En Sıcak Konular

PROTESTANLIK, KAPİTALİZM VE AKP

9 Mart 2011 10:52 tsi
PROTESTANLIK, KAPİTALİZM VE AKP AKP’nin ülkemizdeki büyük çoğunluğu müslüman olan toplumumuza biçtiği İslam modeli “Protestanlaştırılmış İslam” modelidir.

PROTESTANLIK, KAPİTALİZM VE AKP

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara geldikten sonra 59. Hükümet’in kuruluşu için 18 Mart 2003’de Hükümet Programı Hakkında TBMM Genel Kurulunda yaptığı Ak Parti Siyasal kimliğini Muhafazakar Demokrat Olarak tanımlamaktadır. Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Siyasetimiz-Konuşmalar, Ankara 2004, s. 10-14.

AKP’nin ekonomik alandaki belki de en büyük başarısı, kapitalizmin doğallaşmasını sağlamak olmuştur. AKP, kadrolarıyla ve misyonuyla, Türkiye’de 1980’lerden sonra kapitalizme karşı en önemli direniş noktalarından biri olan İslamcılığın sistem tarafından emilmesini sağladı. AKP iktidarı, sadece kapitalizmi değil, neoliberal projeleri de kitlelere sunmuş ve aklı başında her

Müslüman’ın bunları savunması gerektiğinin altını çizmiştir.

Muhafazakar bir partinin iktidarda olması, yurt dışındaki İslami sermaye için de önemli bir kapı aralamaktadır. Her ne kadar “sermayenin renklere boyanmasını” doğru bulmayan dönemin devlet bakanı Ali Babacan iddiaları reddetse de, Middle East Quarterly dergisinde araştırmacı Michael Rubin’in yayımladığı bir makaleye göre, Türkiye’de İslami sermayenin yayılışı, AKP ile bağlantılı bir şekilde artmış ve AKP İslamcı sermayenin merkezi haline gelmiştir. Michael Rubin, Green Money, Islamist Politics in Turkey, Middle East Quarterly, p. 13-23.

http://www.aei.org/article/22013

AK Parti Siyaset Akademisi Ders Notları, Ömer Çaha, Ar-ge Başkanlığı, Çankaya/Ankara, Aralık-2009

AKP’nin ülkemizdeki büyük çoğunluğu müslüman olan toplumumuza biçtiği İslam modeli “Protestanlaştırılmış İslam” modelidir. Bu modelin meşruluğunu savunduğu en önemli husus ise AKP’nin Siyaset Akademisi Ders Notlarının 80.nci sayfasında Kapitalizmin en önemli dinamik taşı olan Protestanlık şöyle anlatılmaktadır;

Martin Luther, aynı zamanda Katolik Kilisesi’nin geliştirmiş olduğu lüks yaşam tarzını da sert biçimde eleştirir ve Alman halkının bu kadar varlık içinde yüzen bir kuruma yardım etmemesini önerir. Luther, Hıristiyanlığın sade, yalın ve mütevazı bir yaşam biçimi olduğunu savunmuştur. Peki o yüzden mi Kapitalizm Protestanlığın etkisinde gelişti ve yaygınlaştı? AKP’nin Ders notlarında Luther’in Hıristiyanlığın sade, yalın ve mütevazi olduğu sözleri söylediğine dair hangi kaynakta yazdığı dipnot olarak belirtilmemiş. Luther’in böyle bir söz söylediği bile meçhuldür. Notlarda Luther’e atfedilen bu sözler zaten Luther’in kendi düşünce ve Protestanlığın mantığına uymamaktadır. Bu sözler ders notlarına yanlış mı yazıldı yoksa kasıtlı mı yazıldı? İkincisi Protestanlıkta sadelik ve mütevazilik yoktur aksine Protestanlıkta “Kişinin ödevi dünya nimetlerinden faydalanmak ve zenginliğini olabildiğince artırmak ve servetini sınırsızca biriktirmektir.”

Kapitalistleşmeyi yaratan en önemli etki Protestan inancının değerleridir. Çünkü Protestanlık, kapitalizmi doğuracak rasyonalizme sahiptir. Diğer toplumlarda kapitalizmin ortaya çıkmamasının nedenlerinden birisi de, o toplumların kültürlerinde ya da dinlerinde “çok kazanma” etiğinin olmamasıdır. Max Weber’in meşhur tezine göre; önceleri İncil’de geçen “ona yeter” ifadesinden hareketle daha az çalışmayı daha çok kazanmaktan cazip gören bir anlayış hakimken, Protestanlık meseleye farklı bir bakış getirmiştir. Bireylerin kendileri için değil, başkaları için çalışmak zorunda olduklarını savunan Luther’e göre çalışmamak Tanrı katında haksız, bencil, dünyevi ödevlerden kendini sıyıran ve sevgisiz bir tutumdu. Sonuç olarak Avrupa’da zengin kentlerin çoğu XVI. yüzyılda Protestanlığı kabul etmiş ve zengin zanaatkarlar çoğunlukla Protestanlar arasından çıkmıştır. (Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Ayraç Yayınevi, Ankara 1997, s. 32, 34,

40, 53, 71.) Bu yüzden Protestanlar için meslek sahibi olmak ilahi bir görev olarak görülmektedir.

Katoliklerin ve Protestanların genel özellikleri verildikten sonra görülmektedir ki, kapitalizmin Avrupa’da bu kadar kısa sürede kabul görüp gelişmesinin tek sebebi Protestan ahlakıdır. Protestan ahlakı Kapitalizmin ruhunu beslemiş ve güçlenmesini sağlamıştır. Kapitalizm ve bu din zıt uçlarda görünse bile aslında kapitalizmle din bir ilişki içindedir.

