En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
25 Ekim 2010

Fatih Çekirge ile Ermeni meselemiz



Fatih Çekirge ile Ermeni meselemiz: -l-
 
Sayın Çekirge!
Sizi dikkatle okuyan kişilerden biriyim.
Berlin‘den yazdığınız “Yüzleşebilir miyiz?” başlıklı makalenizi, ben de 9 Ekimde, Düsseldorf şehrinde hüzünle elime aldım. Yanlış anlamadıysam gördüm ki, siz de, Almanlar gibi, tarihimizle yüzleşmemizi istiyorsunuz. “Almanlar, 6 milyon Yahudi’yi gaz odalarında zehirleyip öldürdüklerini kabul ederek tarihleriyle yüzleşmişler ve eski utançlarından kurtulmuşlar” diyorsunuz. Sonra sözü bize getirerek ve arkadaşınız Fatih Akın’ın görüşlerini dikkate alarak: “Acaba biz de tarihimizle yüzleşebilir miyiz?” diye soruyorsunuz.
1915 yılında, Ermenilerin, doğu ve orta Anadolu’dan alınarak Suriye topraklarına sürülmesi konusunda, halkımızın, bir kısım aydınlarımızın ve siyasîlerimizin bir büyük karanlık içinde oldukları yüzde yüz doğru. Bu konuyu bilmiyorlar, çünkü okumuyorlar.
Hatırlayacaksınız: 2000 yılının ilk haftasında, New York’ta, Birleşmiş Milletlere mensup 105 devlet başkanı bir araya gelmişlerdi. O toplantıda, Ermenistan devlet başkanı Koçaryan söz alarak, bizim 1915 yılında, bir milyondan fazla Ermeni’yi öldürdüğümüzü iddia etmişti. Koçaryan, tam bir saat durup dinlenmeden yalanlarını sıralamış, bütün devlet başkanlarına çok tesirli olmuştu. Koçaryan’dan sonra, oturum başkanı, bizim Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer‘i kürsüye davet etmişti. Sezer, Koçaryan’ın bir saatlik suçlamalarına sadece 5-6 kelimeyle cevap verip yerine dönmüştü. “Bu mes’eleyi tarihçilere bırakmak lâzım!” diyerek susmuştu. Ahmet Necdet Sezer, Ermeni mes’elesi hakkında hiçbir şey okumadığı, bilmediği için konuşamamış, dolayısıyle milletimiz ve devletimiz aleyhinde meydana getirilen havanın pekişmesine sebep olmuştu.
Sayın Çekirge!
Önce, özellikle belirtmek istiyorum: Benim, Ermenilere karşı- geçmişte cereyan eden kanlı ihanetlere rağmen, düşmanlığım yok. Sivas’ta bütün ilkokul yıllarımı, bir Ermeni arkadaşımla aynı sırada oturarak geçirdim (Vahan Seyran) Vahan’la bizim evimizde en az kırk defa aynı sofraya oturduk. Ayrıca Sivas türkülerini ve halaylarını bana daha çok Ermeni sanatçılar sevdirdiler.
Ben, kendi imkânlarımla bu Ermeni mes’elesini okuyarak öğrenmeye çalıştım. Gördüm ki Türk-Ermeni münasebetlerinde ve 1915 tehcir kararında, bizim değil yüzde bir, milyonda bir bile vebalimiz yoktur. Ermeniler, her zora düştüğümüzde Rusya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın oyununa gelerek, bizi arkadan vurmaya çalışmışlardır.
Sayın Çekirge! İmparatorluk devrimizde, bizim sadrazamlık koltuğu 288 defa doldu boşaldı. Bu 288 sadrazamdan sadece 88’i Türk’tür. 200 sadrazamımız ise Türk değildir. Bizim, Ermeni asıllı iki sadrazamımız oldu. Biri Maraş, ötekisi Malatya Ermenilerindendi. Meşrutiyetle birlikte: Ermenilere 29 sivil paşalık, 12 bakanlık, 30 milletvekilliği, 7 büyükelçilik, 11 konsolosluk, 11 üniversite öğretim üyeliği verdik. Ama hep bitmez tükenmez Ermeni isyanlarıyla karşılaştık. Bu Ermeni isyanlarını, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, tam dört büyük cilt halinde yayınladı. (1.981 sayfa) Aynı dairenin 1.224 sayfa ile OSMANLI BELGELERİNDE ERMENİLERİN SEVK VE İSKÂNI isimli çok önemli bir eseri daha var. Tamamen resmî belgelere dayanan bu eserlerden ve Karabekir Paşanın müthiş tesbitlerinden yarın bahsedeceğim.
 
