En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
7 Haziran 2010

Yeni bir Ergenekon tutuklusu: Hüseyin Yıldırım



Bir aydan beri, İstanbul’dan çok uzakta, bir sayfiye beldesindeyim. Dün sabah, bir gazete haberi, bütün huzurumu altüst etti. Dondum kaldım. Gazetede; “Atletizm Federasyonu As Başkanı Hüseyin Yıldırım’ın, Ergenekon dâvâsı dolayısıyle tevkif edildiği” bildiriliyordu.
Hüseyin Yıldırım, benim elli yıllık en yakın arkadaşlarımdan biri. Ergenekon dâvâsı, bir yeni askerî darbe için teşkilâtlanmak ise, Hüseyin Yıldırım’ın böyle bir hareketle milyarda bir bile ilgisi olamaz. Yani Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın veya Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir askerî darbe istemeleri ne kadar mantıksız ise, H. Yıldırım’ın da bir askerî darbeye taraftar olması, böyle bir kuruluş içinde bulunması o kadar imkânsızdır. Çünkü kendimi bildiğim kadar onu da tanıyorum: 27 Mayıs darbesinden önce Sivas’ta, DP iktidarına en delikanlı duygularla birlikte bağlıydık. 1961 seçimlerinden sonra, AP Sivas teşkilâtında birlikte yer aldık. 1964-1968 yılları arasında, ben AP Sivas İl Başkanı idim. Hüseyin Yıldırım da benim yanımda, idare heyetinde idi. 27 Mayıs vahşetini birlikte yaşadık.
Sivas’ta, Hacı Bektaş Velî gecesini birlikte yaptık, birlikte konuştuk. Ama doğruları ortaya koyarak, milletimizin birliğini, dirliğini, huzurunu pekiştirmeye çalışarak halkın önüne çıktık. Ben, Sivas’ta, dört devre milletvekili seçimlerine girdim ve her seçimi kıl payı kaybettim. Ama o, hiçbir seçime katılmadı. Katılsaydı rahatlıkla kazanabilirdi. Önce, şöhreti vardı; kilosunda Türkiye boks şampiyonuydu. Sonra zengin bir iş adamıydı ve daha önemlisi Sivas’ta Alevî topluluğu daima iki milletvekili çıkaracak sayıdaydı. Sivas Alevîleri onu seviyordu. Ama o, siyaseti Meclis çatısı altında yapmayı, işini-gücünü bırakarak Ankara’ya taşınmayı istemiyordu. Milletvekillerinin aylık maaşını, o, eşiyle dostuyla birlikte oturduğu davet masalarında harcıyordu. Cömert, cömert, cömert bir adamdır. Kazandığını dostlarıyla yemek, zevklerinden biridir. Mesela: Soyunun sopunun köyü olan Fethiye’ye güzel bir ilköğretim okulu yaptırdığını, ayrıca Fethiye’nin yol sıkıntısını da giderdiğini, belirtmek istiyorum. İstanbul’da bulunan Sivaslıların zaman zaman yaptıkları 150-200 kişilik yemekli toplantıların bütün masraflarını o karşılıyordu. Mecidiyeköy’deki iş yerinde onu ziyaret eden dostlarını, önce zengin sofralarda ağırladığına, sonra kendi şoförü ve arabasıyla yola vurduğuna çok şahit oldum. Haydi yeri gelmişken söyleyeyim: Yayımlanmış kitaplarımın birçoğunu, ondan aldığım borç paralarla çıkardığımı, ama bütün borçlarımı da zamanımda ödediğimi bilmelisiniz. 1995 yılında, İstanbul’a yerleşmeye karar verdiğimde, alacağım daire için bir milyar liraya ihtiyacım vardı. Bu paranın 500 milyon lirasını, borç olarak Enver Ören’den, 500 milyon lirasını da Hüseyin Yıldırım’dan aldım...
Bunları şunun için yazıyorum: Hüseyin Yıldırım, dükkânları, daireleri, otelleri... olan, paraya-pula, şöhrete kat’iyyen, ihtiyaç duymayan bir kimse. Bütün askerî darbeler, önce ticaret hayatımızı, iş adamlarımızı sıkıntılara sokuyor ve Türkiye’nin çivisini yeni baştan koparıyor. Hüseyin Yıldırım, kendi ticaret hayatını da sarsacak bir hareketin içine neden girsin? Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’la yakından görüştüğünü, Seyfi Oktay İstanbul’a geldiğinde, kendi arabasını Oktay’ın altına çektiğini gerekçe gösterenler var. Ben Seyfi Oktay’ı tanımıyorum. Onun, Ergenekoncularla iş birliği içinde olduğunu kat’iyyen bilmiyorum. Bir an için kabul edelim ki, o iddia tamamen doğru. Böyle bir iddia yüzünden, bütün askerî darbelerden uzak duran, korkan, endişelenen bir iş adamını gözaltına almak doğru olabilir mi? Dağ bir fare bile doğurmayacaktır. Göreceksiniz.