Alman İktisatçı Prof. Dr. Werner Sombart, Kapitalist ruhunu, Weber’in tersine Yahudilikte aramıştı. Werner Sombart, Yahudiler ve Modern Kapitalizm adlı eserinde püritan ahlakın özünün Yahudi dininden kaynaklandığını, Tevrat’ın ve Yahudilerin kendilerine has karakteristikleri sayesinde kapitalizmin bu kadar gelişme kaydettiğini belirtmektedir. Sombart’a göre kapitalizmi üreten Protestanlık değil, Yahudilik’tir. Sombart, Yahudiliğin izinden Protestanlığın gittiğini söylemektedir. Sombart’a göre kısaca Protestanlık, Püritanizm, Yahudilikten doğmuştur. Sombart Weber’den farklı olarak kapitalizmin doğuşunda ve gelişmesinde Yahudilerin önemli bir yeri olduğunu düşünmektedir. Sombart, Protestanlığın görüşlerinin Yahudi görüşleriyle bağdaştığını ifade etmekte, hatta Yahudi dini, Püritenlikten önce olduğu için Püritenliğinde Yahudilikten geldiğini söylemektedir. (Werner Sombart, Kapitalizm ve Yahudiler, çev. Sabri Gürse, İleri Yayınları, İstanbul 2005, s. 19.) * (Werner Sombart, Kapitalizm Öncesi İktisadi Görüş. Kapitalizm ve Din, M. Özel çev.) M. Özel, 1.Baskı, Alternatif Üniversite, İstanbul 1993, s. 35- 45.)

AKP’nin Siyaset Akademisi Ders notlarının 89.ncu sayfasında İslam’daki rasyonalizm ve bireycilik (dinin bireysel olarak yorumlanması  anlamında) Katolik hegemonyaya başkaldıran Protestan öncülere ilham kaynağı teşkil etmiştir. Nitekim Calvin “kendisini İsa’dan çok Muhammed’e yakın hissettiğini” İslam’ın bu özelliğinden dolayı ifade etmiştir.

AKP’nin Siyaset Akademisi Ders notlarında resmen Protestanlık övülmekte Katolik hristiyanlık ise yerilmektedir. Hatta bu notlardaki bilgiye göre İslam Protestan mezhebinin öncülerine bile ilham kaynağı olmuş. İslam ile Protestanlığı hangi noktada bu kadar yakın görüyorlar? Weber’e göre Kapitalizm, Protestanlık sayesinde ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Çünkü Protestanlık kapitalist, Katoliklik antikapitalist bir yapıya sahiptir. Bu notlardaki yorumu irdelersek İslam, Protestanlığın öncülerine yani Kapitalizme mi ilham kaynağı oldu diyeceğiz ? Tabiki hayır..28.11.2010’da Odatv’de yayınladığım (Yahudi İslamcılar) yazımda da bunları belirtmiştim. AKP’nin Siyaset Akademisi notlarına bakarsak İslama en yakın Hıristiyan mezhebi Protestanlık.. Çünkü onlara göre Katoliklik öbür dünyacı ve dünya nimetlerinden vazgeçmiş ahiretçi bir yapısı var. Ama Protestanlık çalışmayı ibadetten üsttün tutmuş, zengin olmayı, dünya nimetlerinden ve zenginliklerinden faydalanmayı amaç edinmiş kapitalist bir yapısı olduğu için AKP’de tabi ki Protestanlığı el üstünde tutacaktır. Çünkü Protestanlığın bütün doktrinleri AKP’ye ve AKP’lilerin zihniyetine uymaktadır. Zaten bu uyuşma vesilesiyledir ki AKP siyaset akademisi ders notlarında Protestanlık el üstünde tutulurken, Katoliklik basit sıradan, bağnaz, öbür dünyacı bir mezhep gibi tasvir ediliyor. Sonuçta AKP’de kapitalist, Protestanlıkta… AKP pratik yaşamda Protestanlığın bütün doktrinlerini uygulamaktadır. Yani Werner Sombart’ın Kapitalizm ve Yahudiler isimli kitabından “Yahudiler” ismini, Max Weber’inde Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı kitabı içerisinde yazan “Protestan” isimlerini çıkarın ve AKP (AK Parti) yazın ve bu iki eseri de bu şekilde okuyun AKP’nin Kapitalist yapısını ve mantığını daha iyi anlayacaksınız.

AKP’nin Siyaset Akademisi Ders notlarının 86.ncı sayfasında ise İslam’da reform yapılamadığı için modern dünya ile kriz içinde olduğu şöyle açıklanmaktadır; Hıristiyanlık on altıncı yüzyıldan itibaren Protestanlık aracılığıyla modern toplumun bireycilik özelliğini kazanarak modern yaşama ayak uydururken, İslam bu konuda gerçekte kendi Rönesans ve Reformunu yapamadığı için modernleşme ile uyumu konusunda ciddi bir kriz içinde bulunmaktadır.

Şimdi soruyoruz AKP’ye.. İslam’ın modern olmak için reforma mı ihtiyacı var? İslam’da reform olamayacağını bilmiyor mu AKP ve AKP zihniyetleri. Katolikliğin ve İslam’ın, modernliği yakalayabilmek için reform mu yapmaları gerekmektedir.? Bu yazıdan şunları çıkaracak olursak Katoliklik ve İslam modern çağın gerisinde kalmış, Protestanlık ise rönesans ve reform sayesinde modern dünyayı yakalamıştır. Modernlik maskesi altında İslam ve Katoliklik bir gereksinim uğruna yerilmiş, Protestanlık ise övülerek örnek gösterilmiştir. İslam’a inanan bir çoğunluk kesimin üyesi olan AKP, toplumu psikolojik anlamda İslam’da reform’un olması gerektiğine mi inandırmaya çalışıyor ? Bu notlarda yazan yazılar başlı başına bir çelişkidir. Bu notlarda yazan yazılar aslında AKP’nin zihniyetini de ortaya koyuyor. Bu notları analiz edecek olursak AKP Protestan bir zihniyete sahiptir. Burada İslam’dan daha çok Protestanlığa atıf yapılıyor ve Protestanlığın ve Kapitalizmin en büyük rakibi Katoliklik ise yerden yere vuruluyor.

AKP VE KAPİTALİSTLEŞME

Hz. Peygamber, peygamberliğinin yanında dünyevi yönleri bulunan devlet başkanlığı, komutanlık, hakimlik, muallimlik görevlerini yapmasına rağmen şaşalı ve debdebeli bir hayat sürmemiş, israf ve lüksden uzak, sade ve mütevazi bir yaşantıyı tercih ederek ümmetine örnek olmuştu.

