dikkate değer bilgiler veriyor.
Mesela eserinin "MAKAM SAHİPLERİNİN HALLERİNİ VE RÜŞVETİN ZARARINI ANLATIR" bölümünde şöyle diyor:
"Makam sahiplerinin hal ve hareketleri ve tavırları ve beldeler ahalisiyle dirlikleri nasıl olmalıdır, bilüp ve rüşvetçiliğin kötülükleri dahi ne aşamalardadır bilinüp ona göre hareket eylemek bütün devlet vekillerine gerekli önemli işlerdendir.
Evvelâ taşrada olan makam sahiplerinin hallerinin niteliği araştırılıp hareketleri bilinmek lâzımdır. Bir iki şikâyetçi yüzünden bir memleket valisinin azli gerekmez. Ancak Vezir-i azam (başbakan) hazretleri tarafından kendisine öğüt veren mektup gönderilip uyarılmalıdır. Bununla uslanmayıp yine şikâyetçileri tekrar gelüp yolsuzlukları meydana çıkarsa azlolunmak gerektir. Makamları belli mevki sahibi kimselere vereler. Şeriatden ve dünyada olup bitenlerden haberdar olmayıp başaramayacak olanlara vermeyeler. Kayırma, rica veyahut rüşvet ile vermeyeler.
Geçmiş bütün devletlerde vatana ve millete ziyanlıkların, batmanın, karışıklık ve bozuklukların, "Emânetleri ehline veriniz" sözü ile iş görmekte ihmal yüzünden meydana geldiği herkesçe kabul edilmiştir.
İş erleri ve iş bilir mutedil kimseler beyzade değildir deye bir köşeye atılarak unutulmayıp o gibilere uygun olan devlet makamlarının verilmesinde faide çoktur. Rüşvetle ehliyetsize ve zalimlere devlet hizmeti vermekten çok çekinmek lâzımdır. Zira o gibi adamlara rüşvetle devlet hizmeti verilmek reaya mallarını yağmaya izin verilmeyi kapsar. Zira verdiği rüşvete karşılık lâzım. Rüşvet için verdiği şeyden başka kapusu halkı ve kendisi bir menfaat elde etmelidir. Bu konuda çok düşünmek lâzımdır. Bütün kötü âdetlerin ve zulümlerin başı ve başlangıcı ve türlü kötülük ve karışıklıkların kökü ve kaynağı; "felâketlerin büyüğü rüşvet", dedikleri fesat madenidir ki İslâm topluluğu için bundan ziyade belâ ve din ile devleti kökünden yıkıcı başka kötülük yoktur. Çünki rüşvet kişinin dinini ve devletini yıkar. Bir iş ki hiç bir yararı yok ve belki zararı sürgit ve bulaşıcı iken hem dünyada herkese maskara olmak ve hem ahirette acı azaplara çarpılmak akıllıların kârı mıdır? Peygamberimiz "rüşvet verene de rüşvet yiyene de Allah lanet etti" buyurdular. 

KIT'A:
"Ekseri zulmün irtişâdandır (rüşvetçiliktendir) 
Yir komaz adl (adalet) ile bir işe dahi 
Le'an Allâhü (Allah lanet etti) dedi Peygamber 
Can-ı râşiye mürteşiye dahi (rüşvet verene de alana da )."
Bir devlet hizmeti rüşvetle verilmek lâzım gelirse bu yol Allah göstermesin o kimse devlet tarafından çeşitli zulümler yapmağa yetkilendirilmiş olmak yüzünden fakir ahaliye zulüm ve yolsuzluklar yaparak fakirler üzerine ateşler salup halkı perişan ve mamur mülkü harap ve viran eyler." (s.54-56)
Yazımızı Sarı Mehmet Paşa'nın en özlü sözü ile bitirelim: "Rüşvet kişinin dinini ve devletini yıkar."[1]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre rüşvetçilik, yolsuzluk-2

