En Sıcak Konular

ZİYA PAŞA'YA GÖRE HIRSIZLIK YOLSUZLUK HAK HUKUK ADALET

6 Şubat 2014 20:59 tsi
ZİYA PAŞA'YA GÖRE HIRSIZLIK YOLSUZLUK HAK HUKUK ADALET Ziya Paşa’nın 1870’te Cenevre’de yazdığı Terkib-Bend adlı eseri, hem o güne hem bugüne hitap eden, bu bağlamda güncelliğini ve evrenselliğini koruyan bir bilgelik metnidir.

Ziya Paşa'ya göre hırsızlık, yolsuzluk, hak, hukuk, adalet-I

Tanzimat Döneminin önde gelen Müslüman Türk şairlerinden, aydınlarından Ziya Paşa'nın 1870'te Cenevre'de yazdığı Terkib-Bend adlı eseri, hem o güne hem bugüne hitap eden, bu bağlamda güncelliğini ve evrenselliğini koruyan bir bilgelik metnidir.

Bu güzel ülkemizin son günlerde yaşadığı ahlâksızlık, yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, devlet millet parasının gasp edilmesi gibi olayları anlamada bu metin bize ışık tutuyor.

Resmî işlerde kanunlara ve usule aykırı şekilde özel kayırma karşılığında bir bedel alma ya da vermeye rüşvet deniyor. Devlet görevinde bulunan ve yetki sahibi olan kişi, emeğinin karşılığı olmayan haksız kazanç karşılığında kanunlara aykırı bir şekilde görevini kötüye kullanır. Kanunsuz işleri, para karşılığında kanunlara uygunmuş gibi bir duruma sokar. Bütün bunlar yolsuzluktur. Rüşvet, yolsuzluk, haksız kazanç elde ederek zengin olma, siyasi ve idari yetki sahiplerinin eşlerinin, çocuklarının, damatlarının, akrabalarının, dostlarının şirketlere ortak edilmesi, şirket yönetim kurullarında görevlendirilmesi gibi durumlar insani de değildir, İslamî de.

Siyasetçilerin ve idarecilerin bu tür malî ahlâksızlıkları, salt bugünün meselesi değildir. Bu Hz. Âdem'in oğlu Kabil'den günümüze kadar bütün zamanlarda ve bütün toplumlarda var olagelen insanî bir zaaftır. İnsan nefsi para, maddi menfaat konusunda daima zaaf içindedir. Bu yüzden daima yanlışa eğilimlidir. Gelen her din, iyi niyetli her düşünce, felsefe ve ideoloji bu zaafla mücadele etmiştir. Başarılı olan da var, olamayan da. Şu kadar başarılı olan var, bu kadar olan var. 

Nitekim Tanzimat döneminde de bazı siyasetçi ve idareciler, yetkilerini istismar ederek haksız kazanç elde etmişler, yolsuzluk yapmışlar, rüşvet alıp vermişler, devlet millet malını ve parasını kılıfına uydurarak ya da doğrudan gaspetmişler. O dönemin aydını Ziya Paşa, bu durumu, birçok şiirinde olduğu gibi Terkib-Bend'inde de sert bir şekilde eleştirmiştir.

Bütün zamanlarda ve mekânlarda bazı memurlar, idareciler ve siyasetçiler, görev ve yetkilerini kötüye kullanıp, usulsüz, kanunsuz işlerle haksız kazanç elde edebilirler. Ama bu suçu önlemek üzere hukuk diye bir kurum vardır. Milletin hakkını, hukukunu, malını, parasını korumak, adaleti dağıtmak, hakkı layık olduğu yere koymak demek olan hukuk, bağımsız, serbest ve özgürce işlerse mesele yok. Eğer hukuk, yolsuzluk suçunu işleyen siyasetçi ve idareciler tarafından işlevsiz, kadük hale getirilirse bu sefer ortada devlet de kalmaz, insanlık da, adalet de, hak da, insaf da. 

Bu meseleyi Ziya Paşa'nın Terkib-Bend'inden seçtiğimiz bazı beyitler ışığında ele alalım. Ziya Paşa şöyle diyor:

"Afv ile mübeşşer midir eshâb-ı merâtib 

Kânûn-i cezâ âcize mi hâs demektir." 

(:Yüksek rütbeli kimseler affedilmekle müjdelenmiş midir? Yani devletin en tepesinde yer alan kişiler, ne yaparlarsa yapsınlar hep bağışlanacaklar mı? Ceza kanunu sadece aciz ve zavallı kimseler için mi konmuştur?)