İslam’da üretimin ihtiyaç duyulan sahalardan başka yöne kaydırılması, lüks tüketim maddelerinin üretimine yatırım yapılması, kaynak israfı olarak değerlendirilmiş, uygun görülmemiştir. İktisatçı Abdurrrahman el-Maliki’ye göre; İslam, tespit etmiş olduğu Hukuki düzenlemelere uymayan anonim şirketlerin kuruluşunu kabul etmemektedir. Tröst ve kartel amaçlı birçok anonim şirketin tek çatı altında bir araya getirilmesini de yasaklamıştır. Çünkü İslam’a göre şirketler, vakıf ve vasiyet gibi münferit bir irade türünden bir işlem değil, alışveriş ve icare gibi akitler gurubundandır. Bunun için şirkette, şirket ortaklarının doğrudan doğruya, bizzat şirketin işleyişinde yer almaları (Muşareke akdi) veya doğrudan doğruya bedenen şirkete ortak olan kimse ile mallarını ortak kılmaları (Mudarebe akdi) gerekir. Bu tür bir ortaklık ise tabiatı icabı büyük miktarda sermaye birikimine imkan tanımaz. Bu nedenle İslam’daki şirket hükümlerine göre kurulan bir şirket, büyük fabrikalar kurabilecek devasa sermaye birikimine imkan tanımadığı için bu güç ancak devlette bulunacaktır. Abdurrahman El-Maliki, İdeal Ekonomi Politikası, Türkçesi: Muhammet Hanifi Yağmur, Ta-Ha Yayınları, Ankara 1997, s. 111-112.

AKP iktidarı ile hızla yükselişe geçen, İslami pop ya da hip hop albümleri, İslami oyuncaklar, İslami bale gösterileri gibi dinin gereklerine uygun ürün ve hizmetlerle tüketicinin karşısına çıkan firmalar, İslami kesimin tüketim anlayışını değiştirmiş, kapitalist sisteme katılmaları oranında bu anlayışın yerleşmesine sebep olmuşlardır. Kapitalizmin sunduğu her türlü ürün ve  hizmete “İslami” bir kılıf uydurularak bunlara ahlaki bir boyut kazandırılmış, tüketimin sadelik ve ılımlılık anlayışından lükse doğru yön değiştirmesi sağlanmıştır. “Bir lokma, bir hırka” anlayışının “Bin lokma, bin hırka”ya dönüşümü lüks otomobiller, lüks evler, beş yıldızlı oteller, moda defileleri ya da lüks davetlerle somuta indirgenmektedir.

 Türban tamamen modaya tabidir. Baskın Oran ve Elçin Aktoprak, Radikal, 14.06.2006

AKP ile siyasal alanda merkeze taşınan İslamcı kesimin eşleri,  tesettür giyimin yayılmasına ve farklılaşmasına öncü olmuş, düzenlenen lüks düğünler ve davetlerle abiyeler, İslami modanın önemli bir parçası haline gelmiştir. Dolayısıyla İslamcı kesimin yaşam tarzlarındaki değişiklikler bir yandan İslami modanın çıkış noktasını oluştururken, diğer yandan da bu moda aracılığıyla süreklilik kazanmaktadır.

Tayyip Erdoğan’ın ve Abdullah Gül’ün kızlarının zengin, pahalı, düğünleri, düğünlerden sonra kaldıkları ve dünyanın en romantik otelleri arasında gösterilen mekanlar, Emine Erdoğan’ın İslamcı kesim tarafından takip edilen giysi modası, Hayrunisa Gül’ün Cumhurbaşkanı eşi olma yolunda türbanının modernleştirilme girişimleri, tüketimdeki değişimler için birer örnektir.

İslamcı kesim, kapitalist sistemin içine girdikçe tüketim kültürünü değiştirmekte, para ile ilişkileri ölçüsünde tüketim kalıplarını lükse yönlendirmekteler. Bu ise, “kazandıklarını yoksullara dağıtma” şeklinde bir durum misyonlarına ters düşmektedir. Her  ne kadar kapitalizmin tüketim çılgınlığı İslam’ın sadeliğinin karşısında yer alsa da, kapitalist sisteme ayak uyduran İslamcılar bunun farkında değil gibi görünmektedirler.

Birtakım İslamcılar o kadar ileri gittiler ki, "Hz. Muhammed zamanımızda yaşasaydı en lüks jipe binerdi" diyecek kadar zıvanadan çıktılar. Türkiye'deki genel çılgınlıktan, islami kesim de payını almıştır. Müslümanlar Ümmet şuurunu yitirmişler, cemaat asabiyeti bataklığına batmıştır.Eline para geçen kesim lüks, israf, sefahat deryasına gark olmuştur. M. Şevket Eygi, Çılgın Toplum, 08. Aralık 2009, Milli Gazete

AKP’li zengin işadamlarının karinesini, hükümet döneminde sermayelerinin nasıl büyüdüğünü ve ekonomideki payını Capital Dergisi 1 Şubat 2008 tarihli sayısında şöyle anlatılmaktadır; Son dönemde bazı gruplar “hızlı büyüme” tempolarıyla dikkat çekiyorlar. Yaptıkları yatırımlar, girdikleri yeni alanlar ve kurdukları başarılı ortaklıklarla yüzde 500’lere varan büyüme rakamları yakalayanlar var. Pek çoğu yeni dönemde yakaladıkları fırsatlarla sıklet değiştirip holdingleştiler. Capital Dergisi, Özlem Aydın, Yeni dönemin en hızlıları, 1 Şubat 2008

http://www.capital.com.tr/son-donemde-bazi-gruplar-%E2%80%9Chizli-buyume%E2%80%9D-tempolariyla-dikkat-cekiyorlar-yaptiklari-yatirimlar-girdikleri-yeni-alanlar-ve-kurduklari-basarili-ortakliklarla-yuzde-500lere-varan-buyume-rakamlari-yak-haberler/19976.aspx

Eskiden aynı anlama gelen kimi kavramlar da birbirinden farklılaşır: din ve ahlak, siyaset ve siyasetçi, Türk ve Müslüman. Artık din yorumlanmaktadır: "Bu İslami değil, ama sanırım yapılabilir". Zaten bütün olay da budur. Bu, Türkiye Sünniliğinin Protestanlaşmasının başlamasıdır. Bu, her açıdan 'gözlere atlayan' bir durumdur ve dış politikada da tekrarlanır: AKP, geçmiş bütün partilerden daha fazla ABD ve IMF'ye yakındır. Baskın Oran ve Elçin Aktoprak, Radikal, 14.06.2006

