En Sıcak Konular

Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
Konuk Yazar-Türk Yurdu
Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
2 Ekim 2010

PKK’NIN Yeni Hedefi: Özerk Kürdistan



12 Eylül’de yapılan referandumun sonuçlarına ilişkin harita, ülkemizde oluşan “kutuplaşmayı” hatta daha da ilersinde “ayrışmayı” yansıtması açısından son derece düşündürücüdür. Normal bir ortamda “evet” ve “hayır” ların oranı halkın demokratik tercihi şeklinde değerlendirilir; sosyal ve siyasal bir gerilimin göstergesi olarak algılanmaz. Nitekim önceki yıllarda anayasanın bazı maddesi üzerinde yapılan değişiklikler referanduma sunulmuş, sonuçlar herkes tarafından saygıyla karşılanıp kabullenilmişti.
Bu defakini öncekilerden farklı kılan nedenlerin başında PKK’nın olayı bir gövde gösterisi hâline getirmiş olmasıdır. Örgün ilan ettiği boykot kararını etkili kılabilmek için yoğun çaba harcadı. Eylemsizlik ilanıyla kırsalda bulundurmaya  gerek kalmayan militanlarının  önemli bölümünü şehirlere ve  köylere kaydırdı. Ev ev dolaşılarak, sandığa gidilmesi durumunda  sandık başındaki gözlemciler kanalıyla “bozguncuların”  belirlenip cezalandırılacağı anlatıldı. Nitekim örgütün siyasî kanadı BDP, katılmadıkları referandumda her sandık başında üç-dört elemanını görevlendirdi.

Bütün bu yapılanlar, Hakkâri ve Şırnak  başta olmak üzere, Diyarbakır, Van ve Mardin gibi şehirlerde ortaya çıkan sonucun bütünüyle izahı anlamına gelmez. Aynı günlerde Hakkâri kırsalında öldürülen 9 PKK’lı için düzenlenen cenaze  töreni de örgütün  gösterisine dönüştürüldü. Şırnak’ta 50 bin, Hakkâri’de 40 bin civarında  olduğu bildirilen  katılımcılar “intikam”  sloganıyla 4 km yürüdüler. Bu tablo başlıbaşına,  PKK’nın Hakkâri-Şırnak-Van üçgeni öncelikli olmak  üzere, hâkimiyet kurma amacıyla bölge genelindeki  çalışmalarının  tipik bir görüntüsüdür. Kuşkusuz her açıdan önemlidir.

Özellikle Hakkâri Merkezli olmak üzere, Yüksekova, Şemdinli ve Cizre’den bu çabaları yansıtan haberler alınıyor. Bölge halkı içinde iradesini örgüte teslim etmeyenler acımazsızca infaz ediliyor. Son iki ay içerisinde iki imamın arka arkaya katledilmeleri PKK’nın bölgesel egemenlik sağlamaya yönelik stratejisinin  yeni örnekleridir.

Irkçı-etnikçi Kürtçülük hareketinin bu referandumda beklediği sonucu tam olarak  aldığı söylenemez. Rakamlar ortadadır. Bütün baskı ve tehditlere rağmen Urfa’da  Muş’ta, Siirt’te, Bitlis’te, Bingöl’de katılım tahminlerin üzerinde oldu. Bölge genelinde zaten katılımın her seçimde ülke genelinin altında seyrettiği düşünüldüğünde, PKK’nın  amacına dilediği oranda ulaşamadığı anlaşılır. Bu arada Tunceli’de farklı bir tablo ortaya çıktı. Bu durum Tunceli’nin sosyo –politik yapısını ve tarihsel çizgisini  yansıtması açısından  önemlidir. PKK’nın örgütsel etkisinden ziyade, mezhebi kimlikten  kaynaklanan faktörlerin  ön planda  olduğu bölgede,  katılım çok yüksek olmuş, ittifaka yakın hayır oyuyla bir mesaj verilmiştir. Böylelikle bir süre önce BDP Başkanı Demirtaş’ın  “Tunceli Cumhuriyeti”  tanımlamasıyla   neyi anlatmak istediği bir kere daha görülmüş oldu.