Devletin yüksek mertebelerinde bulunan kişiler ne yaparlarsa yapsınlar sorgulanmazlar mı? Onların her yaptığı usulsüzlük, yolsuzluk, hırsızlık affedilecek, görmezlikten gelinecek, yok sayılacak şeyler midir? Ceza kanunları sadece sıradan vatandaşlar, acizler, dayısı, arkası olmayan kişiler için midir? Ceza kanunları ister başbakan, ister bakan, ister bakan oğlu, eşi, akrabası, ister genel müdür, ister memur, ister sıradan vatandaş olsun herkes için eşit şekilde uygulanmak için konmamış mıdır? Öyle değilse hukuk devletinden bahsedilebilir mi? İnsanlıktan, İslamlıktan bahsedilebilir mi?

Aslında bir hukuk devleti olması geren Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasasının 10. maddesinde: "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." İfadelerine yer verilir. Ama Türk milleti tarafından kendilerine bu devleti yönetme görevi verilenlerin bir kısmının kendilerini kanun önünde eşit kabul etmediklerini bazı hukuksuz uygulamalarıyla görmekteyiz.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de de Allah, kanun ve hukuk önünde herkesin eşit olduğu, hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığı gerçeğini apaçık ortaya koyuyor:

"Ey İman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun; (haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten, sapmayın...(Nisa, 135)

Hz. Muhammed (sav) de aynı tavrı ortaya koydu. Nitekim Mahzun oğullarından bir kadın hırsızlık yapmıştı. Kadın, Hz. Peygamberin huzuruna getirilir. Üsame b. Zeyd, Hz. Peygamber'den bu kadının bağışlanmasını ister. Bu teklif üzerine Efendimiz şöyle buyurur: "Allah'ın tayin ettiği hadlerden bir had (ceza) hakkında şefaat etmek (aracı olmak) mı istiyorsunuz? Sizden öncekilerin helâk olmalarının sebebi, aralarından soylu, kuvvetli kimseler çaldıklarında, onlara ceza uygulamamaları, zayıf biri çaldığında ise ona hemen haddi uygulamalarıydı. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olsaydı elini keserdim " (Buhârî, Hudûd 12: Müslim, Hudûd, 8-9)."

Demek ki hırsızlık yapan oğlunuz da olsa, kızınız da olsa, eşiniz dostunuz da olsa kaçırmayacaksınız, mahkeme önüne çıkaracaksınız.[1]

Ziya Paşa'ya göre hırsızlık, yolsuzluk, hak, hukuk, adalet-II


"Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâz 
Birkaç kuruşu mürtekibin cayı kürektir." 