Utah Üniversitesi'nden Profesör Hakan Yavuz, Türkiye'nin geçirdiği dönüşümü 'Türkiye'de İslami kesim Protestanlaşıyor ve İslamsız bir İslam oluşuyor' şeklinde yorumlamakta ve şunları eklemektedir;

Laik kesim, İslamsız modernleşme istiyor ve dini, modernleşmenin karşıtı olarak algılıyor. Bunun karşısında ise, İslam'la beraber modernleşme isteyen ikinci bir kesim var. Ana tartışma bu. Eskiden, 'Modernite İslamsız olmalı' diyenler hakimdi. Şimdi ise, 'Modernite İslam'la beraber gitmeli' diyenler. Hatta modernitenin ihtiyaçlarına göre 'İslam yeniden yorumlanmalı' diyenler de var. Yani, bugün Türkiye'de bir Protestan İslam'ı oluşuyor. Bu fay hattının bir sosyolojik derinliği yok. İslami kesim gittikçe Protestanlaşıyor. (Şenay Yıldız’ın Röportajı, Türkiyede kaybeden Gülen Cemaati, 25 Temmuz 2010 - Akşam )

İslamiyet’te özel mülkiyet hakkı tanınmaktadır. Ancak, bu hakkın, milli gelirin bölüşümünde adil bir dağılıma götürülmesi de esastır. İslam, sebepsiz zenginleşmeyi, adaletsiz gelir dağılımını ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu kabul etmemektedir. Hz.Peygamber, peygamberliğinin yanında dünyevi yönleri bulunan devlet başkanlığı, komutanlık, hakimlik, muallimlik görevlerini yapmasına rağmen şaşalı ve depdebeli bir hayat sürmemiş, israf ve lüksden uzak, sade ve mütevazi bir yaşantıyı tercih ederek ümmetine örnek olmuştu. Fakat AKP ve çevresinin bugün müslümanlara örnek olduğu yaşam kapitalist protestan ahlakına dayalı bir firavunun zenginliğine dayanan bir lüks yaşam tarzıdır. Bununda İslamla alakası yoktur.

Yahudilik ve Protestanlığın Ortak Noktaları

Her iki dinin mensuplarıda aynı kitabı (Tevrat)’ı okurlar. Yahudiler  sadece Tevrat’a, Protestanlar hem Tevrat’a hemde İncil’e  inanırlar. Protestanların okuduğu (Kitab-ı Mukaddes) bütünlüğü adı altında ele alınmıştır. Protestanlar inanç konusunda Tevratik yanları daha ağır basmaktadır. Protestanların ve Yahudilerin faize bakış açıları aynıdır. Her ikiside faizi kabul eder, meşru görürler. Çünki faiz (Tora) Tevrat’ta şöyle emredilmektedir ; Kardeşine ister para faizi, ister yiyecek faizi olsun, faiz alınan başka herhangi bir şeyin faizi olsun faiz vermeyeceksiniz. Yabancıya faiz verebilirsin, ama kardeşine faiz veremezsin. (Tora/Devarim, Ki Tetse, Bap. 23/20-21) Yasanın Tekrarı, 23/19-20.

Bu sebeple Protestanlığın, Kalvinizmin ve Yahudiliğin kesiştiği en önemli ortak noktalarından biriside faiz vermek ve faizin meşru olduğunun kabul edilmesidir. Bu yüzden Kapitalizmin doğduğu geliştiği ülkeler Katolik değil, hep Protestan olan ABD, İngiltere, Almanya, vb. diğer ülkelerdir.

Protestanlar Tevrat’a göre İsrailoğullarının seçilmiş kavim olduklarını kabul ederler. Zira Tevrat’ta İsrailoğullarının Tanrı tarafından seçilmiş kavim oldukları şöyle vurgulanır; Siz Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. Tanrınız RAB, öz halkı olmanız için, yeryüzündeki bütün halklar arasından sizi seçti. (Tora, Devarim Bap. 7/6-7 “Tesniye & Yasanın Tekrarı”)

Sizin Tanrınız olacağım. Sizde benim halkım olacaksınız. (Tora, Vayikra, Behukotay Bap. 26/12 “Levililer”)

Bana bütün kavimlerden has kavim olacaksınız ve siz bana kahinler ve mukaddes millet olacaksınız. (Tora, Şemot Bap. 19/6 “Çıkış”)

Siz İlahlarsınız ve hepiniz, yüceler yücesinin oğullarısınız. Kalk ey Allah yeryüzüne hükmet. Çünkü bütün uluslar senindir. (Mezmurlar 82/6-8)

Evanjelik sözcüğü ise daha çok Protestan Kilisesi'nin muhafazakar kesimini nitelemek için kullanılır. Evanjelikler, ABD'yi kuran ve tutuculuğuyla bilinen Protestan mezhebi Püritenler'in devamıdır. Evanjelizm merkezli bu akımın mensuplarına ve zamanla liberal Protestanlar haricindeki tüm Protestanlara Evanjelik denmeye başlanmıştır. Amerikan halkının büyük çoğunluğu Hıristiyan olup, bunlar arasında da kalabalık grubu Evanjelistler oluşturmaktadır.

Protestanlar ve Protestanlığın diğer bir kolu olan Evanjelistler Tanrı’nın Tevrat’ta İsrailoğullarına vermiş olduğu bu seçilmişliği ve ayrıcalığı çok kutsal görürler. Bu yüzden Yahudiler’e maddi manevi siyasette ve her alanda destek verirler. Hatta Amerika’da Hıristiyan sağın, Amerikan dış politikasında özellikle bir alanda büyük bir ağırlığı vardır. Çünkü dini inançlarından dolayı Evanjelistler arasında Hıristiyan Siyonistler olarak adlandırılan grup, ABD’nin Orta Doğu’ya yönelik politikasında İsrail’i ve Yahudileri merkeze alan bir politika takip etmesini istemektedirler. Hıristiyan Siyonistlerin, İsrail ve dolayısıyla Orta Doğu algılaması, Eski Ahit (Tevrat)’a göre belirlenmektedir. Sam Harris, The End of Faith: Religion, Terror and The Future of Reason, W. W. Norton & Company, New York 2005, p. 153.