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714-1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde tarafımızdan bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde günümüzde yaygın olan rüşvetçilik, yolsuzluk, usulsüzlük konularını açıklamaya şöyle devam ediyor:
"Osmanlı Devleti makamlarında azil sakıncası giderilmek ve buyruk sahiplerinden zulüm ve adaletsizliğe sapanları siyaset kılıcı ile ortadan kaldırmak vaadi ve korkutmasıyla rütbeler lâyıkına karşılıksız ve parasız ihsan oluna.
Hiç kimse yeterli olduğu rütbe için istekte bulunmak külfetine ve zahmete ve mal, hediye ve rüşvet vermeye muhtaç değildir.
Devlet sahipleri hak üzere davranıp rütbeleri, yeterli olanlara vermekte adalet gösterirlerse rüşvet vermek lâzım gelmez.
Meselâ: Hesap ilmine dair bir iş oldukta o fende yeterli olan kimseyi buldurup hesap işinin başına müdür tayin edeler.
O da bilgi ve hüneri sayesinde işi yetki ile yönetir. Hiç bir istekte, hırsa kapılıp ve dalkavukluk edüp rüşvet vermeğe gerek kalmaz. Amma hariçten hesap bilgisi kısa bir kimse gelüp elbette o hizmette beni çalıştırın size şu kadar akçe rüşvet vereyim dese ve isteğine izin verseler; her ne kadar görünüşte aldıkları rüşvet parasından bir faide görünür; lâkin o fende cehaleti ve beceriksizliği sebebi ile kârını başa çıkaramayup sonunda büyük zarara sebep olur.
Sözün kısası rütbeler verilen kimse Osmanlı Devletine yararlı hizmeti geçmiş ve memur olduğu işlerde tam bir himmet ve gayret göstereceği bütün halk tarafından bilinüp saltanat işlerinin inceliklerinden gafil olmamak üzere tecrübeli kimseler olmağa muhtaçtır. Rüşvetle ehliyetsize devlet hizmeti verilmesi büyük hatadır.
Gerek vezir-i azama (başbakana) ve gerek bir memlekette vilâyet valisi olan vezir, mir-i mîrân (beylerbeyi), âmirler ve sair buyruk sahipleri bir kimsenin şeriata ve yüksek kanuna aykırı bir işin karşılığı sunduğu rüşvete göz ucu ile bakarak iltifat etmeyip rüşveti sunan haksız bozguncuya can düşmanı olursa, emrindekiler, vesair iş başında olanlardan hiç kimse mala eğilim düşüncesinde bulunmak ve zulüm günahına heves etmeye kalkmak ihtimali olmaz.
Adaletli bir vezirin bir başka iyi hali olmasa da rüşvetten perhizi yetişir ve bu büyük iyilik herkese yararlı bir dünya değer büyük sevaptır.
Zamanımızda kadılardan nicesi rüşvetin adını "Mahsûl" koyup Allah'ın emirlerini yerine getirmeyüp Allah korusun hangi taraf rüşveti ziyade gösterirse ona hüküm eder. İsterse alacaklıyı borçlu ve müflisi Karun çıkarır. Allah rızası için, bu gibileri dahi büyük önemle araştırmakta güç kuvvet harcayalar ve bunları sözü geçen yoldan atıp uzaklaştıralar.
Bunların hakkında netekim denilmiştir:
KIT'A:
"Lanet ol mâle ki şer'i (dini) satasın 
Hükm-i mevlâyı (Allah'ın hükmünü) yabana atasın 
Hakkı ibtâl idesin rüşvet için 
Dîni mâle veresin devlet içün 

Bunu fikretmiyesin ey gümrâh (yolunu şaşırmış) 
Ki şerefle budur ol şer'ullâh (Allah'ın dini)
Anı tazim ile Cibril-i emin (Cebrail)
İtdi ârayiş-i ruhsâr-i zemin (yeryüzünü süsledi)."

Allah korusun kanuna göre yapılması lâzım gelen işleri rüşvet ile geri bırakıp yasaya aykırı kötü bir işi işleme kadar büyük bir günah yoktur. Ve devlet sahiplerine rüşvet hastalığı gibi ilacı müşkil belki ilacı yok bir devasız hastalık yoktur. İyi düşünüp bundan son derece perhiz etmek ve çekinmek lâzımdır. Meğer ki kişinin kendi dostu bir hediye getire, bu hediyeyi almakta sakınca yoktur. O da bir nesne dolayısıyla olmaya; ancak sevginin artmasını sağlamak niyeti ile ola. 
Müderrisler (Profesörler) ve bilginler topluluğu ve bilginlerin başkanı olanlarla danışılıp devlet memuriyetleri onların reyleriyle verilip birbirlerine aykırı söyledikleri sözlere kulak verilmemek gerektir.
Osmanlı Devleti'nde olan eyalet ve sancaklar; doğru olup, yolu ile gelmiş, yararlı, ünlü ve emektar olan beylerbeyi ve sancak beylerine ömür boyunca sürecek şekilde tevcih ve ihsan olunsa ve büyük cürmü meydana çıkanların kanuna uygun cezaları verilüp adamakıllı haklarından gelinse ve büyük hâkimler ve kadı efendiler imtihan olunup bilgisi olmayıp ehliyetsiz olanları ihraç ve memuriyetleri bilgi ve fazilet sahibi kimselere verilip müddetleri olan günlerinden bir günleri kısaltılıp uzatılmamak üzere ferman buyurulup eski usuller uygulansa, rüşvet verenler rüşveti kime verir ve rüşvet alanlar kimden rüşvet alabilir. Bu takdirde rüşvetçilik büsbütün ortadan kalkıp hâkimler de âdil olunca reayaya zulüm ve adaletsizlik olmaz. Ve bazı mahallerden; perişan olan reayanın yine eski vatanlarına kendi istekleriyle nakil ve iskân eylemeleri umulur." (56-62) [2]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre devlet adamının hırsızları koruması