Devletin, milletin milyonlarca parasını kılıfına uydurarak ya da bir şekilde çalanlar, büyük mevkilerde, korunaklı makamlarda saygın bir şekilde tutuluyorlar. Afralı tafralı bir şekilde başlarını göklerde kibirli kibirli gezdiriyorlar. Sanki hiçbir şey yapmamışlar gibi birer guru abidesi olarak gezmektedirler. Bu hırsızları, yolsuzları bazı vatandaşlar alkışlamakta, saygı göstermeye devam etmekte, el üstünde tutmaktadırlar. Sanki bulunmaz Hint kumaşı gibi onları tekrar seçmekte ve devletin başına musallat etmektedirler. 
Ama öbür taraftan birkaç kuruş çalan zavallı, gariban, aciz kişiler de kürek cezası gibi en ağır cezaya çarptırılmaktadırlar. Kürek cezası, eskiden suçluları gemilere bağlayıp aylarca, yıllarca kürek çekmeye mahkum etme cezasıdır. Nitekim 10 Ağustos 1997'de bir vatandaşımız üç arkadaşıyla bir baklavacıdan baklava ve fıstık çaldıkları gerekçesiyle yargılanmış, 6'şar yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştı.
Bir milleti yönetme görevi verilmiş ya da bir şekilde elde etmiş kişi ya da kişiler, yönetim görevinde iken tamamen sorumsuz ve sınırsız yetki sahibi değillerdir. Onları da sınırlandıran, yönlendiren kurallar, kanunlar, ilkeler, örf ve âdetler vardır. Baklava çalana 6 yıl ağır hapis cezası veriyorsanız, milyonlarca para çalan yüksek mevkili siyasetçi ve idarecileri korumak ve cezalandırılmalarını önlemek için hukukla, kanunlarla, polisle ve savcılarla oynamayacaksınız. Hak, hukuk ve adaleti dağıtma görevi olan hâkimleri, savcıları ve polisi işlerini serbestçe ve hakça yapabilmeleri için rahat bırakacaksınız.
Kur'an-ı Kerim'de suçluların, hırsızların ve yolsuzların korunamayacağı, onlara özel hukuk üretilemeyeceği, adaletten kaçırılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. "Biz sana Kitâbı hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin; hâinlerin savunucusu olma! (4/105)
"Allah size emânetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, işiten, görendir." (4/58)
"Gadr ede reâyâsına vâli-i eyâlet
Dünyâda vü ukbâda ne zillet ne rezalet."
Eyaletin valisi yani devlet yönetiminde bulunan etkili ve yetkili kişi, yönetimi altında bulunan vatandaşlara, millete, halka zulüm, eziyet ve haksızlık ederse, mağdur ederse onun için dünyada da ahrette de yatacak yer yoktur. O alçaklık ve rezillik içinde yaşar. Şerefi, haysiyeti, kişiliği, seviyesi, itibarı, saygınlığı, değeri yerle bir olur. Onu ne halk sever, ne Hak. Allah katında da, kul katında da hiçbir değeri yoktur.
Bir devlet yöneticisinin yönettiği halka gadr etmesi birkaç türlüdür: 
1- Vatanın ve devletin imkânlarını vatandaşlar arasında eşit şekilde değil de bölgelere, aşiretlere, kendi siyasi partisine, cemaatlere, tarikatlara, eşe dosta, akrabalara göre usulsüz ve haksız bir şekilde paylaştırmak.
2- Vatandaşların doğuştan getirdikleri temel insan haklarını vermemek, çiğnemek, baskı ve zulüm uygulamak.
3- Vatandaşların can, mal, ırz, namus güvenliğini sağlamamak.
4- Vatandaşlara haksız suçlar yükleyerek cezalandırılmalarını sağlamak.
5- Vatandaşların yönetime katılma, özgürce eleştirme ve haber alma haklarını engellemek.
6- Vatandaşların kabiliyet ve imkanlarının gelişmesine ve işlemesine imkan sağlamamak.
7- Vatandaşların dinî inançlarını, felsefî düşüncelerini, kendince inanma, düşünme ve yaşama haklarını kullanmalarına izin vermemek.
Devlet yöneticisinin yönettiği halka karşı nasıl bir tavır içinde olması gerektiği konusunda Kur'an-ı Kerim'de şöyle bir ayet var: "Sana uyan mü'minlere alçak gönüllü davran!" (Şuarâ sûresi (26), 215)

Yine bu konuyla ilgili olarak Hz.Muhammed (sav) şöyle diyor: "Allahım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşaklık göster." (Müslim, İmâre 19. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 93, 258). [2]

Ziya Paşa'ya göre hırsızlık, yolsuzluk, hak, hukuk, adalet III

"Lâyık mıdır insân olana vakt–i kazâda

Hak zâhir iken bâtıl için hükmü imâlet."

(Gerçek manada insan olan için mahkemede, hüküm, karar verme konumunda ve sırasında hak bütün delil ve belgeleri ile apaçık ortada iken, haksızlık ve yanlış için verilmesi gereken kararı uzatmak, uygulamamak, sürüncemede bırakmak uygun mudur?)

Demek ki baban bile olsa, evladın, eşin dostun, akraban, partinden, aşiretinden vs kim olursa olsun adaletin uygulanmasına engel olmayacaksın, hakkı gizlemeyeceksin, haksızlığı hak göstermeyeceksin, yolsuzluğu, usulsüzlüğü örtbas etmeyeceksin. Adaletin, mahkemenin, hukukun serbestçe, özgürce çalışmasına, hakkaniyete uygun şekilde karar ve hüküm vermesine müsaade edeceksin. Alınan mahkeme kararlarının uygulanmasını geciktirmeyeceksin, engellemeyeceksin. 

Hiçbir siyasi iktidar, yasama, yürütme, yargı ayrılığına dayalı olarak kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince yargıyı kıskaca alamaz, yargının bağımsızca iş görmesine engel olamaz. Hiçbir siyasi iktidar, soruşturmaları engelleyemez, yönlendiremez, iptal edemez. Ederse orada hukuk devletinden bahsedilemez.

Kur'an–ı Kerim'de hakkı gizleme konusunda şu uyarılar var:

"Bildiğiniz halde, bile bile hakkı ketm etmeyin (gizlemeyin)." (2/Bakara, 42). "Ey ehl–i kitap! Neden hakka bâtılı karıştırıyor ve bile bile hakkı/gerçeği gizliyorsunuz?" (3/Âl–i İmran, 71)

"Kadı ola davacı vü muhzır dahi şahit

Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet."