Amerika’nın önemli isimlerinden Hristiyan Siyonizminin ateşli savunucularından Thomas Road Protestan kilisesinin papazı Jerry Lamon Falwell, İsrail’e desteğini her fırsatta belirmiştir. Hatta İsrail’in akıbetini Hristiyanlığın akıbeti ile bir tutarak “Teolojik açıdan bir Hıristiyan, İsrail’i desteklemek zorundadır. Şayet İsrail’i koruyamazsak Tanrı nezdindeki itibarımızı kaybederiz. Grace Hallsell, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, Çev. Mustafa Acar-Hüsnü Özmen, Kim Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2003, s. 114.

Evanjelistler dayandırdıkları bu inanışlarından dolayı İsrail’e sonsuz destek vermekteler, hatta İsrail’i bazen yeteri kadar dini davranmadığından dolayı suçlamaktadırlar. ABD’nin de İsrail’i koşulsuz desteklemeleri için lobi yapmaktadırlar. Bugün Evanjelistler ABD’de bir anlamda “Yahudi’den daha çok Yahudi” olarak hareket etmektedirler. Bundan dolayı, İsrail’in ABD’deki en büyük destekçileri konumunda yer almaktadırlar. (Mary Jayne McKay, Zion’s Christian Soldiers, CBSNews June 8, 2003)

http://www.cbsnews.com/stories/2002/10/03/60minutes/main524268.shtml

Mesih’in gelişini İsrail’e ve Yahudilere bağladıkları için Evanjelistler, Orta Doğu algılamalarının temeline İsrail’i yerleştirmekteler ve Mesih’in gelişinin birinci şartı olarak, Yahudilerin Filistin topraklarına dönmelerini, ikinci şart olarak ise, burada bir Yahudi devletinin kurulmasını görmektedirler. Bugün itibariyle, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızlı bir şekilde Yahudilerin Filistin’de toplanmasını ve Yahudilerin 1948 yılında İsrail Devleti’ni kurmalarını kutsal metinlere bağlayarak Eski Ahit’in kehanetinin bir sonucu olarak yorumlamaktadırlar. Evanjelistlre göre, önemli olan her ne şekilde olursa olsun Tanrı’nın kutsal planı”nın işlemesidir. Nuh GÖNÜLTAŞ: Bush ve Evanjelizmin Mesih Planı, Q-Matris Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2003, s. 18.

Dini inançlarından dolayı Evanjelistler, geçmişte olduğu gibi bugün de İsrail’in genişleme yolundaki her politikasını desteklemektedirler. Hatta İsrail’i daha hızlı davranması için teşvik etmektedirler. Birçok kişi, Büyük İsrail’i yaratma çabalarını desteklemekte ve aktif biçimde bu hedef doğrultusunda

çalışmaktadır. Bundan dolayı Amerikalı Hıristiyan Siyonistler, başta İsrail’e göç ve yeni yerleşim yerlerinin açılması olmak üzere, İsrail’e siyasi ve ekonomik bakımdan destek vermektedirler.  Ingmar Karlsson, Din, Terör ve Hoşgörü, Çev. Turhan Kayaoğlu, Homer Kitabevi, İstanbul 2005. s. 55.

Yani Amerika’da Yahudi lobisinin seçtiği bir başkan adayı olmasın, başkan adayı yahudi asıllıda olmasın, başkan adayı İsrail ve Yahudi lobileriyle ilişkiside olmadığını farzedin fakat o devletin ve başkan adayının Protestan olması İsrailin çıkarlarını koruması ve desteklemesi açısından yeterli bir nedendir. Çünki o başkan böyle bir vazifeyi, gerekliliği ve meşrutiyeti inançları doğrultusunda Tevrat’tan almış olacaktır. Yani Amerika’da Yahudi lobisi olmasa bile, Siyonist lobiler olmasa bile, masonizm olmasa bile sistemin Protestan oluşu yahudilerin ve İsrail devletinin korunup kollanması ve desteklenmesi için yeterli bir nedendir. İşte Amerika’daki ve Protestan Avrupadaki Judaist sistem budur. Nitekim bu benzetmeye uyan bir ayet Tevrat’ta Yeşaya bölümünde Yahudilere şöyle bildirilmiştir; Yabancılar senin surlarını onaracak, Kralları sana hizmet edecek, Çünkü sana kulluk etmeyen ulus yada krallık yok olacak. Uluslar ve krallar bir anne gibi seni emzirecekler. (Tevrat-Yeşaya Bap. 60 / 10.12.16)

Evangelist Hıristiyanlar İncil ve Tevrat’daki ayetleri ABD siyasetine yansıtarak, ABD üzerinden de tüm dünyaya yön vermeyi hedeflemektedirler. Tevrat ve İncil'de geçen Ahir zamandaki Mesih, Deccal ve Büyük Savaş (Armagedon) gibi olayları kendilerine göre yorumlayarak; kendilerini Mesih'in taraftarları (iyiler), Müslümanları ise Deccal'in taraftarları (kötüler) olarak görürler. Bundan hareketle kıyameti hızlandırmak, kendi lehlerine çevirmek için ellerinden geleni yapmaları gerektiğine inanan Evangelistler, bu büyük savaşta güç birliği için Yahudilerle iş birliğini zorunlu görmektedirler. Armagedon deyimini ilk olarak kullanan Amerikan Başkanı Ronald Reagan'dı. Kendisi de bir Evangelist olan Reagan, "Armagedon'a hazırlanmamız gerekir" ifadesini kullanmıştı. Baba Bush'un Körfez savaşıyla Yeni Dünya Düzeni, oğul Bush'un 11 Eylül saldırılarını gerekçe göstererek Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kavramlarını öne çıkarmalarının, içinde bulundukları örgütün hedefleriyle doğrudan irtibatlı olduğu belirtiliyor. Son yıllarda gelişen 11 Eylül provakasyonunun ardından özellikle bütün İslam Coğrafyasını (Büyük Ortadoğu'yu) hedef alan ABD'nin saldırgan politikaları da bu tesbitin tamamen doğru olduğunu gösteriyor. Amerika'nın Evangelist-Hristiyan yönetimi tarafından, önce Afganistan'da başlatılan ve Irak'ın işgali ile uygulaması devam eden bu politikaya, İsrail de Filistin'deki katliamlarını yoğunlaştırarak eşlik etmektedir. Hristiyan Amerikan sağı Kıyamete göre hazırlanmış bir dış politikaya sahiptir.