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714–1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde güvenilir ve saygın devlet idarecilerinin hırsızları, rüşvetçileri, yolsuzları koruyamayacağı üzerinde duruyor. 
Usulsüz yollarla ya da bir şekilde kılıfına uydurarak haksız mal ve para edinmiş devlet görevlilerini koruyup kollamanın, onlara arka çıkmanın, hırsızları, yolsuzları, rüşvetçileri adalete teslim etmemenin, mahkemede adil bir şekilde yargılamadan kaçırmanın, hırsızları yargılayacak savcıların, hâkimlerin, hukuk adamlarının görevlerini yapmalarına engel olmanın felaketi konusunda şunları söylüyor:
"Bir haramzade yakalanıp ele geçince, kanuna göre cezası öldürülmek midir, yoksa müebbet veya süreli hapis midir, yahut dayak mıdır? Cezayı şeriata uygun olarak yerine getirmek ve arka olma, rica, rüşvet ve hediyelerle suçluyu kurtarmaktan çekinmek gerektir. Öldürülmesi dinin emriyse ve hakkında uygulanacak işlem kanun hükümleri gibi şeylerse, göz yummak, salıvermek, affetmek yolarına gidilmemelidir. İster af, ister cezalandırma sözkonusu olsun, nasıl bir işlem yapmak gerekiyorsa onu iyice araştırarak uygulamak ve hiçbir zaman acelecilik tehlikesine düşmemek gerekir." (s.32)
Demek ki devletin ve milletin parasını bir şekilde çalan hırsız devlet yöneticileri yakalanınca en adaletli bir şekilde mahkemede yargılanacaklardır. Hırsızların yargılanmaları sırasında adaleti tam gerçekleştirecek olan bağımsız yargıya siyaseten müdahale edilmeyecek, hukuka, savcıya, polise karışılmayacak, görevlerini yapmaktan başka suçları olmayan bu vatan evlatları sürgüne gönderilmeyecekler. Bunların yerine siyasi iktidar, kendi emirlerini yerine getirecek, istediği gibi yargılama yapacak özellikte özenle seçilmiş savcı, hâkim, polis getirmeyecek. Hakkı, hukuku, adaleti gerçekleştirmek için iktidara gelip de tam tersini yapanların vay acınası hallerine.[3]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre ideal devlet adamı

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 17141717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde ideal bir Türk devlet adamının özelliklerini de sayıyor. Bunlar ana hatlarıyla şöyle:
"Müslümanların işlerinden bir iş kendisine verilmiş olan kimse kapısını kapar da, mazlumlar ve muhtaçlar ona ulaşamazsa o kimsenin de çok ihtiyacı olduğu bir yerde rahmet kapısı kapanıp Tanrı'nın umuma olan rahmetinden ve eksiksiz kereminden mahrum kalır; demişler.
Bu geçici dünyada devlet ve saltanattan beklenen, lezzet ve şehvetleri yerine getirmek değildir. Belki ahiret azığı toplamak, hayırlı işlerle temiz adını sürdürmek ve iyi anılmayı ebedîleştirmektir.
Zamanı, saltanatın önemli işlerine harcamalıdır; saza, söze ve içkiye meyletmek doğru değildir.
kanaattir. Mümkün mertebe kendini düzeltmeye ve işleri düzene koymaya özenmek ve çalışmaktır.
Yüksek meclislerinde asla maskaralığa, yersiz şakaya, kahkahalar attıran mizaha, arabozuculuğa, başkalarının kusurlarını saymaya ve kötülüğe izin verilmemeli, taklit, oyun ve eğlenceye dair anlamsız davranışlarda bulunulmamalıdır. Sohbetlerde daima din ve devlete ve ülkeyi koruma tedbirlerine ilişkin konular üzerinde durmak gerektir. Zira "şakayı çok yapanın vakarı gider" buyurulmuştur.
KIT'A:
"Bir kişi kim latifeyi çok ide, 
Eksilir ırzı ve vekarı gider. 
Açılur nüktelerle her sırrı 
Keşfolur cümle aybı, ârın gider." (s.24) 
Ve daima şanı büyük Allah'tan korkup çekinmeli, haktan uzaklaşıp doğruluk yolundan sapmaksızın Şeriatı yürütmeye çalışmalıdır. Zira "Tanrı'dan korkandan herkes korkar" buyurulmuştur.
KIT'A:
"Ol ki havf etti (korktu) Hazreti Haktan (Allah'tan), 
Korkar ondan cemi' (bütün) halkı ilâh (kullar) 
Haşyetı hak'dan (Allah korkusunda) ol ki hâlidir (uzaktır), 
Korkutur her kişiden anı (onu) ilâh (Allah)."
     Gerek şanlı padişah, gerek şanı yüksek vezir ve ülkenin valileri, halkın yargıç ve subayları her zaman durumlarını kutsal şeriata uydurmaya ve adalet üzere hareket etmeye gayret ve dikkat eylemek gerektir.
Zira adalet hakkında Peygamberimiz, "bir saatlik adalet, yetmiş yıllık ibadetin yerini tutar" buyurmuşlardır.
KIT'A:
"Hâkim olan kimesne bir saat 
Emri Hak (Allah'ın emri) üzre kim adalet ide, 
Ola mı bu sevaba adli adil (adaletli kişinin adaleti) 
Ki o yetmiş sene ibâdet ide."
Ve yine adil hakkında buyururlar: "Kıyamet gününde insanların en sevimlisi adil önderdir". 
KIT'A:
Ol şehindir (padişahındır) saadeti kevneyn (her iki dünya mutluluğu), 
Meyli yok zulme, adle maildir (adalete eğilimlidir). 
Hazreti izzete (Allah için) ahabbünnâs (insanların en sevimlisidir), 
Yevmi mahşerde (Mahşer gününde) şahı âdildir (adaletli padişahtır)." (s.2426)
Demek ki Türkİslam devlet geleneğinde devlet adamı mazlum ve muhtaçlara kapısını kapatmayacak. Zenginlerle alavere dalavere ile kendisi, ailesi, akrabası, eşi dostu için para, arsa, villa, şirket ortaklığı, yönetim kurulu üyeliği, bilmem ne alışverişi yapıp öbür taratan garibanı, fakiri fukarayı azarlayıp bağıra çağıra onları kovmayacak.
Türk milletini yönetmeye talip devlet adamı denilen kişi, Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre sükûnet içinde olacak. Yani her gün televizyonlarda, miting meydanlarında hançeresini yırtarcasına, yüzünü acayip şekilde gerdirerek bağırıp çağırmayacak. Kendisinde Allah korkusu, adalet ve kanaat olacak.[4]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre adaletli devlet yönetimi