(Hâkim davacı, mübaşir de şahit olursa o mahkemenin vereceği hükme, karara hiç adalet denilebilir mi?)

Yasama, yürütme, yargı ayrıdır, bağımsızdır, birbirlerinin yetkilerine tecavüz edemezler. Demokratik, laik, hukuk devleti bunu gerektirir. Yasama ve yürütme, yargıya müdahale ederse, siyasi iktidar mahkemelerin bağımsızca iş görmesine karışırsa, baskı uygularsa o mahkemelerden hak, hukuk, adalet çıkmaz. 

Derebeylik sisteminde, mülk devletinde, padişahlık devletinde ve komünistlik gibi polis devletlerinde idarede, siyasette kim hâkimse mahkeme denilen kurum, onların aldığı kararları meşrulaştırma kurumudur. Bu tür ilkel devletimsi teşkilatlarda kanunlar sadece vatandaşlar için vardır. Siyasi gücü elinde tutanlar için ise hiçbir kanunun ve hukukun bağlayıcılığı yoktur. Hem İslam'ın hem de demokrasinin gerçek anlamda uygulandığı devletlerde ise kanunlar, hem vatandaşlar hem de yöneticiler için eşit derecede geçerlidir. Kanun önünde kimsenin imtiyazı, üstünlüğü, ayrıcalığı yoktur. 

     

"Ey mürtekib–i har bu ne zillet ki çekersin

Bir kaç kuruşa müddet–i ömrünce hacâlet"

(Ey eşek rüşvetçi! Bu ne biçim bir alçaklıktır ki birkaç kuruş için ömrün boyunca utanç belası çekersin, rezil rüsvay olursun, el içine çıkamazsın.) 

Devletin yüksek mevkilerinde yer tutanlar, hakları olan maaşlarının dışında paraya, dünyalığa, maddeye tamah edip, hak etmediği parayla üçbeş gün keyf içinde yaşamayı kâr belleyebilir. Ama bu haksız kazanç temini açığa çıkınca, tüyü bitmedik yetim hakkı olan para hırsızlığı ile bütün saygınlığı ortadan kalkar. Ömür boyunca âdeta bir zindan hayatı yaşama tehlikesi içinde olur. 

Allah'a, ahret gününe, hesap gününe imanı olmayanların hırsızlık yapmasını, rüşvet yemesini kısmen anlayabiliyoruz. Kaldı ki birçok ateistin, imansız, dinsiz kişinin bile vicdanı olabilmekte, onlar bile hırsızlıktan uzak durmakta, dürüst ve ahlaklı iş yapmaktadırlar. Kaldı ki İslamcılık davası güdenlerin çok daha fazla dürüst olmaları gerekmektedir. Zira hırsızlığın günahının ne kadar büyük olduğunun farkında olmaları gerekir. Ölümden sonra, kıyametten sonra hesaba çekileceklerini, kimsenin kimsede zerre miskal hakkının kalmayacağını bilmeleri gerekir. Bütün bunları bile bile, inana inana yapıyorlarsa zillet ki ne zillet!

Kur'an–ı Kerim'de rüşvet konusunda kesin hüküm vardır: "Birbirinizin mallarını, aranızda kumar, sahtekârlık, hırsızlık, gasp, rüşvet gibi bâtıl sebeplerle yemeyin!" (Bakara, 188)

Hz. Muhammed (sav) de rüşvetçileri lanetlemektedir: "Rüşvet alana, verene ve bunlar arasında rüşvete vasıta olana da Allah lanet etsin."[3]

Ziya Paşa'ya göre hırsızlık, yolsuzluk, hak, hukuk, adalet-IV

"Lâ'net ola ol mâle ki tahsîline ânın

Yâ din ola yâ ırz u ya namus ola âlet."

Din, ırz veya namus alet edilerek elde edilen mala, paraya lanet olsun. Mal, para, pul, dünyalık, maddi varlık, zenginlik elde etmenin tek meşru, helal yolu, el emeği ortaya koymaktır. Ya da kanunların, geleneğin, örfün, karşılıklı rızanın hak olarak belirlediği bir şeyin verilmesidir. Bunların dışında haksız, hukuksuz, usulsüz bir şekilde elde edilen mal haramdır. 