Sonuçta boykot kararı amacına tam olarak ulaşamamış olsa bile, örgüt oluşan tabloyu başarı olarak yorumluyor. Bunu kitlesel desteğinin  belgesi ilân ediyor. Halk oylamasının hemen ardından etnikçi hareketin okullar açılırken ilân ettiği beş günlük boykot kararı, bundan sonra  izleyecekleri hareket tarzını işaret ediyor.

PKK önümüzdeki dönemde bölge halkını, özellikle güçlü olduğu merkezlerde olabildiğince hareketli kılarak, her fırsatla sokaklara, meydanlara salarak, sivil itaatsizlik anlamında toplu tepkiler, gösteriler, boykotlar düzenleyerek, iç ve dış kamu oyunun dikkatini çekmeye, Batı dünyasına  sürekli mesaj iletmeye çalışacak.  Varlığını, gücünü bu yöntemle duyurmak isteyecek.  Her zamanki gibi, bu süreçte de silahlı eylemleri tehdit ve yıldırma vasıtası olarak belli bir plan çerçevesinde gündemde tutacak. Devlete sürekli şantaj yaparak operasyonları  durdurmasını talep edecek.

Bu arada zaman zaman askerleri ve polisleri hedef alan  ses getirici saldırılar, baskınlar düzenleyecek. Etnik fitneyi  yürüten örgüt ve ona destek sağlayan uluslararası   merkezler ne  yapacaklarını, hangi adımları atacaklarını iyi biliyorlar. Hiçbir şeyi rastlantıya bırakmıyorlar. Meseleyi  terör   olayı olarak değil, hak ve özgürlüklerini elde etmeye çalışan bir halkın meşru mücadelesi şeklinde gören liberal ve sol aydınların, medyadaki imkânlarından  yararlanarak gündemi kontrollerine  almak amacıyla kapsamlı  bir psikolojik harekât yürütülüyor.  Fitnenin merkez karargâhı, bu çevrelerin ve aynı paralelde  hareket eden dış kaynakların, “silahlar sussun, akan kan dursun” sloganı çevresinde, Hükümet’i görüşüp uzlaşmaya yöneltmek için yoğun çaba  göstereceklerini hesaplıyor. Bekledikleri sonucu almaları durumunda, bunun meşruiyet ve haklılık kazanmaları anlamına geleceğini biliyorlar.

Bu kapıyı aralamayı başarırlarsa, yani Türkiye Devleti’ni PKK ve Öcalan ile  görüşme masasına yanaştırırlarsa, devreye dış güçleri sokarak olayı uluslararası   platforma taşımayı planlıyorlar. PKK’nın siyasî sözcüleri de zaten amaçlarının bu olduğunu açıkça ifade ediyorlar.

Kamuoyunda  “Akil Adamlar” olarak bilinen  ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine destek amacıyla kurulan “Bağımsız Türkiye Komisyonu”  Başkanı eski  Finlandiya Cumhurbaşkanı  Martti  Ahtisaari’nin Türkiye’ye gelmesi ilk olarak  Diyarbakır’a gidip Osman Baydemir ve çevresiyle  görüşmesi tesadüf sayılabilir mi?

Ahtisaari arabululuculuk  gibi bir niyetinin olmadığını Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmelerinde bu konuya hiç değinmediğini  açıkça ifade etse bile, BDP’liler,  Baydemir ve Türk farklı konuştular. Diyarbakır’daki görüşmeyi, meseleyi uluslararası  alana kaydırma girişimlerinin bir adımı gibi yansıtmaya çalıştılar.

Bölücü etnikçi örgüt  silah yoluyla amacına ulaşamayacağını biliyor. İçerde ve dışarıdaki sempatizanlarının desteğiyle Devlet ile muhatap konuma gelebilmek için her yolu deniyor. Referandumda  sağladığı boykot tablosunu iddialarına dayanak yapmak istiyor.