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714-1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde ideal manada bir devlet yönetiminde adalet kavramına önemli bir yer veriyor. İslam inancından, Türk töresinden ve tecrübelerinden süzülmüş bu adaletçi yaklaşımını şöyle ortaya koyuyor: 

"Bütün amirlerin adalete uygun davranmaya çalışmaları gerekir. Fakat padişahlar bu konuya herkesten daha fazla önem vermelidirler. Zira, adalet hazinenin artmasına ve halkın çoğalmasına yol açar. Hazine ise halkın çokluğundan ve Ülkenin bayındırlığından kaynak alır. Memleketin ümranı ise adalet iledir. Harap olan bir ülkenin maldan nasibi olmaz ve halkı zenginlikte yetersiz olur. Nitekim şöyle denilmiştir:


KIT'A:

"Mülk durmaz eğer, olmazsa ricâl,

Lâzım amma ki ricale emvâl. 

Mal tahsili raiyetten olur. 

Bağ ü bostan zirâatten olur. 

Olmasa adl reâyâ durmaz, 

Adlsiz çetr ikamet kurmaz 

Adldir asl-ı nizâm-ı âlem 

Adlsiz saltanat olmaz muhkem. 

Mülkde zelzele gaflettendir. 

Terk-i ahkâm-ı şeriattendir. 

Bâğıbân etmeyicek çeşmini bâz 

Bağına herkes eder desti dırâz."


Manzumenin günümüz Türkçesiyle karşılığı:

"Ülke durmaz eğer, olmazsa esaslı devlet adamı, 

Amma devlet adamlarına da mal lazım. 

Mal tahsili halktan olur. 

Bağ bahçe ziraatten olur. 

Olmasa adalet halk durmaz, 

Adaletsiz çadır bile kurulmaz 

Adalettir dünya düzeninin aslı 

Adaletsiz saltanat olmaz sağlam. 

Ülkede zelzele gaflettendir. 

İslam'ın hükümlerini terk etmektendir. 

Bahçıvan gözünü dört açmayınca 

Bahçesine herkes elini uzatır." (s.27-28)

     
Demek ki devleti yöneten kişiler, adalet dediğimiz o büyülü kavramı bütün zerreleriyle içselleştirmek zorundadırlar. Zira adalet, yönetenle yönetilen arasındaki güveni, saygıyı, birlik ve bütünlük ruhunu sağlamlaştırır. Yönetilenler, zorla ve baskıyla değil de soluduğu adalet havasından dolayı tamamen gönüllü bir mensubiyetle devleti, milleti, vatanı için çalışma ve üretme çabasında olacaktır. Bu da zorunlu olarak ekonomik anlamda millî üretimin artmasına, devlet hazinesinin dolmasına sebep olacaktır. Yöneticilerin adaletli yönetimine inanmayan; hatta kuşkulu bakan halk, devleti ve milleti değil; kendisini kurtarma derdinde olacak, milletinin kalkınmasını, yükselmesini, iyileşmesini düşünmeyecek, bu da devlet hazinesinin tamtakır olması neticesini verecektir. Devletin, vatanın, milletin kalkınması, gelişmesi ve ilerlemesi ile ülkenin adaletli yönetimi arasında doğrusal bir bağ vardır. Metinde geçen "Memleketin ümranı ise adalet iledir." Cümlesi bunun temel ilkesidir.

Adalet olmazsa milletin huzuru, mutluluğu, çalışma, üretme, paylaşma, fedakârlık duygusu, millî birlik ruhu yok olur. Bu da devletin dağılmasına, milletin perişan olmasına, vatanın elden çıkmasına yol açar. Dünyanın ve ülkenin nizamı, düzeni adalete bağlıdır. Çünkü adalet, halkın devletine olan gönüllü bağlılık, teslimiyet ve devleti için karşılıksız fedakârlık ruhunu besler. 