Bir de din, ırz, namus satılarak mal ve para elde etme sapıklığı var ki bu en iğrenç olanı. Din karşılığı para kazanmak demek, inandığınız dininizden vazgeçerek, o dine ihanet ederek, o dinin gereklerine aykırı şekilde hareket ederek vaad edilen paraya kavuşmaktır. Mesela Haçlı-Siyonist odakların İslam'ı içten çökertme projelerinde bazı Müslümanların Müslüman kimliklerini kullanarak maddi menfaat karşılığında görev almaları, para için dini alet etmek demektir. Allah diyerek, başörtüsü diyerek, İslam, Müslümanlık diyerek vatandaşların masum din ve inanç duygularını sömürerek oy toplayıp iktidara gelmek, sonra iktidar gücünü kullanarak kısa zamanda haksız yere kazanç sağlamak, aşırı zengin olmak, ikinci, üçüncü, dördüncü hanımlar için ayrı bir mahalle oluşturmak, pahalı arabalarda gezmek, lüks villalarda yaşamak din alet edilerek mal elde etmek demektir. 

Para için ırz ve namusun alet edilmesi ise iki türlüdür: 1. İslam'a aykırı olarak, gayr-ı meşru şekilde cinsel ilişkide bulunmak, vücudun haram yerlerini teşhir etmek suretiyle para toplamak. 2. Dürüstlük, güvenirlilik, ahlak, emanete sadakat gibi değerleri çiğneyerek, reddederek, yok sayarak birtakım alavere dalavere işlerine karışıp usulsüz para kazanmak.

"Âdem olanın hayr olur âdemlere kasdı

İnsanlığa insanda budur işte delâlet."

(İnsan olanın insanlara karşı tek ve yegâne tavrı ve kastı daima iyiliktir, hayırdır. Bir insanda onun insan oluşunun alameti, göstergesi, işareti sadece budur. Eğer bir insan başka insanlara kötülük niyetinde ve kastında ise, bütün hareketleri, davranışları kötülük şeklinde ise ona insan denemez).

Şu halde insanlararası ilişkileri tanzim eden temel ilke, sadece iyilik kastıdır. İyilik ise başkasına faydalı olmak, başkasının ihtiyacını gidermek, başkasının refahını, mutluluğunu, huzurunu sağlamaktır. Başkasına iyilik yapmak demek, onun hürriyetine, menfaatine engel olmamak demektir. 

Hele bu iyilik kavramını yönetici-yönetilen bağlamı içinde düşünecek olursak şunu söylememiz lazım. Gerçek manada insan olan bir yönetici, yönettiği toplumu soyup soğana çeviremez. Yönettiği insanlara hayatı zindan edemez. Yönettiği insanların temel insan haklarını, özgürlüğünü, basın yayın hürriyetini, inanç, düşünce, ibadet, seyahat, iş, eylem özgürlüğünü kısıtlayamaz. İnsan olan bir yönetici, yönettiği toplumun el emeği göz nuruna gözünü dikemez, haklı haksız demeden, yönetilen toplumun yer altı yer üstü zenginliklerini gâvurlarla anlaşmalı olarak paylaşamaz, yağmalayamaz. Yönetilen toplumun atalarının şehit kanlarıyla emanet ettiği vatan topraklarının barındırdığı ekonomik zenginlikleri ucuz pahalı demeden yabancılara peşkeş çekemez. Gerçek manada insan olan bir yöneticinin kendisi gibi insan olan yönetilen kesime karşı kastı, astığı astık kestiği kestik olamaz.  

     "İnsan ona derler ki ede kalb-i rakîki

Âlâm-ı benî nev'i ile kesb-i melâlet"

(İnsan ona derler ki ince, hassas, şefkatli kalbi kendi cinsinden olan diğer insanların üzüntü ve kederlerini paylaşır). 

Bir devlet yöneticisi, özellikle kendi yönetimi altında olan toplumun derdiyle dertlenir, acısını, üzüntüsünü, sıkıntısını, yokluğunu, yoksulluğunu paylaşırsa gerçek manada insan olabilir. Siyaset ve idare, almak için değil vermek içindir. İdareye talip olmak demek, bireysel anlamda enaniyetin, benliğin, egonun tiranlık hislerini tatmin değildir. İdareye talip olmak demek, halkın sorunlarına, sıkıntılarına çare bulmak, çözüm bulmak demektir. Devlet yönetmek, bağırmak çağırmak, azarlamak, paylamak, beğenmediğini kodese tıkmak, eleştireni cezalandırmak, yıldırmak, sindirmek demek değildir. Devlet yönetmek demek, Dicle nehrinin kenarında bir kuzunun bir kurt tarafından aşırılmasından kendisini sorumlu bilmek demektir. Devlet yönetimine talip olmak demek, Harun gibi gelip Karun gibi olmak değil, yiyecek bir şey bulamadığı için çocuklarına aş yerine taş kaynatan fakir ananın ıstırabını duymak demektir.