Ülkemizde son üç-dört aylık dönemde  dikkatler bütünüyle referanduma kilitlendi. Diğer konular bir kenara bırakıldı. Gündemin birinci konusu  olması  gereken  etnikçi – bölücü fitne geri plana kaydı.  Liderler birbirleriyle  kıyasıya atışırken, PKK kendi stratejisini uygulamaya koydu. Eylemsizlik kararını  iyi niyetinin  göstergesi ve barışa atılan adım gibi sunmaya çalışarak psikolojik üstünlüğü  ele geçirmek, Devlete  karşı  “alacaklı” konumuna geçmek için  yoğun bir kampanya başlatan PKK, bu girişimini   hız kesmeden  sürdürüyor.

Örgütün amacı, stratejisi, yöntemi  ortadadır. İnisiyatifi kontrolüne  almak için her yolu deniyor, fırsat bulamıyorsa bunu bizzat oluşturmaya çalışıyor. Hakkâri’de yolcu minibüsünü   havaya uçurarak  yaptığı katliamın faili olduğunu inkâr ederek, zihinlerde kuşku doğurarak planladığı kanlı saldırıların  sorumluluğunu  peşinen güvenlik güçlerine yüklemeye kalkışması, bu tutumun tipik bir örneğidir.

PKK tehdidini giderek büyütüp ağırlaştıran en önemli neden, Devlet olarak, hâlâ siyasî görüş farklılıklarını anarak “ortak akıl ve kolektif irade”    inşa etmeyi beceremeyişimizdir. Sosyolojik ve tarihsel dayanakları son derece zayıf  olmasına rağmen, yıllardan beri sürüp gelen ve tedbirsizlikten, basiretsizlikten        kaynaklanan   derin boşluk, PKK’ya yerleşme ve gelişme imkânı sundu.  İlkel bir kabilecilik ve  asabiyet duygusuna dayalı etnik karakterli bu hareketin yarım asır  boyunca doğru teşhis edilmemesi doğal olarak gereken tedbirlerin alınmaması sonucunu doğurdu. Hâlen aynı açmazdan kurtulamamış  olmamız en büyük zaafımızdır.

Bu etnik fitne belasını defedebilmemiz için bir an önce,  siyasî hesapların üzerine  çıkarak toplumun büyük çoğunluğunun  onaylayacağı “millî bir politika” oluşturmak zorundayız. Problem ortadadır; Türkiye kararsızlık ve belirsizlik  içinde bocalarken giderek büyüyüp derinleşiyor. “Özgür Kürdistan”  sloganıyla  “ayrışma”  noktasına geldi. Bunun bir adım ötesi “ayrılma”dır. Bu gerçeği göre göre, olanları  içine sindirenler varsa da, bunlar çok şükür azınlıktadır. Milletimizin kahir çoğunluğu duygularına, görüşlerine, beklentilerine öncülük yapacak sürükleyici ve yönlendirici sözcüler, kılavuzlar bekliyor.

Konu ne sadece iktidarın, ne de belli bir partinin meselesidir; 780 bin km2’nin  bölünmezliğine, devletin birliğine, milletin bütünlüğüne inanan herkesin, hangi siyasî düşüncede  olursa olsun, ortak problemidir.  İktidar  yanlış yapıyorsa, Hükümet gereken  önlemleri almıyor, doğru politikalar  izlemiyorsa, muhalefet vakit kaybetmeden  harekete geçmeli, inisiyatifi  eline almalıdır. Sadece iktidarın yanlışlarını işaret etmekle yetinen, eleştirel tavırlarla sınırlı kalan bir yöntem, siyasî polemik açısından doğal sayılsa bile,  çözüme katkı sağlamaz.

Meselenin büyüklüğüyle orantılı olarak, ciddi bir çalışma ve hazırlık ürünü somut teklifler  ve projeler ortaya konulmalı, bunlar bir yandan kamuoyunun bilgisine sunulurken, diğer yandan uygulamaya konulması hususunda Hükümet  nezdinde aktif girişimler yapılmalıdır.