“Ne Kürt elifbâyı sökmüş, ne Türk okur, ne Arap! Ne Çerkez’in ne Lâz’ın var bakın elinde kitap” 
 
Birkaç günden beri duyduğum üzüntüyü, öfkeyi anlatmam mümkün değil. Filistin’e gönderdiğimiz yardım gemilerine, İsrail kuvvetlerinin saldırdığı gece, gözlerime uyku girmedi. İsrail vahşetini, basınımızda “namussuzluk olarak”, “alçaklık olarak”, “devlet terörü olarak” görenler, gösterenler oldu. Bu görüşlere katılmamak mümkün değil. İsrail’in ABD’den yüz bulduğu için böyle davrandığını söyleyenler, yazanlar da var. Doğru! Ama ben, bu son İsrail vahşetine, bir de İslâm devletlerine bakarak utandım, öfkelendim, kahırlandım. Yani şöyle düşündüm: Gazze’ye gönderilen yardım gemilerini bastığı ve bazı masum insanları öldürdüğü için, İsrail suçludur da, 21 Arap devletinin İsrail karşısında, hiç mi veballeri yoktur? İsrail, o topraklarda, ABD’nin yardımıyla, 1948 yılında küçücük bir devlet olarak kuruldu. Sonra, birkaç milyon nüfuslu o İsrail devleti, 100 milyonluk 21 Arap devletine her zaman kök söktürdü. Kahrolarak inanıyorum ki Orta Doğu’da Arap devletlerinin sayısı 122 olsaydı da durum değişmeyecekti.
1980 yılında İslâm, Eğitim, Kültür, İlim Kongresine katılmak üzere Kültür Bakanlığını temsilen Fas’a gitmiştim. Kongrede bazı kararlar alınmıştı. Çok iyi Türkçe bilen Arap asıllı bir profesör bana demişti ki: “Sakın bu kongre kararlarını Bakanlığınıza bildirmeyin! Bekleyin! Çünkü sizin haberleriniz Ankara’ya gidinceye kadar, bizimkiler kararlarını değiştirebilirler. Sakın unutmayın: Arab’ın Arap’la ittifak halinde olduğu tek husus, Arab’ın Arap’la ittifak edemeyeceğidir!..“
Araplar arasında ittifak olmadığı yani Araplar birlik-beraberlik içinde bulunmadıkları için, Yahudiler karşısında hezimete uğramaları tabiidir. Mehmet Âkif Ersoy da, 100 yıl kadar önce, İslâm dünyasının hazin manzarasını çok doğru olarak ortaya koymuştu:
“Ne Kürt elifbâyı sökmüş, ne Türk okur, ne Arap/Ne Çerkez’in ne Lâz’ın var bakın elinde kitap/Hülâsa milletin efradı bilgiden mahrum/Lâkin unutmamak lâzım: zaman, zaman-ı ulum!”
Zaman-ı ulum: İlimler zamanı demektir. Yaşayışımıza ilimlerin hâkim olduğu bir zamanda, Kürtler daha alfabeyi bile sökememişlerse , Türkler ve Araplar Kur’an’ın “oku“ emrine rağmen okumuyorlarsa Çerkezler ve Lâzlar da kitaptan uzak duruyorlarsa.. elbette kalkınamayacaklardır. Elbette ilimde, irfanda teknikte geri kalacaklardır.
Dünya milletlerinin okuma sıralamasında, en alt noktada Afrika toplulukları var. Onların üstünde Orta Doğu Arap devletleri bulunuyor. Arap devletlerinin üstünde de biz kımıldıyoruz. Bu tablo sizi de utandırmıyor mu?
Televizyonlarınızda, görmüşsünüzdür: İsrail, Gazze’yi füzelerle vururken, Arap kardeşlerimiz bağırıyorlardı: “Allahü ekber!” Elbette Allahü ekber! Ama düşman saldırısı karşısında, sadece Allahü ekber demek yeter mi? Yetseydi 100 milyonluk Arap dünyası 7 milyonluk İsrail karşısında darmadağın olmazdı. Sevgili Peygamberimiz boşuna mı; “Düşmana, düşmanın silâhıyla karşılık vermek lâzım“ demiş. Müslüman Filistin, İsrail füzelerine, kendi füzeleriyle anında karşılık vermeliydi, veremedi. Şimdi bizim nümayişçi gençlerimiz meydanlarda: “Mehmetçik Gazze’ye!“ diye bağırıyorlar. Peki, ne zamana kadar Mehmetçik Gazze’ye gitmeli? Gazze acısını en çok biz çekiyoruz. 21 Arap devletinden niçin ses-seda çıkmıyor? Bu nasıl bir gaflettir? Bu nasıl Müslümanlıktır?
Filistin Devlet Başkanı muhterem Mahmud Abbas Türkiye’ye geldi/geliyor. Bir Allahın kulu çıkıp, hazrete bir soru sorsa: “Ya Seydi dese, bizim Kıbrıs dâvâmızda, Müslüman Filistin, hep Kıbrıs Rum tarafını tuttu, niçin?“ Mahmud Abbas’ın vereceği cevabı çok merak ediyorum. Siz etmiyor musunuz?..

 

Not: Yazarın,05-06 Haziran 2010 Tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.
 



Bu yazı 1,640 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,713 µs