Eğer iktidarı ele geçiren kişi ve gruplar, bütün bir Türk milletinin ortaklaşa alın terinin, çalışmasının, fedakârlığının, emeğinin ürünü olan Devlet hazinesini, haksızca, usulsüzce, kanunsuzca, adaletsizce kendileri, yakınları, eşleri dostları için kayırarak yağmalarlarsa yöneten ve yönetilen arası güven duygusu yok olur ve devlet ve millet hızla dağılmaya, yok olmaya yüz tutar.[5]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre iç güvenlik hassasiyeti

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714-1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde bir devletin ve milletin dimdik ayakta kalmasının temelinde, devletin kendi hâkimiyetini tam olarak kurarak iç güvenliği sağlaması yatmaktadır. Devlet demek, hükmettiği bütün vatan parçalarında tek bir hâkimiyeti, tek bir millî devlet egemenliğini tesis eden kurum demektir. Eğer bir devlet, iç güvenliği sağlayamazsa, vatanın bazı bölümlerini tek millî devletin dışında başka unsurlara bırakırsa orada güven, huzur, gelişme, kalkınma olmaz. Bu meseleyle ilgili olarak Sarı Mehmet Paşa şunları söylüyor:
"Yargıçlar ve köyler halkının hallerinden, günün olaylarından her ne olursa az ve çok bilgi alınmak üzere gizli ve açık maaşlı, özel, güvenilir adamlar tayin edilerek ülkenin durumu hakkında bilgi almağa önem vermek gerektir. Zira ilgilenilmezse, zalimlerin zulmünden ve valilerin de önem vermemeleri yüzünden, eşkıyanın tasallutundan ötürü halk vatanını terk ederek başka diyarlara dağılıp perişan olacağı gibi bir çok yerler halksız ve faydalanmadan uzak kalacağından o yerlerden geçen yollarda da güvenliğin tamamen sarsılması, yolculardan nicelerinin mal ve yiyeceklerinin yağma edilmesi ve adam öldürme ve zarar verme gibi hallerin eksik olmaması yüzünden hazine gelirlerinde bile önemli azalmalar olacağı şüphesizdir." (s. 28-30)
Demek ki güçlü, millî Türk devleti demek, millî devlet kurumuna tam bağlı, her anlamda güvenilir, yani millî Türk devletinin dışında başka yapılara, başka devletlere hizmet etmeyen, devletine ve milletine ihanet etmeyen memurlar kadrosuyla yönetilmek demektir. Tam bağımsız millî Türk devleti yerine Amerika'ya, Avrupa Birliğine, Rusya'ya, İran'a, Barzani'ye, Çin'e, şuraya buya hizmet eden devlet görevlileri varsa, bu tür hainlerin elinde devlet-mevlet kalmaz, kısa sürede dağılır. Demek ki millî Türk devleti için başka paralel devlet yapılanmalarına izin verilemez. Bugün en büyük ve en tehlikeli paralel devlet yapılanması Güneydoğumuzu esir alan PKK eşkıya grubudur. Mehmet Paşa'nın ifade ettiği gibi "valilerin ve tabii bir bütün olarak devlet yöneticilerinin önem vermemeleri yüzünden, eşkıyanın tasallutu" almış başını gitmiştir. PKK, o bölgede âdeta devlet içinde devlet kurma çalışmalarına hız vermiştir. Buna da göz yumulmaktadır.

Bunun yanında ayrıca Amerika ve İsrail hesabına çalışan ikinci bir paralel devlet yapılanması vardır ki bu da son derece sinsi bir ihanet şebekesidir. Bunlar sanıldığı gibi sadece dinî görünümlü bir yapıdan ibaret değildir. Bunlarla birlikte hareket eden bazı liberaller, Türk düşmanlığına dayalı başka bazı etnik gruplar elele vererek içerden bağımsız millî Türk devletini bütün değer, ilke ve kurumlarıyla yok etmeye çalışıyorlar.[6]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre devlet adamının tavrı ve üslubu

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714-1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde bugünkü Türkiye'yi yönetme memuru olan ve hergün televizyonlarda, açık hava ve kapalı salon toplantılarında, devlet dairelerinde Türk milletine bağıra çağıra hakaret eden ve bir türlü Türk olamamış "Türkiyeli!...." bir kısım devlet idarecilerine idarecilik ve üslup dersi vermektedir. Sarı Mehmet Paşa şöyle diyor:

"İş sahiplerinin (yani vatandaşın) hallerini can kulağı ile dinleyip kanuna aykırı değilse yerine getirilmesine çalışılmalıdır. İki tarafın sözü gereği gibi anlaşılmadan hüküm verilmemelidir. İş sahiplerine tatlılıkla cevap verilmede büyük sevap vardır. "Güzel söz sadakadır" buyurulmuştur. Kimsenin gönlünün kırılmamasına gayret eyleyeler. Zira: "Mızrak yarası onulur, lâkin dil yarası onulmaz" demişlerdir.

KIT'A:

"Kimseye verme huşunetle cevap 

Lûtfla, izzet ile eyle hitap. 

Terk-i âyîn-i cefa vü sitem et, 

Bed-suhan dilşiken olma kerem et, 

Hele neylersen eyâ, ruh-i revân, 

Olma hâtır-şiken ü tiz zeban."    

Günümüz Türkçesi ile karşılığı:

"Kimseye verme kabalık ve sertlikle cevap

Lütufla, izzet ile eyle hitap. 

Zulüm, eziyet ve cefa âdetini terk et. 

Kötü sözlü ve kalp kırıcı olma, iyi davran 

Hele neylersen ey, ruhun ferahlığı, 

Gönül kırıcı ve keskin dilli olma."      

Hazret-i Ali (k.v.), "Acı sözden ekşi yemek hayırlıdır" buyurmuştur.