Bu faaliyet bağlamında, Devlet’in başı konumunda olan ve bu hüviyetiyle birinci derecede sorumluluk taşıyan Cumhurbaşkanı ile görüşülmeli, Hükümet ile muhalefet arasında diyalog ve işbirliği sağlanarak, bu probleme ilişkin “millî bir politika”nın oluşturulması hususu anlatılmalı, “partiler üstü bir çağrı”  yapılmalıdır.

Cumhuriyet’in 88. yılına geçilirken,  bu problemi daha fazla sırtımızda taşımamalıyız. Etnik fitneden  arınması durumunda  Türkiye’yi muhteşem bir gelecek bekliyor. Tarihî bir hamleyi yaparak yeniden  bir “cihan devleti”  hâline gelmek, küresel bir güç olmak, Türk Dünyası’nın öncülüğünü yapmak için şartlar olağanüstü  hazır durumda. Bütün mesele bizi paralize  eden hareket kabiliyetimizi  önemli biçimde  kısıtlayan  bu etnik fitneden kurtulmamızı sağlayacak etkili hamleyi yapmamıza bağlı.

Bu hususta  MHP’ne tarihî bir görev düşüyor. İktidar alternatifi bir siyasî hareket olarak, Hükümet’i en geniş şekilde eleştirmek  doğal hakkıdır. Seçim sürecinin başlamak üzere olduğu  önümüzdeki aylarda bunu elbette yapacaktır. Ancak bu genel siyasî ortamın yanında yahut içersinde Türkiye’nin karşı karşıya olduğu “özel bir problem” var. Bunu ne tek başına iktidar, ne de bir başka parti çözebilir. Türk toplumunu bu meselenin halledilmesi hususunda aynı duygu ve irade ekseninde buluşturacak “ortak akıl”  oluşturmaya, çıkış yolu aramaya yönlendirmek gerekiyor. Yarım yüzyıllık temel felsefesiyle, kritik dönemlerde ifa ettiği misyonuyla, entelektüel konularıyla MHP bu işlevi yapabilir ve yapmalıdır.



Bu yazı 1,480 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Nisan 2012 12 Eylül Davası Bu Haliyle Sonuçsuz Bir Girişim Olarak Kalacaktır
    • 28 Mart 2012 Türk Ocakları bu yıl 100.ncü yılını kutluyor
    • 3 Mart 2012 Eğitim Meselesi Siyasallaştırılmamalı
    • 11 Şubat 2012 Yılmaz Öztuna Hakka Yürüdü
    • 10 Şubat 2012 Tarihi Binamız Neden Alınamadı, Nasıl Alınabilir?
    • 1 Şubat 2012 Fransa Parlamentosu ve Sarkozy Türkiyeye Tarih Bir İmkn Sunuyor
    • 15 Ocak 2012 Bir Milli Kahramanı Kaybettik Türk Milletinin Başı Sağolsun
    • 7 Ocak 2012 Uludere Faciası Ahlksızca İstismara Çalışılıyor
    • 30 Aralık 2011 Türkiye Herşeye Rağmen Büyük ve Güçlü Bir Ülkedir
    • 20 Aralık 2011 Türk Ordusu Bu Sataşmalara Müstahak Değildir
    • 5 Aralık 2011 Dersim’in Nedense Konuşulmayan Tarihçesi
    • 26 Kasım 2011 Yeni Anayasa Hazırlıkları Fetiş Haline Getirilmemelidir
    • 5 Kasım 2011 KCK Operasyonlarına Gösterilen Tepkilerin İdeolojik Anlamı Üzerine
    • 21 Ekim 2011 Milli Politika Zarureti
    • 10 Ekim 2011 Türk Toplumunun Sinir Uçlarıyla Oynanmamalı
    • 25 Eylül 2011 Yirmibirinci Yüzyılda Nasıl Bir Türk Ocağı?
    • 6 Eylül 2011 İsrail ile Savaşın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Tarihi Gafın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Işık Koşaner’e Tepkiler Haklı Sayılabilir mi?
    • 15 Ağustos 2011 Suriye’deki Olaylara İlgisiz Kalamayız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,876 µs