Fatih Çekirge ile Ermeni meselemiz -ll-
 
Sayın Çekirge!
Bizim, okumuş yazmış, yüksek tahsil diploması almış vatandaşlarımızın çok büyük bir kısmı, sanıyorlar ki Türkiyeli Ermeniler, işlerinde güçlerinde çalışırlarken, çok mâsumane bir hayat sürerlerken, Türk asıllı askerler ve siviller, bir milyondan fazla mâsum Ermeni’yi sebepsiz yere katletmişlerdir.
Bizim bazı aydınlarımızın böyle düşünmeleri, kulaklarını sadece Ermeni kaynaklarına uzatmalarındandır. Gözlerini tarihî belgelerimiz, ciddi eserlerimiz karşısında yummalarındandır. Biliyor musunuz biz, dünyada, en az okuyan milletlerin başında bulunuyoruz. Bizim altımızda, Orta Doğu İslâm ülkeleri, onların altında Afrika toplulukları ile Avustralya’nın kahverengi derili Aborjinleri uyuklamaktadırlar.
Ben burada size, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından dört cilt hâlinde çıkarılan ERMENİ İSYANLARI isimli çok önemli bir eserden bahsetmek istiyorum. Tamamen resmî belgelere dayanarak hazırlanan ERMENİ İSYANLARI‘nın birinci cildi 456 sayfadır ve 1878-1895 yılları arasındaki Ermeni ayaklanmalarını ortaya koymaktadır. İkinci cilt 502 sayfadır ve 1895-1896 yıllarının Ermeni isyanlarını anlatmaktadır. Üçüncü cilt 520 sayfadır ve 1896-1909 yılları arasındaki Ermeni isyanlarıyla doludur. Dördüncü ciltte ise, 1909-1916 yıllarındaki Ermeni ayaklanmaları ve çok kanlı vahşetleri 505 sayfada sıralanmaktadır. Görüldüğü gibi Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığımız, tamamen resmî belgelere dayanarak, Ermeni isyanlarını 1.983 sayfalık dev bir eserle ortaya koymuştur. Ayrıca, yine aynı dairenin OSMANLI BELGELERİNDE ERMENİLERİN SEVK VE İSKÂNI isimli 1.224 sayfalık bir mükemmel, bir muhteşem eseri daha var ki, bana göre her Türk’ün mutlaka görmesi, okuması, üzerinde düşünmesi gereken bir çalışmadır.
Sayın Fatih Çekirge!
Dünyanın en ebleh bir devleti bile 1915 yılında, dokuz cephede çarpışırken, bir de içindeki vatandaşlarıyla boğuşmak aptallığına girişmez.
Ben, Atatürk üzerine yazılan kitaplardan sadece seksen yedi tanesini okuyabildim. Atatürk, Millî Mücadele tarihimizin kayıtsız-şartsız lideridir. Atatürk olmasaydı, Türkiye 780.000 km2 olmazdı. Ama Kâzım Karabekir Paşa olmasaydı, Mustafa Kemal de Atatürk olamazdı. Kâzım Karabekir Paşanın İSTİKLÂL HARBİMİZ isimli çok önemli bir kitabı var. 1.171 sayfa. İSTİKLÂL HARBİMİZ‘de anlatılanlar, BÜYÜK NUTUK‘ta yazılanlardan farklı olduğu için, o kitabı toplatıp külhanlarda yaktılar ve Karabekir Paşa’yı, 1938 yılına kadar, evinde göz hapsinde tuttular. Karabekir Paşa, İSTİKLÂL HARBİMİZ kitabının 897. sayfasında diyor ki: “30 Teşrini evvelde, Üçler Tepesindeki tarassut yerinden idare ettiğim bir taarruz ile, Ermeni ordusu, 3 saat içinde perişan oldu. Sıkı takiple, şark cephesindeki tabyaları işgâl ettik. 3.30’da ben, karargâhımı Kars’ta kurmuş bulunuyordum. Akşama kadar istasyonda, karargâhımda toplanan esirler şunlardı: 3 general, 6 miralay, 12 kaymakam (yarbay), 16 yüzbaşı, 59 mülazım, 16 sivil memur, 12 zabit vekili, 4 zabit namzedi. Esir askerlerin sayısı, 1.150 idi. Sayılan Ermeni ölüsü, 1.110 idi. İstifade olunacak; 337 top, tamire muhtaç: 339 top, külliyetli makineli tüfek, her türlü mermi ve mühimmat, harp alâtı, projektör vs. idi. Esirler arasında, Harbiye Nâzırı Araratof, Erkânı Harbiye-i umumiye Reisi Vekilof, Kars Kale grup kumandanı Primof, bir de sivil nâzır vardı.”
Sayın Çekirge! Karabekir Paşa, eğer o savaşta Ermeni ordusunu yenmeseydi şimdi Kars ve Van şehirlerimiz, Ermenistan toprağında bulunacaktı. 1915 Ermeni olaylarında, bizim milyonda bir bile suçumuz yoktur. Size yine yazacağım. Saygıyla!