KIT'A:

"Yâr ol dostlarına bâr olma. 

Su-yi hulk ile dil azar olma, 

Kimsenin cevr ile canın sıkma, 

Hatırın yapmağa sa'y it yıkma."     

Günümüz Türkçesi ile karşılığı:

"Dostlarına yar ol, yük olma. 

Kötü ahlak ile gönül kırıcı olma

Kimsenin eziyet ve sıkıntı ile canını sıkma, 

Gönlünü yapmağa çalış, yıkma."      

Bir kimsenin şerefini yıkmak yolunu tutmayıp, elden geldiğince haysiyetini korumaya ve garez ve ivazsız tatlılıkla gönlünü almaya, kalbini avutmaya çalışmak gerektir. Kendi garezi için kimsenin haysiyetinin kırılmasına ve hayatının yok edilmesine çalışmayalar. Kızdığı zaman nefsini zaptedip kalbini sabır ve sükûnet ipi ile bağlayıp; kanunen bir kimseye sopa cezası vermek lâzım gelse sopa sayısının sınırını aşmayalar. Faydasız sövmekten ve meşru olmayan lanetten çekineler. Kalp kırıcı olmaktan çok sakınmalıdır. Zira "Mü'minin kalbi Allah'ın tahtıdır" buyurulmuştur.

KIT'A:

"Ey ki ettin gönüller âzürde, 

Sırr-ı dilden hiç olmadın âgâh. 

Tetimme dil mekân-ı hudâ-yı arş-ı mekin, 

Kalb-i mü'min vesî' arşullah."     

Günümüz Türkçesi ile karşılığı:

"Ey ki gönüller incittin, 

Gönlün sırrından hiç haberdar olmadın 

Ek: Gönül, Allah'ın yüce makamıdır. 

Müminin kalbi Allah'ın geniş yüce makamıdır."     

KIT'A:

"Kesr-i hâtır günehin ekberidir, 

Cümle ma'siyyetin o eşbehidir. 

Eyle hâtıraları tamire şitab, 

Eyleme arş-ı ilâhîyi harab.

Günümüz Türkçesi ile karşılığı:

"Kalp kırmak, günahın en büyüğüdür

Bütün günahların o en irisidir.

Gönülleri tamir etmeye koş

Allah'ın yüce makamı olan gönülleri harap etme."   

Zayıflarla, miskinlerin hallerinden de gafil olmamak gerektir. Onların hâllerini arayıp sormayı borç bilmek gerektir. Zira halkın gönlünü kazanma, hâlikin rızasını kazanma gereğidir. Herkese şefkatle bakılıp hakaret ve hainlikle bakmamak yeğdir. Nitekim demişlerdir.

BEYİT:

"İtme derviş-i abâ pûşe hakaretle nazar. 

 O da halince fena milketinin şahı geçer." (s.36-38)

(Basit, sıradan bir elbiseye bürünmüş olan dervişe aşağılayarak, hakaretle bakma. O da halince bu geçici dünyanın padişahıdır).[7]

 Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre devlet adamının intikam duygusu

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714-1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde bir devlet adamında olması gereken insani vasıfları, yönetimindeki vatandaşlara nasıl muamele etmesi gerektiği konusunda Türk-İslam kültür ve medeniyet birikiminden süzülmüş bilgece yaklaşımlar ortaya koyuyor. Sarı Mehmet Paşa şöyle diyor:

"Ve düşman dahi olursa hiç bir Tanrı kulunun başına gelen musibetten sevinmeyip, kimsenin inkisarını almayalar. Eli altındaki halkın korunması için himmet hazinelerini harcamaya önem verip halkın haklarını yerine getirmek ve esasları sağlam kanunu yürütmek yolunda güzel çalışmalara özen ve çaba göstermeye dikkat edip eşkıyanın yakalanması, reâyânın (halkın) iyi idare edilmesi ve korunması, memleketin muhafazası, kötü âdetlerin yok edilmesi, halka yapılan haksızlıkların önlenmesi ve kaldırılması ve fesat tohumlarının temizlenip yok edilmesine önem vereler.

Fırsat düştükçe iyiliği görülen adama mükâfat eylemek ve kemlik (kötülük) etmişleri affeylemeye çalışmak soylu kimselerin yaradılışına uygundur.

Kişi dünyalık düşüncesinde olmayıp arası açık olduğu düşmanı fırsat buldukta, türlü lütuf ve bahşişlere boğar ve "Geçen geçti" (Darül-Emân) kurtuluş kapısına girdi sayıp cömertliklerin en güzeli olan bağışlama ile karşılarsa iki cihanda da büyük mükâfata mazhar olur. Zira bağışlamadaki faydaların üstünlüğü şu hadis-i şerifin çok güzel manasından belli olur. Peygamberimiz (s.a.v.) "Elinde kuvvet varken bir kimse birini bağışlasa, Allah da onu bu yüzden zor gününde bağışlar" buyurmuşlardır.

