En Sıcak Konular

ÖÇ ALMAK DEĞİL ADALETİ TESİS ETMEKTİR MESELE

22 Mart 2011 21:23 tsi
ÖÇ ALMAK DEĞİL ADALETİ TESİS ETMEKTİR MESELE İlkeli ve ilkeleri çerçevesinde tutarlı bir insandan beklenen, her şartta ve durumda, söz konusu kim olursa olsun objektif ve insaflı bir eylem ve söylem bütünlüğü içinde yer almasıdır.

Öç almak değil, adaleti tesis etmektir mesele

İlkeli ve ilkeleri çerçevesinde tutarlı bir insandan beklenen, her şartta ve durumda, söz konusu kim olursa olsun objektif ve insaflı bir eylem ve söylem bütünlüğü içinde yer almasıdır. "Özüyle sözü bir" olmak, erdemli olmanın ve dolayısıyla da insan olmanın önsözü gibidir. Kaypak, güvenilmez, nabza göre şerbet veren, çıkar veya kin uğruna doğruyla yanlışı hercü merc eden olmak kolaydır. İlkeli, dürüst ve tutarlı insan olmak ise zor iştir ama.

Yüzlerce yıllık bir çınar gibi mağrur olabilmek, insaflı, vicdanlı olmayı ve doğrunun peşinden gitmeyi gerektirir. İlkel bir kindarlık veya ucuz bir çıkarcılıkla, güce ve imkana sırnaşmayla, ne inancında samimi olabilir insan, ne de eyleminde.

Bir konuyla ilgili "gereğinin yapılmasını" dilemekle, gerçeğin ne olduğuna bile bakmaksızın "kendi isteğinin yapılması" arasındaki fark dağlar kadardır ve hakkın peşinde olan insan için evla olan da ilkidir tabii ki. Olaylara, kişilere ve dolayısıyla da sorunlara akıl, mantık, insaf, vicdan ve hakkaniyet çerçevesinden bakmayı bir kere bırakmak, nasıl ki haram lokma boğazdan bir kez geçti mi o andan sonra muhatabına "helal" gibi geliyorsa, kişiye her yaptığında haklı ve doğru olduğu kanaatini de verecektir.

Aslına bakılırsa, meseleleri ilkel bir "rövanşist" tavra bağlamak ve buna uygun şekilde çözüme kavuşturmayı denemek, bir bakıma güçten düşüldüğünde bir mağduriyet tablosuna maruz kalmaya yol açacaktır. Bu, çok koyu bir kısır döngüdür. İlkelliğin had safhası olan töre cinayetleri gibi fırsatı eline geçirenin diğerine zulmettiği veya süründürdüğü bir "öç alma" hukukunu devreye sokacaktır maazallah.

Son yıllarda şahit olunan ve siyasilerin de pek de sorumlu olmayan eylem ve söylemlerinden de çokça beslenen kamplaşma halet-i ruhiyesi, gerçeği herkesin kendi açısından ve kendi dünya görüşü bağlamında algılamasına ve kendinden olmayanlara da dayatmasına sebep oldu maalesef. İnsanların "bizden olanlar" ve "bizden olmayanlar" gibi tuhaf bir ayrışmaya ve neredeyse zoraki bir tarafını seçmeye itilmesi, bir tarafta yer alanların diğer taraftakilere yapılan her şeyi meşru kabul etmesine, öfkeyle körleşen gözlerin bakıp da görememesine sebebiyet  verdi.

Hele ki, "dün onlar vardı, bugün ise biz varız" noktasına gelinmesi, ne o taraftan ne de diğer taraftan olan insanları rahatsız ettiği kadar, hükmeden veya hükmolunanları da rahatsız ediyor artık. Eylemlerinde ve söylemlerinde hakkı tesis etmeyi ve tutarlı olmayı denemek yerine, güçlü ve mağrur olmayı seçmek, Hz. Peygamber'in (SAV) şahsında vücut bulan adil ve emin olmaya pek de uymuyor maalesef. Rövanşist bakış açısı insaflı ve vicdanlı hiç kimseyi tatmin etmeyecektir, etmiyor da.

İnsanoğlunun bazı sorumlulukları vardır, doğru ve dürüst olmak, hak bildiğini söylemek, düşüncelerini dile getirmek, mümkün mertebe herkese karşı adil ve hakkaniyetli olmak gibi. Başkalarına karşı, havaya atılan bir kılı bile ortadan ikiye bölecek kadar keskin olan kılıcınız, kendi safınızdakiler söz konusu olunca yerini peşin hükümle tatlı dile, güleryüze bırakıyorsa marazi bir durum var demektir.