Ermenistan Türkiye’den bin defa özür dilemelidir
 
Kâzım Karabekir Paşa, İSTİKLÂL HARBİMİZ isimli eserinin 365. sayfasında diyor ki: “Van mıntıkasını teftişe çıktığımı her tarafa yazmıştım. 1. Teşrinisanide (Kasımda) Van’a geldik. Van harabezara dönmüş. Şehir kâmilen (bütünüyle) yangın yeri. Bağlarda, bir mahallede, birkaç yüz halk var. Harbi umumi bidayetlerinde (1914-1918 cihan harbi başlarında) Ermenilerin Van’da, İslâmlara karşı katliam ve yangınlarını yerinde dinledim ve gördüm.”
“Geceyi Mamahatun’da geçirdik. Burası kaza merkezi. Fakat Ermeniler geçen sene kâmilen yakmıştı. Mamahatun’da geçen sene, bir çukura doldurulup yakılan biçare Türklerin cesetlerinin olduğu yere, bir abide yapılmasını ve bir mektep (okul) inşası için lâzım gelen yardımı temin ettim.” (Sayfa 372)
Ermenilerin, 1914 yılında, Van şehrimizde, canavarları bile utandıracak derecede yaptıkları katliamlardan birkaçını da: OSMANLI BELGELERİNDE ERMENİ İSYANLARI 1909-1916) isimli kitabın, 170 ve devamı sayfalarından okumanızı istiyorum:
* “Mirhegi Karyesi (köyü) Muhtarı Molla Hasan tarafından bayrak çekilerek teslim olduğu halde 27 erkek, 12 kadın, 18 çocuk ki cem’an 57 nüfus şehid edilmiş, kız ve gelinler Ermeniler tarafından götürülmüştür.”
* “Çarıksar köyünde, bir kız çocuğu, kuzu gibi kızartılarak bir süngü üzerinde bir direğe bağlanmıştır.”
* “Ahorik ile Avzerik köyleri arasında, elleri karınlarında mesaneleri ağızlarına sokulmuş olduğu halde bulunmuştur.”
* “Kavlik’te 7 yaşında Fatma ile 9 yaşındaki Gülnaz’a tecavüz edilmiş 70 yaşındaki Alo’nun çene kemikleri kırılarak, mesanesi ağzına verilerek öldürülmüştür.”
* “Astuci köyünde Kemo isimli şahsın karısı Zeliha, ekmek pişirirken bastırılmış, 6 aylık kızı, gözü önünde fırında kızartıldıktan sonra, etinden yemesi için zorlanmış, Zeliha direnince sağ bacağı fırında yakılarak öldürülmüş, köyün diğer çocukları tezek yığınları arasına konularak yakılmışlardır.”
* “Heretil köyünde Hacı Osman isimli şahıs katledilmiş, 3 kızı ile 2 gelini alçakça tecavüze uğradıktan sonra öldürülmüşlerdir.”