KIT'A: "Bulsa bir kimse düşmana fırsat 

Kâdir oldukça (güç ve iktidar sahibi iken ) eylese anı af 

Afv idüp bun deminde anı hüdâ (Allah)

Nice nice günahın eyler af." (s.40) 

Demek ki Türk milletini yönetmeye memur edilmiş bir kısım idareciler, kin, garez ve intikam duygularıyla Türk milletini çökertmeye, yok etmeye çalışmayacaktır. Siyaset ve idarecilik demek, muhalif kesimlerden intikam almak, onları tasfiye etmek demek değil; halkın tamamının gönlünü alacak iyi işler yapmak demektir. İntikam üzerine kurulu siyaset kültürü, Türk milliyetiyle de İslam imanıyla da bağdaşmaz. Ama bugün Amerika'nın vesayetinde siyaset yapan bazı siyasi kesimler, efendileri olan Amerika'nın tahrikleriyle iktidara geldiklerinde muhalif kesimleri tasfiye etmeye hatta yok etmeye çalışıyorlar. Bu tamamen Haçlı Batının İslam dünyasını "böl, çatıştır, zayıflat ve yok et" projesinin neticesidir.[8]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre devlet adamının millet parasına el uzatmaması

Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714–1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde devlet idaresini elinde bulunduranların milletin ortak hazinesi olan paraya tasarrufları, parayı kontrol eden idarecinin vasıfları konusunda çok önemli uyarılarda bulunuyor. Bugün Türkiye'de yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık şayialarının ayyuka çıktığı bu zamanda bu uyarılar çok önemli.

Yazar, devletin maliyesini, para işlerini kontrol eden kişinin, maliye bakanı ya da görevlisinin yani defterdarın ya da bütün bakanlıklarda devletin milletin parasına tasarruf etme yetkisi verilen görevlilerin nasıl bir kişilik, huy ve karakterde olması gerektiğini şöyle açıklar:

"Defterdar olanlar da kötülüklerden çok kaçınıp açgözlülük ve garezden uzak, doğru ve din duygusuna sahip olup yüce devlet tarafından kendisine verilen kalemiye ve diğer geliriyle yetinip kimseden rüşvet ve mal ve menfaat sağlamak sevdasında ve heva ve hevesinde olmayıp güvenlik ve doğruluk yolunu tutmuş, din ve akıl kurallarına uymuş olup defterdarlığı ilgilendiren kamu hizmetlerinde güzel işler yapmağa dikkat ve hazine gelirlerinin artmasına ve giderlerinin azalmasına önem vermek gerektir. Ancak giderlerin azaltılması da yalnız defterdarların çalışıp ilgilenmesi ile olmaz. Bizzat padişah hazretlerinin himmetleri ve sadrazam hazretlerinin güzel tedbirlerinin buna eklenmesine muhtaçtır." (s.70)

"Defterdar olan adam yolsuzluk çukurunun hiyanetine düşmüş; kendi çıkarları için devlet düzeninin yıkılmasına ve tehlikeye düşmesine sebep olan, hazine hizmetlilerinin devlet gelirini sıkı tutmada bağlılık ve kötülükleri nedir, nice ele alınmayacak tezkireler ile hazineden akçe almakta ve sair hallerde hareketleri ne veçhiledir, hile ve düzenbazlıkları nedir bilüp anlamaya muhtaçtır.

Özellikle hazinenin yıkıcıları olan istenmez (………. kişiler) elinde nice savsanmış–savsaklanmış tezkireler bulunur ki, sağ yerlere geçirmeye, usulüne aykırı bazı konuları kitabına uydurmaya ve yerine yatırmaya çabalayarak her biri bir takye kapmak içün fırsat köşesinde daima devlete kötülük etmeye bakarlar.

Nice nice kötücül ve hileci böyle işleri kâr edinmiş kimseler vardır. Yer gözetirler. O gibilerden haberdar olunmadığı surette türlü türlü hile ve düzenbazlıkla devlet malına ziyan vermeleri kaçınılmazdır ve işlerin karışmasına sebep olurlar. Defterdar onu anlamaya muhtaçtır."(s.66)

Demek ki devlet yöneticisi denilen adam, aç gözlülük, paragözlülük yapmayacak, milletin parasını çalıp çırpmayacak, doğruluk ve din duygusuna sahip olacaktır. Milleti "İslamcıyım, namaz kılıyorum, eşim başörtülü" diye aldatıp iktidara gelerek sonra da doğruluk ve din duygusuna aykırı biçimde hırsızlık, rüşvetçilik, yolsuzluk, usulsüzlük yapmayacak. Maaşına razı olacak, milletin hazinesine elini uzatmayacak. Yönetici denilen adam, kişisel menfaat sağlamak hevesinde olmayacak, milletin hazinesini daha da artırmaya ve millet parasını yine sadece millet menfaatine harcamaya çalışacaktır. Milletin hizmetinde olacak ve millet adına güzel işler yapacaktır. Türk milletini ayaklar altına alan, Türklüğü ve Türk milletini yok etmeye çalışan bir kısım idarecilerin bu nasihatları dikkate alacaklarından umudumuzu kestik. Onlar kulakları var duymazlar, gözleri var görmezler, kalpleri var hissetmezler. Onlar şaşkın vadilerde dolaşırlar. Biz sadece asil Türk milletine hitap ediyoruz.[9]

Defterdar Sarı Mehmet Paşa'ya göre başbakanın usulsüz servet edinmesi

Osmanlı’nın önemli devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşa (ölümü: 1717), Devlet Adamına Öğütler (Yazılış tarihi: 1714–1717 yılları arası. Yayınlanışı: Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992) adlı eserinde genel olarak devlet idarecilerinin, özel olarak da başbakanın maaşı dışında usulsüz servet edinmesi konusunda çok ciddi uyarılarda bulunuyor. Günümüze de uyarlanabilecek olan bu uyarılar Sarı Mehmet Paşa’nın ağzından şöyle:

“Özellikle sadrazam (başbakan) hazretlerine gereklidir ki ‘para iyiliktir’ düşüncesi ile zaman adamı olmayıp kendisi için servet toplamak, definelere sahip olmak düşüncesinden vaz geçeler ve memleketin gidişinde kendini gösteren düşkünlük ve bezginliğe çare bulmak için akıl kullanalar.