Armegedon kelimesini Amerikan Başkanı Ronald Reagan 1984 seçimlerinde ABC televizyonunda özel bir programda seçim tartışmalarında muhabirin sorusu üzerine şu sözleri söyledi;

Muhabir : Sizin bir çeşit Armagedon’a doğru gittiğinize inandığımızı biliyoruz.

Şuan belkide bir çeşit nükleer Armagedona gittiğimize inanıyormusunuz ?

Regan : İncil’de bize gelecekle ilgili bildirilen haberlerdeki (ahir zaman) Armagedon’un alametleri geçtiğimiz yıllarda gerçekleşti. Geçtiğimiz on yıldan fazla bir zaman zarfında Teologlar bildirilen haberlerin bir araya geldiğinde bunun doğru olduğuna İncil’deki ahir zaman alametlerinin gerçekleştiğine inanıyorlar.

O dönem Reagan’ın bu konşmaları Amerika’nın ünlü Time Dergisinde Armagedon ve Ahir Zaman isimli yazıya konu olmuştu. Reagan katıldığı birçok toplantıda Amerikan politikalarının Armagedona göre yönlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Reagan’a göre İncildeki kehanetler birebir gerçekleşecektir. By Richard N. Ostling; Michael P. Harris; James Castelli, Religion: Armageddon and the End Times, Time - Nov. 05. 1984

http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,954482,00.html

Herşeye gücü yeten Egemen Tanrı’nın büyük gününde olacak savaş için, tüm yeryüzü hükümranlarını  bir araya toplamak amacıyla onlara gitmekteler. Tanrı, Yeryüzü hükümranlarını İbranice; Armagedon denen yerde bir araya topladı. ( İncil / Vahiy – 16:15 )

Evanjelistler Hz. İsa’nın İsrail’de son bir kutsal savaşı yönetmek üzere geri döneceğine inanıyor. Bu savaş Armagedon savaşıdır. Armagedon Kıyamet'e yakın meydana geleceğine inanılan korkunç bir felaketin adıdır. Kelime, İbranice Megiddo Tepesi manasına gelen Har Megido'dan geliyor. Megiddo, Kutsal Kudüs topraklarında yer alan ve üzerinde eski zamanlarda büyük savaşların cereyan ettiği derin bir ovanın adıdır. Armagedon. ‘Megiddo Dağları’ (Karmel olabilir). Yahuda kralı Yoşiya bu kent yakınlarında, İ.Ö. 609’da Mısır Firavunu Neko’nun ordusu tarafından yenilgiye uğradı,yaşamını yitirdi. (bkz. II.Krallar 23:29,30; II.Tarihler 35:20-25; Yeremya 22:10; bölüm 46;

Yeremya’nın Ağıtları 4:20 Onlara göre Kudüs ahir zamanda milletler için dehşet verici bir yer olacak. Bu diğer milletler için değil, Museviler içinde dehşetli bir yer olacaktır. Kudüs insan ırkının kırdırılacağı bir yer olacak. Museviler Hz.İsa’yı kabul etmeleriyle Museviliğinde sona ereceğine inanıyorlar. Evanjelistler bir barış süreci istemiyorlar. Onlar müslümanların museviler tarafından oradan çıkartılmalarını, sonra Musevilerin orada Süleyman Tapınağını yeniden inşa etmelerini ve Hz. İsa’nın gelmesini ve herkesi yenmesini istiyorlar. Kitabı Mukaddes İsrail’in Arap komşularıyla 7 yıllık bir barış anlaşması imzalamaya zorlanacağını söylüyor. Ve Evanjelistlere göre Sahte Mesih yani Deccal bu anlaşmayı hazırlayacak. İnşa ettirdiği Tapınağa yerleşecek ve orada Allah (haşa) olduğunu ilan edecek. O zaman Museviler onun beklenen mesih olmadığını anlayacaklar. Sonra ise herşey kötü olacak. Ve birçok hristiyanın anladığı gibi buda Armegedon’a sebep olacaktır.

Kurulacak olan krallığın merkezi Kudüs olacak ve bu krallık Yahudiler tarafından yönetilecek. Bu Yahudiler Mesih’e bağlanacaklar ya da Hıristiyanlığa dönüş yapacaklar. Bu inanışlarından dolayı, Evanjelist Hıristiyanlar Mesih’in gelişini hızlandırmak için çalışmakla kendilerini dinen yükümlü hissetmektedirler. Bu durumu Grace Hallsell ironik bir şekilde “Tanrıyı kıyamete zorlamak” diye

tanımlamıştır. Grace Hallsell, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak Armageddon, Hristiyan Kıyametçiliği ve İsrail, Çev. Hüsnü Özmen- Mustafa Acar, Kim Yayınları, İstanbul 2003, s. 22-25.

Amerika 1980’lerde Armageddon senaryolarına başladı..

Bugün Kuzey Irak Kürt devleti’nin yapılanması sürecinde Kürt vatandaşlarımızıda Armagedon sürecine hazırlamaktadırlar. Çünkü Armegedon savaşının gerçekleşeceği coğrafya Kürt vatandaşların yaşadığı Mezopotamya ve Kudüs eksenli bir bölgedir. Armagedon sürecinde Evanjelist Amerika’ya düşman olan Kürtler seküler kürtler değil müslüman kürtler olacaktır. Çünki Armagedonda Amerikalı Evanjelizmin düşmanı mezopotamyada müslümanlar olacaktır. İşte bu müslümanlar içerisinde Kürtlerde bulunmaktadırlar.

Başbakan Tayyip Erdoğan bu planı bildiği içinmi Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanıyım diyordu. Lakin Evanjeliklerin planladığı Büyük Ortadoğu Projesi karanlık bir şer projesidir. Peki başbakan böyle bir projeyi bildiği içinmi Büyük Orta Doğu projesinin eşbakanlığını yapmaktadır. ? Yoksa başbakanın armegedondan ve evanjeliklerin planlarından haberi yokmu ?

AKP’nin Amerika-Irak savaşında Amerika’ya olan tutumuda desteklekleyici nitelikteydi.