* “Halilağa Mahallesinde, Nalçacıoğlu Ethem, harbde bulunan üç kardeşi ve 15 nüfus aileleri ve Şatak Sandık Emini Vehbi Beyin zevcesi, pederi ve amcası Yusuf Bey katledilmişlerdir.”
* “90 yaşında mahalle imamı İsa Efendi ve 70 yaşında Rasih Ef. ve Hayratiye imamı Hacı Derviş Ef. birer merkebe (eşeğe) irkab edilerek (bindirilerek) teşhir ve sakalları tıraş ve çirkapla telvis edilmekle beraber (pislikle iğrenç duruma getirilerek) vücutları yavaş yavaş yaralanarak şehid edilmişlerdir.”
* “Şamran Mahallesinde ikiyüz kadın, tecavüz edildikten sonra çocuklarıyla birlikte öldürülmüşlerdir.”
* Üç yüz nüfustan ibaret bulunan Şeheyne köyü ahalisi, Van’a hicret ederlerken Zive karyesine ilticaya mecbur tutulmuş, ikiyüz nüfuslu Zive karyesinde genç nisvân (kadınlar) tefrik edilerek, erkekleri tamamen katlolunduktan sonra, ihtiyar kadınlar ile sıbyanı da (çocukları da) câmiye doldurularak câmi ile beraber ihrak edildikleri (yakıldıkları) bir surette kurtulan Kürd İbrahim ve Şükrü’nün oğlu Mustafa, diğer Reşid’in oğlu Hakkı’nın ifadeleri ve mezkür karyeler ahalisinden kimseye tesadüf edilememekle ta’ayyün etmektedir (anlaşılmaktadır).”
* “Timar Nahiyesi tamamen, Erçek ve Havasor nahiyelerinin yüzde yetmişi katlolunmuştur. Mendan karyesinde (köyünde) kırkbeş nüfus nişan hedefi ittihaz (seçilerek) şehid edilmişlerdir.”
* “Gevar Telgraf Müdürü Hakkı Ef. zevcesi cebren bir Ermeni’ye verilmiş ve davul ve zurna ile teşhir edildikten sonra pederiyle beraber Rusya’ya gönderilmişlerdir.”
* “Van’ın tahliyesi esnasında sefinelere irkab edilip (Gemilere bindirilip) fırtına dolayısıyle Erciş, Adilcevaz kazası civarına yanaşan halk, Ermeniler tarafından abluka edilerek kadın ve çocuk dahil olmak üzere dörtyüz nüfus kurşunla itlâf olunmuştur (öldürülmüştür).”
Van’daki Ermeni vahşeti bu kadar mı? Yüreğiniz dayanırsa OSMANLI BELGELERİNDE 4 ciltlik ERMENİ İSYANLARI’nı okuyunuz bakalım!

Okumadan bilmeden neyi tartışacağız? 
 
