En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
13 Haziran 2010

Soner Yalçın’ın yanlış değerlendirmesi



Hürriyet gazetesi yazarlarından Soner Yalçın’ın geçen haftaki yazısı, Ârif Nihat Asya üzerine idi. Yazının başlığı dikkatimi çekti: Bayrak Şairinin hazin hikâyesi. Yalçın’ın ilk cümleleri beni çok şaşırttı. Okudukça: Bunlar benim cümlelerim! Bu tespitler bana ait demeye başladım. Sonra, gördüm ki, Soner Yalçın, bana ait cümleleri tırnak içine almış. Ayrıca, ismimden de, Arif Nihat Asya üzerine yazdığım kitabımdan da bahsetmiş. Yani, dosdoğru bir alıntı yapmış. Sonra, kendi görüşünü de şöyle açıklamış: “Ben, başka mahallenin çocuğuyum. Ârif Nihat Asya’yı pek okumadım. Pek tanımadım. Çünkü ön yargılıydım. Yavuz Bülent Bâkiler’in yazdığı Ârif Nihat Asya ihtişamı kitabını 2 yıl önce okuyup hayatını öğrenince çok şaşırdım. Neden bu kadar katı-sert milliyetçi olduğunu kavradım: Kaybetmek korkusu!”
Doğrusu, ben de Soner Yalçın’ın yazısını okuyunca çok şaşırdım. Ârif Nihat Asya, bizim Cumhuriyet devrimizin en önemli şairlerinden ve yazarlarından biridir. Ben 20 yıl, onun yanında-yöresinde oldum. Şiirini, nesrini, şahsiyetini çok sevdim. Onu, kendime üstad bildim. Bayrağımız için en güzel şiirleri o yazdı. Fetih şiirleri de muhteşemdir. Türk edebiyatında, analar üzerine en çok, ama en güzel şiir yazanların başlarında o gülümsüyor. Vatanımızın ve bütün mukaddeslerimizin altın kalemlerinden biri de odur. 1400 rubaisiyle kırdığı rekor, hâlâ onun elinde. Mensur şiir tadındaki nesirleri, dilimizin ufak çizgisidir. Ama, dün olduğu gibi, bugün de Ârif Nihat, yeteri kadar bilinmemektedir. Niçin diyeceksiniz: Komünist olmadığı için! Bizi, millet hâline getiren bütün kültür köklerimize aşkla bağlı olduğu için! Ben, 4 yıl Ankara Radyosunda, 4 yıl da Ankara Televizyonunda çalıştım. Her iki kurumda da 24 ayar komünist kişiler vardı. Bunlar, Stalin’i, Stalin’in kızı Svetlena’dan daha çok seven kişilerdi. Ârif Nihat Asya’nın kırkta biri bile etmeyen yoldaşları üzerine, nice programlar yapmışlardı da Ârif Nihat Asya’nın sesi ve görüntüsünü TRT arşivlerine almaya bile yanaşmamışlardı. Şimdi, Türkiyeli Komünistler, Nazım Hikmet konusunda büyük zaferler kazandılar. Bazı şehirlerimize onun heykellerini dikiyor, 5 bin kişinin katıldığı toplantılarda Nazım’ı ayakta alkışlıyor, alkışlatıyorlar.
Ben, Nazım Hikmet’in bütün şiirlerini ve iki romanını döne döne okudum: Nazım, bizim en büyük şairimiz kat’iyyen değildir. Yalnız Nazım, dünyanın en inanmış komünistlerinden biridir. O kadar ki, Nazım, Komünizmin 1990 çöküşünü görseydi, intihar edebilirdi.
Nazım Hikmet’in nesri, benim nesrimdir. Ona 10 üzerinden 10 verebilirim. Ama Ârif Nihat Asya’nın nesri, Nazım Hikmet’in nesrini 10 defa tartacak güzelliktedir. Ârif Nihat’ın şiirleri de Nazım’ın şiirlerinden geride değil. Bütün bunlara rağmen, Türkiyemizin büyük şehirlerinde Nazım Hikmet ağıtları, türküleri, marşları söylenmektedir. Niçin? Türkiye’yi komünizmin koynuna koyabilmek için.
Soner Yalçın’ın geçen pazar yazısında iddia ettiği gibi, Ârif Nihat Asya’nın hazin hikâyesi, Bayrak Şiirindeki “kızıl“ kelimesi yüzünden bazı câhil kişilerin, onu komünistlikle suçlaması değildir. Dünyanın ancak en ahmak kişileri Ârif Nihat’a komünist diyebilir. Ârif Nihat Asya’nın en büyük çilesi, kendi vatanımızda vatansızlar gibi kalmasıdır. Devletimizin resmî yayınlarında bile unutulmaya terk edilmesidir.
Millet, edebiyatı olan topluluksa, Ârif Nihat çapında bir edebiyatçımız nasıl unutulmaya terk edilir? Bu gaflet, zamanla ihanete yol açacaktır.

{ Mir Haber'in notu: Soner Yalçın'ın o yazısı için tıklayınız: http://www.mirhaber.com/haber.php?haber_id=33994 }
 
Hâlâ 27 Mayıs yalanları, iftiraları... 
 