Keman Unakıtan : Tezkereyi çıkarmak bizim misyonumuz..diyordu..

O dönem dışişleri bakanı Abdullah Gül ise işgale yapılan ortaklığı şöyle nitelendirmişti; Biz ABD-İsrail ve ingiltere’den oluşan savaş ittifakının parçasıyız. Sözlerini vurgulamıştı.

Başbakan Tayyip Erdoğan ise ABD’ye mektubunda şu sözleri yazıyordu : Kahraman Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ediyorum..

Sonra Hristiyan Siyonistlerden bahsediyoruzda peki bu literatüre “İslamcı Siyonistler” ismini yerleştirebilirmiyiz. İslamcı siyonistler kimler ? İslamcılık etiketi altında Siyonizmin çıkarlarını bilinçli yada bilinçsiz savunan ve hizmet edenler. Aslında İslami değerleri ve müslümanların çıkarlarını savunduğuna inanan bu kesim farkında olmadan siyonizmin çıkarlarını savunmaktadırlar. Siyonizme karşılar, İsraile karşılar fakat farkında olmadan yada bilinçli bir şekilde İsrailin ve siyonizmin çıkarlarını dasavunuyorlar. Faaliyetleri ile bir nevi İslama ve müslümanlara hizmet ettiklerini sanıyorlar fakat faaliyetleri daha çok İsrail, siyonizm ve evanjelistlerin çıkarlarına yarıyor..

Sekülerizm ve Protestanlık

İncil’de yönetime ilişkin geçen diğer bir ayet de Aziz Pavlus’un Romalılara gönderdiği bir mektupta görülmektedir. Aziz Pavlus Romalılara gönderdiği mektubunda tüm yönetimlerin Tanrı’dan olduğunu ve onlara mutlaka itaat edilmesi gerektiğini söyler. İncilde; Bütün yönetimler Allah’tandır. Yöneticiler Allah’ın yeryüzünde görevlendirdiği birer papaz gibidir. Bu bakımdan yöneticilere mutlak şekilde itaat etmelisiniz. Yönetime karşı direnen Allah’a karşı direnmiş olur. İnananlar sadece korkudan dolayı yönetime itaat etmez, aynı zamanda vicdanlarından dolayı da itaat ederler. Yöneticiler Allah’ın elçileri olduğu için onlara ait olanların kendilerine verilmesi gerekir. Her kim ki yönetime karşı direnirse o kötülüklerin en büyüğünü işlemiş ve

cezaların en büyüğünü hak etmiştir” (İncil / Romalılar 13: 1-7)

Görüldüğü gibi İncil’de yönetime ilişkin ortaya konan anlayış dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması hususudur. Devlet yönetimi nasıl olursa olsun inananların yönetime mutlak olarak itaat etmeleri gerektiği anlayışı vurgulanmıştır. Burada altı çizilmesi gereken husus şudur: İncil’de itaat, yöneticilerin şahsına değil, makamına yöneliktir. Bu bakımdan kötü bir yönetici dahi olsa, makamından dolayı itaati hak eder. Aziz Ambrose, Aziz Gregory ve Aziz Augustine gibi Kilise Babaları, Batı Roma’nın yıkılmasıyla birlikte “iki kılıç” doktrinini geliştirerek, “kilise otoritesi” ile “devlet otoritesi”ni birbirinden ayırmış ve kiliseye itaati, devlete itaatin üzerine çıkarmışlardır. Bu konuda kapsamlı bir felsefe geliştirmiş olan Aziz Augustine’in görüşleri, Orta Çağ boyunca Katolik dünyada geçerli olan ana görüş haline gelmiştir. Agustine göre; seküler devlet otoritesi, diğeri ise Tanrı devleti otoritesidir. Seküler devlet, sadece bu dünyaya hükmederken ve kötülüklerin kaynağı iken, Tanrı devleti iki dünyaya da hükmetmekte ve kurtuluşun kaynağını oluşturmaktadır.

Protestanlıkta ise Luther’in seküler yönetime ilişkin görüşleri Yeni Ahit’teki orijiniyle aynı, hatta daha da ileri düzeydedir. Luther’e göre “krallar ve prensler zorunluluktan dolayı birer piskoposturlar.” Bu bakımdan yöneticilere karşı “pasif itaat”i ısrarla savunur. Aziz Pavlus gibi Luther de yöneticilerin kendilerine değil, makamlarına saygı ve itaati önermiştir. İtaat, makama yönelince doğal olarak yöneticinin kişisel özelliklerinin önemi kalmamaktadır. Luther’e göre inanan biri için “başındakine itaatten daha üstün bir değer yoktur. Bu yönüyle seküler devlet, kurtuluşa hizmet etmektedir. Bu bakımdan Luther gibi o da yöneticilere karşı “pasif itaat”i önermektedir. Yöneticiler, kurtuluşu sağlama konusunda Tanrı’nın yer yüzündeki vezirleri gibidirler. The Catolic Encylopedia, Martin Luther, Robert Appleton Company, Newyork 1911, Vol.9, Bib; Gans Henry, p. 112-113. http://www.newadvent.org/cathen/09438b.htm

Protestanlığın Avrupa’ya ikinci bir katkısı, seküler düşünceye ve sisteme verdiği destek olmuştur. Kuşkusuz seküler düşünce biçimini geliştiren hareketler Rönesans ve Aydınlanma hareketi içinden doğmuştur. Ancak Protestanların da dünyevi otoriteyi yüceltmesi, ona itaati öngörmesi seküler yapıya hizmet etmiştir. Protestanlığın Avrupa’ya en önemli katkısı ulus devletin gelişmesini kolaylaştırması olmuştur. Protestanlar, her ulusun, Roma Katolik Kilisesiyle bağını kopararak, kendi ulusal kilisesini inşa etmesini savunan görüşleriyle, değişik ulusların Vatikan karşısında hükmü şahsiyet kazanmasına katkıda bulundular.

Protestanlığın modern dünyadaki en önemli katkısının dinle  devlet arasındaki ilişkinin belirlenmesinde görülmüştür. Protestanlıkla birlikte gelişen sekülerizm veya laiklik dinsel yaşam alanıyla devlet arasına bir ayrılık duvarı koymuştur. The Catholic Encyclopedia, Wilhelm, Joseph. "Protestantism. Vol. 12. New York -Robert Appleton Company, Newyork 1911. p. 22-34. http://www.newadvent.org/cathen/12495a.htm

Böylece Protestanlığın mantığına göre seküler devlet istediğini yapacak, protestan kiliseside doğru yada yanlış yönetime itaat edecek ve yönetime hiçbir şekilde karışmayacak. .