Akdamar Adasındaki Ermeni kilisesinde yapılan ayin için Van’a giden Taraf gazetesinin (galiba Ermeni asıllı) köşe yazarı, büyük bir pişkinlik içinde şöyle yazmıştı: “Vanlıları, 1915 yılında, Ermenilere karşı giriştikleri kat’liamlar dolayısıyle bir mahcubiyet içinde gördüm.”
Taraf gazetesinin gözü kara yazarını okuduğum zaman doğrusu hiç şaşırmadım. Çünkü malûm Ermeni mes’elesinde, bizim bilgisizliğimiz, gafletimiz, aymazlığımız, hatta kendi tarihimize ihanetimiz yüzünden suçlular hep güçlü hale gelmişlerdir.
Kâzım Karabekir Paşa’nın Kars’ta mağlup ettiği Ermeni ordusundan, Türkiye’de acaba kaç kişi haberdardır. O Ermeni ordusunun o tarihe göre büyük gücünü, acaba kaç aydınımız biliyor?
Kâzım Karabekir Paşa İSTİKLÂL HARBİMİZ isimli çok önemli kitabının 898. sayfasında diyor ki: “31 Ekim (1920 tarihinde) Kars Telgrafhanesinden, Ankara’da Müdafaa’yi Milliye Vekili Fevzi Paşa ile görüştük. Kars’taki ganimetin (Ermeni ordusundan alınan silahların) on yıl, İstiklâl Harbimizin devamına yetişecek derecede çok olduğunu bildirdim.”
Aynı eserin 902. sayfasında ise Karabekir Paşa şunları yazıyor:
“Mütareke şartı olarak Ankara’nın istediği biner mermisi ile 2.000 tüfek, 3 batarya seri ateşli koşulu dağ topu, yine koşulu kırk makinalı tüfengi Ermenilerden alarak Şark cephesinin ilk zafer hediyesi olarak Garp cephemize yola çıkardım!”
Şimdi ben burada, 1914-1918 yılları arasında ve sonraki Millî Mücadele dönemimizde, Türkiye’mizin hangi zor şartlar altında çırpındığını bilenlerin önünde iddia ediyorum: Kâzım Karabekir Paşa Şark cephemizde, Rusya’nın büyük bir cömertlikle desteklediği, silahlandırdığı Ermeni ordusunu, mağlup etmeseydi veya savaştan mağlup çıksaydık, Ermeni birlikleri, Doğu Anadolumuzda taş üstünde taş, gövde üzerinde baş bırakmazlardı. Ermenilerin Van şehrimizde, nasıl dehşetli bir vahşetle Kürt ve Türk köylerini kana boğduklarını, yakıp yıktıklarını, dünkü yazımda Osmanlı belgelerine dayanarak özellikle dikkatinize sundum. Karabekir Paşa’nın 15. Kolordusu, Ermeniler karşısında bozguna uğrasaydı, hem Doğu Anadolu şehirlerimizin çok büyük bir kısmı, bugün Ermenistan sınırlarında olur, hem de milyonlarca Kürt ve Türk vatandaşımız, en vahşiyane usullerle diri diri kuyulara, sulara atılır, toprağa gömülür, câmilere, evlere doldurularak yakılırlardı.
Van ve Kars şehirlerimiz başta olmak üzere, bütün Doğu Anadolu topraklarını, Ermeni vahşetinden bizim ordumuz kurtarmıştı.
Bugün o topraklarda, bizim Mehmetçiğimize kurşun sıkılıyor. Geçen yıl, Belçika (veya Hollanda) Meclisinde yapılan oylamada Kürt kızı olduğunu söyleyen bir vatandaşımız, Ermeni tasarısının lehinde oy kullanmıştı. Ermeni kuvvetleri de, Birinci Dünya savaşında Van’ı harabeye çevirmişlerdi. Oradan kırk bin kişinin kaçmasına sebep olmuşlardı. Dünle bugünü mukayese ettiğinizde şaşırmaz mısınız?
Yazımı, yine İSTİKLÂL HARBİMİZ kitabının 903. sayfasından aldığım bir belgeyle bitirmek istiyorum. İsmet Paşa 28 Kasım 1920 tarihinde, Eskişehir’den Karabekir Paşaya gönderdiği mektupta diyor ki:
“Sevgili Kardeşim, pek sevgili Kardeşim Kâzımcığım.
Şark harekâtı, bizi ve dâvâmızı ihya etti. O kadar sıkılmış idik, o kadar daralmış idik ki, vaziyetin nefes alacak bir menfeze (pencereye) ihtiyacı katisi vardı. Allahın inayetiyle, bunu sen, kemal-i muvaffakiyet ve intizam ile açtın. Milletimize, tarihimize, daha büyük hizmetler senin için mukadder ve mev’uttur. Allah seni milletimize bağışlasın! Bilhassa Mustafa Kemal şükranlarını izhar ve ifade için ne yapacağını bilmiyordu. Herkes böyle idi. Garpte sıkıntıdayız Kâzım. Malzeme, anarşi, entrika sıkıntıları. En mühimmi, tabii malzemedir!”
Tarihimizle yüzleşmek mi istiyorsunuz? Okuyun, gelin, yüzleşelim efendim! Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!

 

 

Not: Yazarın 16-17-23-24 Ekim 2010'da Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.



Bu yazı 1,431 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,154 µs