Devlet yönetimine talip olmak demek, modern Haçlı orduları demek olan NATO'nun İslam dünyasını darmadağın etmesine, çoluk çocuk milyonlarca müslümanın katledilmesine ortak ve yardımcı olmak demek değildir. Devlet yönetimine talip olmak demek, Filistin'de, Mısır'da, Suriye'de, Doğu Türkistan'da, Türkmeneli'nde Haçlı-Siyonist çapulcuların ayakları altında inleyen Türk ve Müslüman mazlum toplulukların acılarına, feryatlarına çare bulmak demektir. [4]

Ziya Paşa'ya göre hırsızlık, yolsuzluk, hak, hukuk, adalet-V

"Âdem ona derler ki garazdan ola sâlim 

Nefsinde dahi eyleye icrâ-yı adalet." 

(İnsan ona derler ki gizli kin, düşmanlık niyetlerinden uzak durur. Kendisinde bile adaleti uygular). 

Demek ki insan olmanın gereklerinden biri ve en temeli, adalet duygusuna tam olarak inanması ve uygulaması, gereğini yerine getirmesidir. Bu beyitte ifade edilen şekliyle adalet, başkasına kin, nefret, gizli niyetlerle, sinsi düşmanlıklarla, gizli kumpaslarla, tuzaklarla, hilelerle yaklaşmamaktır. Adalet, özü sözü bir, içi dışı cam gibi berrak, olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmaktır. 

Hele devlet yöneticisi kişilerin adaleti, devleti yönetme talebinde bulunurken başta bütün niyetlerini, planlarını ve projelerini olduğu gibi açık seçik ortaya koymaktır. Yani gizli ajandası olmamaktır. Seçim meydanlarında halka başka vaatlerde bulunup iktidara geldikten sonra verdiği sözlerin tam tersini yapmak, ya da seçimden önce açıkça beyan etmediği niyetleri iktidara geldikten sonra kademe kademe, sinsi sinsi uygulamak, garazdan salim olmamak demektir. Ziya Paşa'ya göre garazdan salim olmayana da bırakın idareci ve siyasetçi denmeyi, insan bile denmemektedir.   

"Sâdık görünür kisvede erbâb-ı hiyânet 

Mürşid sanılır vehlede ashâb-ı dalâlet." 

(Elbise, üniforma, kalıp kıyafet, makam mevki içindeki bazı kişiler, aslında haindirler ama dışarıdan başkalarına karşı doğru, dürüst ve güvenilir görünürler. Dıştan samimi ve güvenilir görünürler, içten ise haindirler. Sapık kişiler de ilk anda, ilk bakışta doğru yol gösteren kişi olarak görünürler). 

Bu mesele de bugün geçerliliğini korumaktadır. Kişisel menfaatini her şeyden üstün tutan bir takım kişiler, etkili ve yetkili makamları ele geçirince devletimizin, milletimizin ve vatanımızın bazı gizli sırlarını para karşılığında yabancı devletlere satmaktalar. Yine bazı kişiler, görünüşte insanlara, kalabalıklara, kitlelere, kendilerine bağlı olan insanlara doğruluk, dürüstlük, ahlak dersleri verirler. Ama öbür taraftan gizli gizli, sinsi sinsi devlet, millet ve vatan aleyhine olabilecek her türlü hainliği, kalleşliği işleyebilmekte ve her türlü zararı verebilmektedirler. 

Diğer yandan bir takım vatan, millet ve devlet hainleri kendilerini büyük bir alim, şeyh, mürşit, hoca, cemaat şefi, tarikat şeyhi, aydın, bilim adamı, gazeteci, siyasetçi, uzman gibi gösterirler. Kendilerini sadık, dürüst, güvenilir kimse olarak sunarlar, halka öyle pazarlarlar. Ama aslında bunlar içten içe, gizli gizli Türk düşmanlığı, vatan ve millet düşmanlığı yaparlar. Mesela Amerika hesabına casus gibi, görevli gibi, satılmış eleman gibi çalışırlar. Emperyalist Haçlı Siyonist odaklarla içli dışlıdırlar, onlarla işbirliği içindedirler. Bu özelliklere sahip birçok din adamı, şeyh, hoca vs makulesinden adam var. Bunlar, saf dindar, mütedeyyin Müslüman Türk ahaliyi dinle, Allah'la aldatarak peşlerine takıyorlar, kendilerine bağlıyorlar, uyuşturulmuş beyinlerini sımsıkı kontrol altında tutuyorlar. Sonra da onları istedikleri yöne sevkediyorlar. Mesela dinlerarası diyalog, ılımlı İslam, Muhammed'siz İslam gibi projelerde görev alarak İslam'ı içten çökertiyorlar, bozuyorlar. 

