En Sıcak Konular

Ahmet Kabaklı
Şeyhül Muharririn Unutulmayan Yazılar
Ahmet Kabaklı
9 Kasım 2010

Gösterişsiz Allah adamı



Gelişmiş ve demokrasiye, adalete erişmiş seçkin devletleri bilmem ama bizde hâlâ, devlet reislerinin şatafatlı, gösterişli, sert, halka asık suratla tepeden bakıcı olmasını isteyenler vardır. Hukuk ve millete saygı duyanları küçümseyip öylelerini övenler bile vardır.

Bunlardan, saltanatlı, iri pozlu saraylar safası süren, sırasında basına, adalete hükmeden başkanlar daha iyidir. Harun Reşit’ten çok saraylı takımına hükmeden mahluklar daha saygıdeğerdir. Esasta Hakk’ı (Allahı) bile tanımayan milletin ve insanın kıymetini bilmeyen mahlûklardır (yaratık) onlar. Dalkavukları, onlara tapsın isterler. Hoş kendileri de, şişe şişe puta dönmüşlerdir.

İşte Hz. Mevlana, onların şımarıklığına karşı bir gerçek hükümdar örneği çıkarıyor karşımıza. Bu mübârek adam İslâm’ın ikinci Halifesi Hz. Ömer’dir. Koskoca Bizans elçisi (o zamanın en güçlü devletinin temsilcisi) bir gün Hz. Ömer’i bir hurma ağacı altında süssüz ve saltanatsız uyurken görüyor. Önce inanmıyor ama... Daha sonra Allah’tan nasipli bu büyük adam karşısında tir tir titremeye başlıyor.
“Acaba bu korkunun sebebi ne?” diye düşünen Elçiye Mevlânâ’nın ihtişamlı cevabı aşağıdadır.
Hepimize ibret dolu olan bu nurlu tasavvufî kıssa, Kenan Rifâî’nin Mesnevî-î Şerif adlı 2. baskısı neşredilen kitabının 193-195. sayfalarında mevcuttur. (Kubbealtı Neşriyatı, Faks: 0212 638 02 72)
Rum elçisinin Emîrü’l-Mü’minîn Ömer’i bir ağaç altında uyur bulması beyânındadır:

Elçi o tarafa gelerek uzakta durdu. Ömer’i görünce titremeye başladı. Elçiye, bir heybet geldi, yüreğine bir zevk ve hâlet yayıldı.

Muhabbet ve heybet birbirinin zıddı olduğu halde (Rûm’un elçisi) bu iki zıddın yüreğinde birleştiğini gördü.

Kendi kendine: “Ben nice şâhlar gördüm ve sultanların nazarında makbul ve güzîde oldum.
(Amma) o şâhlardan bana böyle bir heybet ve korku gelmedi. Bu erin heybeti ise aklımı başımdan aldı.
Nice kere muhârebe saflarında bulundum. Cenk ve kıtal zamanlarında aslanlar gibi (yırtıcı) oldum.
Birçok defalar yaralandım, birçok defa da düşmana ağır yaralar açtım. Bütün bu haller içinde gönlüm başkalarından daha kuvvetliydi.

Silâhsız olarak toprak üstünde yatıp uyuyan bu merdin (Hz. Ömer) karşısında bütün vücûdum titriyor, bu ne hal?” dedi.

Bu heybet halktan değildir, Hakk’ın heybetidir. Bu heybet şu abalı adamdan gelmiyor” diye düşündü. İnsan olsun, cin olsun herkes, Allah’tan korkan kimseyi görünce ondan korkar.

Bir müddet sonra Ömer uykudan uyanarak kalktı.

Rum elçisi, Hazret-i Ömer’i ve Ömer’in, vücûduna, rûhunun aydınlığından akseden güzelliğini görünce içinde bir güneş nûru uyandığını duydu. Vücûdu, gördüğü manzaranın heybetiyle titredi.

Nice sultanlar, nice pâdişahlar görmüş, nice saraylarda heybetli hükümdarlar tarafından kabul edilmiş, böyle dünya saltanatlarını görmeye çok alışmış Elçinin, bütün benliğini kaplayan bu titreme, bu heyecan nedendi?

Bir hurma ağacı altında silâhsız, gösterişsiz, süssüz ve saltanatsız yatan bu İslâm emîrinin bende uyandırdığı heybet nedendir?

Hazret-i Ömer, Rum elçisinin karşısında kuzu postuna oturmuş bir aslan heybetiyle duruyor, fakat aslan şöyle dursun, hiçbir varlıkta hattâ hiçbir hayal edilen varlıkta görülemeyecek bir manzara gösteriyordu.
Bu görünüşte iddia yok, benlik yok, fakat nur var, tevâzû var, kısaca Allah’tan aksetmiş bir büyüklük vardı.

Rum Kayseri elçisinin içi böyle ilhamlar, böyle duygularla doldu. Ve hemen hemen Allah aşkı denilecek bir Allah korkusu duyarak Ömer’in tevâzûundaki heybet karşısında hâlden hâle girdi.

Onun uyumakta olan güzelliği önünde edep ve tevâzûyla el bağlayıp bekledi. Böylece bir zaman geçti.”

 

(09 Kasım 2000 - Türkiye  Gazetesi)



Bu yazı 957 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Mart 2019 İslamofobi, Terör ve Türkiye
    • 27 Temmuz 2011 Hem suçlu hem güçlü (ABD’yi uyarmak)
    • 5 Mart 2011 Üç hayalperest millet
    • 22 Aralık 2010 Soykırımda dünya birincisi Amerika
    • 9 Kasım 2010 Gösterişsiz Allah adamı
    • 4 Kasım 2010 Ömer Öztürkmen’den selam
    • 20 Haziran 2008 Damda Deve Aranır mı?
    • 3 Nisan 2008 Dünden Bugüne Milliyetçilik
    • 29 Şubat 2008 Atatürk'ü Atatürkçü'lerden kurtarmak
    • 23 Eylül 2007 Atatürk'ün Gerçeğini Bulmak
    • 29 Şubat 2000 Sömürgeci Batı’nın Türk-İslam Düşmanlığı
    • 1 Ocak 1990 IRTICA...

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,218 µs