Katolik Hristiyanlığın ve İslam’ın, Protestanlık ve Yahudiliğe olan Zıt Noktaları

Katolik Hristiyanlıkta ve Kuran’da (Bakara Suresi 2/278-279) ayetine göre İslam’da faiz haramdır.

Kapitalizmin doğuşu esnasında ekonomik kalkınmaya engel olan Asketizm (Çilecilik)’dir. Katolikteki Asketizm kişiyi dünya hayatından olabildiğince uzaklaştırmaktadır. Bu anlayış öteki dünyalılığı (ahiret)’i en yüksek ideal olarak ortaya koymuş ve taraflarına dünyanın nimetleri karşısında büyük bir umursamazlık içinde olmayı öğütlemiştir. Fakat Protestanlığın Asketizm anlayışında ise Katolik Asketik anlayışa zıt bir durum vardır. Protestanlıkta dünyaya olabildiğince sarılarak, bu dünya için çalışmak esastır. Protestanların dünyevi otoriteyi yüceltmesi, ona itaati öngörmesi seküler yapıya hizmet etmiştir. İslam gerçekte öteki dünya (ahiret) için özlem kaynağı oluşturan bir takım atıfları barındırmakla birlikte, bu dünyayı imar etmeye dönük bir dindir. İslam’da öncelik dünya nimetleri değil ahirettir. Yani Protestanlık ve Yahudilik bu dünyacı, Katoliklik ve İslam öbür dünyacı (ahiret)’çidir.

Katoliklikte ve İslam’da sebebsiz zenginleşme yoktur. Bireysel zenginlik yoktur.  Fakat Yahudilikte ve Protestanlıkta sebebsiz zenginleşmeye yol gösteren birçok sebeb vardır. En başında faiz konusu gelmektedir. Bireysel zenginlik Tanrı’nın katında kutsal bir olgu addedilir.

Katolikler de tüketim konusunda, kültür konusunda, gelenek konusunda Müslümanlara benzerler. Bazı Avrupa ülkelerinde Katolikler davranışları ile sanki isim değiştirmiş Müslümanlar gibi bir yaşam tarzı benimsemişlerdir. İşte bu yaşam tarzı uluslararası kapitalizmin işine gelmez. Onlar için iyi din Protestanlıktır. Yani para kazan ne kadar kazanırsan o kadar iyisin, Hıristiyanlık inancın da bunun bir kenarında dursun. Batı kapitalizmi için Hristiyanlık, Katoliklik ve Ortodoksluk değil, Eski Ahite (Tevrat’ı) kabul etmiş Protestanlıktır. Çünkü Protestan inanç ve felsefe kapitalizmin hizmetindedir. Burada asıl amaç insanları Hıristiyan Ortodoks ya da Katolik yapmak değil, Protestan yapmaktır. Yani Amerikan finans kapitali (mali sermaye) ve onlarla işbirliği içinde olanlar, kapitalin hareket alanını kontrol etmeye çalışıyorlar. Katolizmi, Ortodoksluğu ve İslamı, Amerikan finans kapitalizminin hesaplarına uygun tüketim toplumu yaratma önünde engel görüyorlar. Büyük Ortadoğu Projesi de bu çerçevede düşünülmelidir. Ne diyorlar? demokrasi, serbest pazar.. Ne içindir bu ? Kapitalizmin önünde İslam engel, Katoliklik engel, Ortodoksluk engel. O zaman Türkiye ve Ortadoğuyu Judaizme yakın bir İslamcılıkla, Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerininde Protestanlıkla kontrol etmek lazımdır.

Katolik ve Ortodoks hristiyanlığın Armegedon savaşı gibi bir planı ve inancı yoktur. Katolik ve Ortodokslara göre şer güçler müslümanlar değil, sekülerizmdir. Lakin Papa 16. Benedickt sekülerizme (dinsizliğe) karşı dinlerin diyalog kurması gerektiğini bildirmiştir.  Barış Öpücüğü, Vatan 30.11.2006 http://haber.gazetevatan.com/Haber/95763/1/Gundem

İşte bugün misyonerlik faaliyetlerine dikkat ederseniz, Uzakdoğu ülkeleri, güney kore ve birçok ülke protestan hristiyan misyonerlik faaliyetleri var. Amerikanın planladığı kutsal ittifakta uzakdoğu ülkelerini protestanlaştırmaya çalışıyor. Türkiyede ise misyonerlik faaliyetleri hep protestan hristiyanlık üzerinedir. Türkiyede bunun ilk ayağı Ermenilerle başlanılmıştır. Ermenilerin büyük bir kesimi bugün protestandır. Buda hem ABD’li Evanjelistlerin işine yarıyor hem İsrail’in..

AKP’nin bugün islam coğrafyasına biçtiği İslam modeli protestanlaştırılmış tüketimci bir İslam toplumu modelidir. AKP zihniyetininde bu yolda olduğu artık çok açıktır. Şu ana kadar incelediğimiz kaynaklar ve verileri göz önüne aldığımızda Protestan iş ahlakı, protestan yaşam biçimi, proestan mantığına dayalı bir tüketim kültürü AKP’nin politikacılarında ve politikalarında açıkça görülmektedir.

AKP, Amerika’nın şer güçleri ilan ettiği İslam dünyasını gizli totaliterizmle değiştirmeye çalışmaktadır.

Bu süreç Amerika’nın istediği bir Armegedon sürecimi olacak yoksa AKP’nin ütopik hayaller üzerine dayalı bir barış sürecimi olacak.. BOP’un eşbaşkanıyım diyen başbakanımızın Armegedon sürecini bilip bilmediğini, biliyorsada neye dayalı bir BOP hayal ettiğini sizin takdirlerinize sunuyorum.

Salim MERİÇ - Odatv.com

Kaynak: ODATV.COM {http://www.odatv.com/n.php?n=protestanlik-kapitalizm-ve-akp--2802111200}



Bu haber 1,267 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    15,883 µs