Padişah hizmetini hemen mal toplamaya vesile saymayıp, padişahın özel mallarını ve köyler halkı ile askerin kamu mallarına karşı açgözlülük etmeyeler. Ve vezir–i azam (başbakan) olanlar kendilerine ayrılmış olan “has”lar ile yetinseler bazı etraftan da belli şeyleri ve hediyeleri eksik değildir.” (s.14–16)

“Halktan rüşvet ve müsadere adıyla para alınıp onlara kötülük yapılmazmış. Hâlâ rahmetle anılır. Kısaca o makama şeref veren devletli, halktan para cezası ve rüşvet adıyla Allah korusun mal toplamak sevdasına düşmemek gerektir.

Kanaatkâr olup açgözlülükten ve ceza gününü düşünüp Tanrının kahredici gazabından çekinmek gerektir. Zira mal toplama ve saklama, sahibini dünyada huzursuz, hesap gününde sorulacak soruları cevaplandırmada güçsüz kılar, azap çektirir ve pişman eder. Ama ne fayda?

Beyit:

“Malı çok etme, hazer eyle (çekin) azabından hem,

Renci (sıkıntısı) artar ağır oldukça yükü hamalın.” (s.18)

“Makama bağlanma ve hiçbir şeye gönül koyma ki eksikliğinde mahzun ve melül olmayasın. Ve hiç dünya malını isteme ki elde edemediğin için elem ve mihnet girdabında kalmayasın.”(s.46)

Ayrıca başbakanın, yönettiği halkın hizmetlerinin ve ürünlerinin karşılığı olan paranın değerini koruması da başta gelen görevleri arasındadır. Bir başbakan, sadece millî ekonomi siyasetiyle halkının el emeği ve alın teri olan hizmet ve ürünlerinin sembolik karşılığı olan paranın değerini koruyabilir. Yoksa Amerikan dolarına bağlanmış ve doların esiri olmuş bir Türk parası, Türk milletinin emek ve ürünlerinin çalınmasına, gaspına hizmet edebilir. 

Defterdar Sarı Mehmet Paşa, bu konuyla alakalı olarak da şöyle diyor:

“Para durumuna da önem verilerek darphanede basılan akçenin ayarı ve ağırlığı zaman zaman yoklanmak, sarraf ve ekmekçilerde kalp ve kırpılmış akçe olmaması için çok dikkatli davranmak gerektir. Bu konulara son derece özen gösterilmesi devletin gereklerindendir. Fiyat konusunu da yalnız kadılara ve çarşı ağalarına havale ile yetinmeyip her zaman yoklamalı. Günlük narhla da gereği gibi ilgilenmeli ve her şeyi değer pahasıyla sattırmalıdır. Zira aslında büyük işlerden olan narh durumu bir küçük iştir diye padişahlar ve vezirlerin ilgisinden uzak kalırsa, şehrin kadısı tek başına bu işi yürütemez. Memleketin yüksek yönetimi kadıya ait olmadığı için sadrazamlar narh ile ilgilenmemek yoluna gidemezler. Böyle olunca da her kişi istediği gibi alır, satar. Helâl malına açgözlülükle yılan zehiri katar.” (s.30) [10] 

Prof. Dr. Nurullah Çetin - Yeni Mesaj

Kaynak: YENİ MESAJ GAZETESİ

[1] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008792/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-rusvetcilik-yolsuzluk-1/prof-dr-nurullah-cetin
[2] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008794/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-rusvetcilik-yolsuzluk-2/prof-dr-nurullah-cetin
[3] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008808/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-devlet-adaminin-hirsizlari-korumasi/prof-dr-nurullah-cetin
[4] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008832/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-ideal-devlet-adami/prof-dr-nurullah-cetin
[5] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008834/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-adaletli-devlet-yonetimi/prof-dr-nurullah-cetin
[6] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008845/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-ic-guvenlik-hassasiyeti/prof-dr-nurullah-cetin
[7] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008857/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-devlet-adaminin-tavri-ve-uslubu/prof-dr-nurullah-cetin 
[8] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008869/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-devlet-adaminin-intikam-duygusu/prof-dr-nurullah-cetin
[9] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008880/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-devlet-adaminin-millet-parasina-el-uzatmamasi/prof-dr-nurullah-cetin 
[10] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008891/defterdar-sari-mehmet-pasa-ya-gore-basbakanin-usulsuz-servet-edinmesi/prof-dr-nurullah-cetin 



Bu haber 1,381 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,690 µs