      "Ekser kişinin sûretine sîreti uymaz 

Yâ Râb bu ne hikmettir ilâhi bu ne hâlet." 

(Çoğu kişinin içi dışına uymaz. Ya Rabbi bu nasıl bir iştir bu nasıl bir durumdur?) 

Günümüz dünyasının en büyük sorunlarından birisi politik kişiliktir. Yani ikiyüzlülük, riyakârlık. Kişisel menfaat endişesi o kadar ileri boyutlara ulaşmış ki karmakarışık modern insan ilişkileri, tamamen ikiyüzlülük üzerine kurulmuş. İnsanlar ticari, siyasi, kültürel her türlü münasebetlerinde oldukları gibi görünme yerine eğreti bir kişilikle, ikinci bir yüzle görünüyorlar ve gizli bir ajanda taşıyorlar. Yüzlerinde hep maskeyle dolaşıyorlar. Bu durum genel toplum katmanlarında geçerli olduğu gibi siyasi ve idari yapıda da oldukça yaygın. 

Bir takım idarecilerin ve siyasetçilerin sözü özüne, içi dışına, inancı icraatına uymuyor. Mesela vatandaş İslamcılık adına siyasete giriyor, şekil itibariyle sıkı bir Müslüman görüntüsü pompalıyor, vatandaşları Müslümanlık görüntüsü ile avlıyor, oylarını, desteklerini, dualarını alıyor sonra iş başına geçince de Müslüman kişiliğine tamamen ters icraatlar yapıyor. Bugün söylediği bir sözü ertesi gün tamamen yalanlayan beyanatlarda bulunuyor.[5] 

Ziya Paşa'ya göre hırsızlık, yolsuzluk, hak, hukuk, adalet-VI

“Ümmîd-i vefa eyleme her şahs-ı degalde

Çok hacıların çıktı haçı zîr-i begalde.”

(Her hileci ve dolandırıcı kimseden vefa, bağlılık, dostluk, dürüstlük bekleme. Zira çok hacıların sonradan koltuk altlarından haçı çıktı).

Kişi göründüğü gibi olmalı, olduğu gibi görünmelidir. Neye inanıyor, ne düşünüyorsa, nasıl bir kimlik ve kişilik sahibiyse dürüstçe kendisini o şekilde ifade etmelidir.

İnancını, düşüncesini, kimlik ve kişiliğini gizleyerek, başka bir yüz ve kimlikle görünerek insanları aldatıp bazı menfaatler teminine kalkışmak ahlaksızlıktır, insanlıktan uzaklaşmadır. 

Aslında koltuk altlarında haç taşıyıp insanlara, Müslümanlara hacı olarak görünmek, son zamanların yaygın bir hastalığıdır. Buna bazıları “Allah ile aldatmak” diyor ki çok doğrudur.

Özellikle İslam ülkelerinde ve tabii bizim ülkemizde halkı yönetme konumuna gelmek isteyenler ve gelenler, kendilerini aşırı dindar, İslamcı gösterme bu kimlikle görünür olma noktasına çok fazla önem veriyorlar. Zira İslam’ı siyasete alet ederek iktidara gelmek ve iktidarda kalmaya çalışmak, oldukça etkili bir yöntem. Bir kere İslamcı, dindar, mütedeyyin etiketine sahip olduktan sonra her türlü haltı işlese de bir korunurluluk zırhına büründürülmüş oluyor.

Başörtüsü, İslam, din istismarıyla iktidara gelenler, her türlü hırsızlığı, yolsuzluğu yapıyorlar ama dindar vatandaş yine onları koruyor, yine destek veriyor. Bu anlaşılır bir durum değildir.

Koltuk altlarında haç taşıyanların hacı gibi görünmesinin bir başka boyutu, dinlerarası diyalog projesiyle alakalıdır.