Çok eski arkadaşlarımdan Kerim Aydın Erdem, Kültür Bakanlığına beni görmeye gelmişti. Bir süre sonra, odaya, genç bir adam girdi. Yüksek bir ses tonuyla:
- Ağabey dedi ben de Sivaslıyım! Sizi çok seviyorum. Şarkılarınızı çok okudum.
- Yanlış gelmiş olmayasın! Çünkü benim bir tek şarkım bile yok.
- Nasıl yok ağabey! Hani beyit beyit mısralarınız var ya?
- Haa anladım! Şiirlerimi kastediyorsun. Gel otur bakalım!
Genç adam karşıma oturdu. Ona bir de çay söyledim ve sordum:
- Sen ne iş yapıyorsun aslan hemşehrim?
- Sivil polisim ağabey! İstihbarat bölümünde çalışıyorum!
- Çok önemli bir yerde çalışıyorsun. Merakımı lütfen hoş gör: Evinde, kütüphanen var mı senin?
- Yok ağabey!
- Bak bu olmadı işte! Senin vatana millete, devlete faydalı olman için çok okuman, çeşitli mes’elelerimizi çok iyi bilmen lâzım. Okumadan, bilmeden kat’iyyen olmaz. Kendine de, birtakım kimselere de yazık edersin. Gel bana söz ver: Her ay bir kitap almalısın! Okuyup bir köşeye koymalısın. Sonraki aylarda bir kitap daha. Bir kitap daha!
- Tamam ağabey! Söz veriyorum! Her ay bir kitap alıp okuyacağım!
Adam çıkıp gittikten sonra arkadaşıma döndüm:
- Kerim dedim şu felakete bak sen. Adam daha şiirle şarkıyı birbirinden ayıramıyor. Adam daha bir kitap kapağını kaldırıp okumamış! Ama emniyetimizin hem de istihbarat teşkilatında çalışıyor. Bu adam nasıl inceleme yapar? Nasıl rapor tutar?..
Bu hazin hâtıramı yazmamın elbet bir sebebi var: 27 Mayıs darbesinin 50. yıl dönümü dolayısıyla, çeşitli gazetelerimizde makaleler yazıldı. Tefrikalar yayınlandı. Gördüklerimi dikkatle tâkib ettim. Berivan Tapan‘ın hazırladığı: “Menderes’in 464 günü“ başlıklı tefrikasını da POSTA gazetesinde utanarak okudum. Berivan, genç bir kızcağız. Yassıada’da, Menderes’in başında nöbet tutan subaylardan Yzb. Kâzım Çakır‘ın anlattıklarını derleyip toparlamaya çalışmış. Yzb. Çakır‘ın hatıratını okuyunca, esefle gördüm ki, Yassıada Kumandanı Alb. Tarık Güryay‘ın da, benim o istihbaratçı hemşehrimden hiçbir farkı yokmuş. Alb. Tarık Güryay, (Nam-ı diğer Kürt Tarık) Yassıada’da, emrindeki subayları uyarmış. Onlara demiş ki: “Burada bulunan DP mensuplarına iyi muamelede bulunmak vatana ihanettir!“ Bazı subaylar da, vatanperver olduklarını göstermek için fırsat buldukça, başbakanımızı, bakanlarımızı, milletvekillerimizi sudan sebeplerle dövmüşler! Yzb. Kâzım Çakır, hâtırata Yassıada’da telefon santralinde görevli Çavuş Mehmet Kabak’ın anlattıklarını da almış. Çavuşun anlattıkları kuyruklu kulaklı yalan. Bu yalanı Yzb. Çakır nasıl ciddiye almış? Berivan, genç bir kız olduğu, Van‘dan beriye gelemediği için fark edememiş. Koskoca POSTA gazetesi nasıl gaflete düşmüş? Anlamak mümkün değil. Çavuş Mehmet Kabak, Menderes’in idam gününü anlatırken diyor ki:
“... Bir fırtına vardı o gün, bir yağmur yağıyordu anlatamam. Ben de o sırada, Ankara’ya bilgi veriyordum. Ama, kime veriyordum bilmiyorum. Sonradan, bu kişinin Alpaslan Türkeş olduğunu öğrendim...”
Yalan! Yalan! Yalan! Çünkü Türkeş ve arkadaşları, idamlardan 10 ay önce (13 Kasım 1960) Komite’den koparılmış, çeşitli ülkelere sürülmüşlerdi. Menderes’in idamında da Türkeş, Hindistan’ın Yeni Delhi şehrindeydi.
Yine Çavuş M. Kabak’ın iddiasına göre: “İsmet İnönü, Menderes’i idamdan kurtarmak için 1. Ordu Komutanıyla görüşmek istemiş de Türkeş bu görüşmeyi önlemek için 1. Ordu Komutanını tatbikata çıkarmış!..“
Bu da kuyruklu yalanlardan biri. O tarihte Türkeş’in hiçbir yetkisi yoktu. Hindistan’daydı. İdamların olmaması için Cemal Gürsel’e uzun bir mektup yazmış, ancak Gürsel’e sözünü dinletememişti...

 

Not: Yazarın 12-13 Haziran 2010 tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.


 



Bu yazı 1,302 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,897 µs