Bir zamanlar mağdur ve mazlum olmanın faturasını başkalarına çıkarmak, ne o mağduriyeti ve mazlumluğun acısını azaltır, ne de güçlü olana karşı bir saygı uyandırır. Adil olabilmek, haktan, hukuktan, insaflı olmaktan vazgeçmemek, dikenli ve sarp bir patikada gitmektir aslında. Zordur ve zor olduğu için de insanların çoğu tercih etmez. Çoğunluğun kolaycılığı, tek başına da olsa erdemli olmaktan evla değildir tabii ki.

Bizler, mümkün mertebe yaklaşık 4 yıldır gündemde olan davaya bulaşmıyoruz. Ne suçlayan taraftayız, ne de savunan. Karmaşık bir durum söz konusu ve birtakım gazetelerin, televizyonların veya kadrolu yorumcuların sığ görüşlerinden öte bir şeyler olduğu hissi uyanıyor ister istemez. Ayrıca, adli bir süreç söz konusu ve olayın teferruatına vakıf olmadan doğruluğu veya yanlışlığı hakkında görüş belirtmek de anlamlı olmaz.

Ancak, her ne kadar ihtiyatlı ve objektif yaklaşılırsa yaklaşılsın, insanın vicdanında yaralar açan bazı hususlar da söz konusu oluyor. Sevelim veya sevmeyelim, dünya görüşümüz aynı olsun veya olmasın, eğer ki bir tek kişi bile hak etmediği bir muamele veya suçlamaya muhatapsa, bir Müslüman olarak vicdanlarımızın kanaması da normaldir. Mesela, ceza haline dönüşen tutukluluk süreleri, tutarsız deliller veya özel hayatın en mahrem anlarının bile bir şekilde söz konusu edilmesi. Bu şahıslar, eğer suçlularsa gazete haberleri ve televizyon programları vasıtasıyla değil de hüküm giyerek bulmalılar cezalarını veyahut tam tersi olmalı. Sonuçta, o insanların da birer aileleri var ve gerideki çoluk çocuklarını da hesaba katmak da normal olsa gerek. Özel yaşamın mahrem konuşmalarının bile bir suç aletine dönüşmesi ve gizli yürütülmesi gereken soruşturmanın bazı gazetelere, televizyonlara sızması da ilginçtir. Böylesi tasarruflar, toplumu bir korku tüneline sokar ve mesela gazetecilerin gazetecilik yapmalarını da kısıtlar.

Son olarak,  tutuklanan gazeteciler ile hararetlenen basın özgürlüğü ve adil yargılama tartışmaları, toplumun bir çok kesiminden gösterilen tepkiler vs derken, aslında bu meseleyi "rövanşist" bir çizgiye taşımadan, hak, adalet ve vicdan çerçevesinde çözüme kavuşturmanın da önemi anlaşılıyor iyice. Peşinen birisinin suçlu veya suçsuz olduğunu söylemek çok da anlamlı değil, ancak insanları bir korku halet-i ruhiyesine taşımak da doğru değil. Ayrıca, bu sürece bazı eleştiriler getirdikleri için muhafazakar bazı isimlere (popüler tabirle) "kendi mahallelerinden" gelen haddini aşan tepkiler de insafla bağdaşır gibi değil. "İslami hassasiyete sahipsen doğrudan şu saftasın" veya "Sıra bizde gibi" öç alma güdüsüyle yapılan yorumlar, akla Zola'nın tavrını getiriyor. Emile Zola'nın, suçlu olmadığı halde hüküm giyen Yahudi yüzbaşı Dreyfus'u savunan "İtham ediyorum" başlıklı yazısında olduğu gibi yeri geldiğinde kendisi gibi olmayanı da savunabilir insan. Bizim temel çizgimiz, güçten değil de daima haktan ve adaletten yana olmak olmalıdır. Suçlu veya suçsuz diye hüküm vermek elimizde değildir, ancak doğruluk ve adaletten yana bir tavır ve beklenti de şarttır.

Burak Kıllıoğlu-Milli Gazete

Kaynak: MİLLİ GAZETE {http://www.milligazete.com.tr/makale/oc-almak-degil-adaleti-tesis-etmektir-mesele-194445.htm}



Bu haber 787 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,391 µs