Hristiyan dünya, Müslümanları Hristiyanlaştırmak için çok değişik yöntemler üzerinde çalışmaktadırlar. Bunlardan biri, Müslümanlar arasından devşirilmiş bir takım adamları yetiştirip Müslüman gibi görünmelerini sağlamak, ama aslında Hristiyanlık için çalıştırmak. Cemaat, tarikat şefi ve hoca diye bilinen birçok kişinin aslında Hristiyanlık ya da Yahudilik adına çalıştıklarına şahit oluyoruz.

“Sirkat çoğalıp lafz-ı sadâkat modalandı

Nâmûs tamam oldu hamiyyet yeni çıktı.”

(Hırsızlık, çalma çırpma, yolsuzluk, usulsüzlük çoğalarak arttı. Ama öbür taraftan doğruluk, dürüstlük, ahlak sözü de moda oldu. Namus, ahlak bitti, yok oldu. Öbür taraftan hamiyet, şeref, haysiyet iddiası da yeni çıktı).

Bazı devlet yöneticileri, her türlü hırsızlığı, yolsuzluğu, usulsüzlüğü yapıyorlar, ama öbür taraftan halkın karşısına geçip seçim meydanlarında, televizyonlarda kendilerinin aslında ne kadar ahlaklı, ne kadar dürüst ve doğru olduklarını anlatıyorlar. Böylelikle halkı aldatıyorlar. Devlet idaresine geçmeden önce sıradan bir işçi çocuğu olan kişi, siyasete girip kendisine devletin yönetimi görevi verildikten kısa bir zaman sonra aşırı derecede zengin oluyor. Bunun nasıl olduğu sorgulanamıyor, zira soruşturma, araştırma, mahkeme kanalları, usul ve yöntemleri aynı kişi ve kişiler tarafından tamamen kapatılıyor. 

“Aciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi

Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı.”

(Aciz, zavallı, aşireti, partisi patırtısı, dayısı olmayan sıradan kişilerin ayan beyan, apaçık ortada olan hakları gizlenir, verilmez, haksız çıkarılır. Öbür taraftan siyaset, iktidar tarafından himaye edilen yani korunan, arkası olan yüksek mevkilerdeki hırsız ve yolsuz kişileri ya da nüfuzlu, etkili tüccarları, şunları bunları tekrar koruma ve himaye etme geleneği yeni çıktı).

Diyelim ki iktidar partisine mensup bazı bakanlar, oğulları, akrabaları, eş dost, bürokratlar, memurlar hırsızlık ve yolsuzluk yaptılar. Polis ve savcılar tarafından soruşturulup mahkemeye çıkarılacak. Bu işler daha başlamadan hemen polisler sürülür, savcılar değiştirilir, görevden alınır. Mahmî denilen bu imtiyazlı, ayrıcalıklı, özel korumaya alınmış kişiler soruşturulmaz, hesaba çekilmez, mahkemeye çıkarılmazlar ve çaldıkları yanlarına kâr kalır. Ama öbür taraftan sıradan vatandaşlar, milliyetçi aydınlar, bilim adamları, subaylar düzmece raporlarla, sahte belgelerle, evlerine, işyerlerine gizlice konan suç unsurlarıyla, oraya buraya gizlice gömülen silahlarla haklı ve suçsuz oldukları halde haksız konumuna itilip kodese tıkılırlar. İleri demokrasi denen kahpe düzen böyle bir şeydir.[6]

 

Prof. Dr. Nurullah Çetin - Yeni Mesaj

 

Kaynak: YENİ MESAJ GAZETESİ

  1. http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008688/ziya-pasa-ya-gore-hirsizlik-yolsuzluk-hak-hukuk-adalet-i/prof-dr-nurullah-cetin 
  2. http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008689/ziya-pasa-ya-gore-hirsizlik-yolsuzluk-hak-hukuk-adalet-ii/prof-dr-nurullah-cetin
  3. http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008699/ziya-pasa-ya-gore-hirsizlik-yolsuzluk-hak-hukuk-adaletiii/prof-dr-nurullah-cetin 
  4. http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008709/ziya-pasa-ya-gore-hirsizlik-yolsuzluk-hak-hukuk-adalet-iv/prof-dr-nurullah-cetin
  5. http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008717/ziya-pasa-ya-gore-hirsizlik-yolsuzluk-hak-hukuk-adalet-v/prof-dr-nurullah-cetin
  6. http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12008731/ziya-pasa-ya-gore-hirsizlik-yolsuzluk-hak-hukuk-adalet-vi/prof-dr-nurullah-cetin  



Bu haber 660 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,019 µs