En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
9 Mayıs 2010

''Mütareke basınından bile hain''



Nevruz bayramlarından 1 Mayıslara 
 
Çok şükür! Kansız, kavgasız bir bayram (!) daha geçirdik. Yalnız bu, gelecek 1 Mayıslarda kavga olmayacağına, kan dökülmeyeceğine işaret değildir. Çünkü 1 Mayısların özünde, sermaye sahiplerine karşı bir kin, bir düşmanlık var.
Aklıma, Atatürk’ün dosdoğru bir tesbiti geliyor: “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür!”
Kültür kelimesi bize Batıdan geldi. Biz eskiden Kültür yerine irfan kelimesini kullanıyorduk. Harp Okulu Marşını hatırlayacaksınız: “Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti!” diye başlamıyor mu? Yani, devletimizi yıkmak, vatanımızı elimizden almak isteyenlere karşı çarpıştık; düşman belâsını üzerimizden def ettikten sonra irfanımızla, yani kendi geleneklerimizle, göreneklerimizle, kendi inancımızla, kendi tarih şuurumuzla yeni bir devlet kurduk.
Kültür, yani irfan, bir milletin yaşayış tarzı demektir. Kültür, bir milleti, başka milletlerden ayıran özellikler bütünüdür.
Atatürk, hem, “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Biz, bir maymun gibi başka milletleri taklit etmeyeceğiz!” dedi. Hem de başka milletlerin bâzı kültürlerine, kapılarımızı ardına kadar açtı. Mesela Medenî Kanunumuzu olduğu gibi İsviçre’den, Ceza Kanunumuzu İtalya’dan, Ticaret Hukukumuzu Fransa’dan-Almanya’dan aldı. Halbuki kanunlar, bir milletin gelenekleri, görenekleri, iklimi, coğrafyası, inanç dünyası dikkate alınarak yapılır. Başta, Medeni Kanunumuz olmak üzere, hukuk sistemimizde ikide bir değişiklikler yapılması, o kanunların bünyemize uygun olmamasındandır.
Doğru! Doğru! Doğru! Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Kültür bir milletin yaşayış tarzıdır. Şimdi lütfen dikkat buyurun:
Bizim kültürümüzde, ne sınıflar ayrılığı vardır; ne de sınıflar arasında kavga! Bütün tasavvuf ehli şairlerimizde bu huzuru görebilirsiniz. Mesela Yunus Emre diyor ki:
“Elif okuduk ötürü/Bazar eyledik götürü/Yaradılanı hoş gördük/Yaradandan ötürü”
“Yunus Emre der hoca/İstersen var bin hacca/Hepisinden eyice/Bir gönüle girmektir”
Bizim kültürümüzde önemli olan gönül kazanmaktır. Hacı Bektaş Veli diyor ki: “İncinsen de incitme!”
Kur’an-ı kerim diyor ki: “Dinde zorlama yoktur!”
Biz, hem sokaklardaki başıboş köpekleri, hem de dağdaki canavarları doyurmak için, vakıflar kurmuş bir milletiz. Bizim kervansaraylarımızda yolcularımızın, Dar-üş şifâlarımızda hastalarımızın parasız yatıp kalkmaları, tedavi görmeleri, üstün kültürümüzün gerekleridir.
Tarih boyunca bizim Nevruz Bayramlarında kavga-dövüş olmadı. Bir damla kan bile akmadı. Ama siz, Nevruz Bayramlarını kaldırarak yerine Batı dünyasının 1 Mayıs İşçi Bayramını koyarsanız, kavgayı, kıyameti de ülkenize dâvet etmiş olursunuz. Çünkü Lenin diyor ki: “Din afyondur. En masum bir Allah fikri, yeryüzünün bütün yangınlarından, bütün soygunlarından, bütün cinayetlerinden daha tehlikelidir! Ve sermaye sınıfı, işçiyi ezen, sömüren bir düşman sınıftır. Bunlar, ihtilâl metotlarıyla ortadan kaldırılmalıdır!”
Türkiyeli Marksistlerin 1 Mayıslarda iş yerlerine saldırmaları, meydanlardaki çimenleri, çiçekleri bile tepelemeleri, bizim bir zamanlar rüzgâr ekmemizdendir. Rüzgâr ektiğimizde, fırtına biçeceğimizi bilmememizdendir.

''Mütareke basınından bile hain'' 

Şirazlı Sadi’nin, Bostan ve Gülistan isimli eserinde okumuştum: “Tavus kuşunun en büyük düşmanı kendi kuyruğudur” diyordu.
Kimse bir kumruyu, bir kartalı, bir leyleği... kuyruğu için vurmaz. Ama tavus kuşunun binbir renkte, binbir şekille süslü, muhteşem bir kuyruğu var. İnsanı âdeta büyüleyen o güzelim kuyrukla, misafir odalarının bir duvarını süslemek isteyenler, tavus kuşunu çekip vururlar. Zavallı tavus kuşu, kuyruğunun kurbanı olur.
Türkiyemizin iki muhteşem kuyruğu var. Biri Çanakkale ve İstanbul Boğazlarımızdır. Ötekisi, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolumuz.
Bütün yurdumuzu ve bu iki muhteşem “kuyruğumuzu” biz ancak çok kuvvetli, vurucu ve caydırıcı bir orduyla koruyabiliriz. Ordusuz vatan, ordusuz millet, ordusuz devlet olmaz. Canımızı, malımızı, ırzımızı ve bütün hürriyetlerimizi ordumuza borçluyuz.
Ben 1950 yılında, Sivas’ta, ortaokulun son sınıfında iken, Türkiye dışındaki Türklerle ilgilenmeye başladım, Orkun ve Serdengeçti mecmualarını okuyarak, coşkun duygularla bir Turancı oldum. Turan için şiirler, kitaplar, makaleler yazdım. Sonra, Sovyet İmparatorluğu çökünce, yeni Türk Cumhuriyetlerine 10 defa gidip geldim. Hem devlet televizyonumuzdan, hem de özel televizyonlarımızdan, soydaş cumhuriyetler üzerine 101 TV programı hazırladım ve sundum. Okuduklarımla ve dinlediklerimle öğrendim ki, Çarlık Rusyasının orduları, koskoca Türkistan topraklarını ele geçirmek için, sadece 50 ölü vermişler. 500 veya 5.000 askerini değil, sadece (elli) askerini kaybederek Türkiye’den büyük Türkistan topraklarına sahip olmuşlar. Gitmiş olduğum her Türk Cumhuriyetinde devlet yetkililerine sordum:
-Bu koskoca Türkistan topraklarına Rus orduları, ellerini kollarını sallayarak nasıl girdiler? Vatanınızı neden savunmadınız?
Bana her yerde aynı cevabı verdiler:
“-Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu!” dediler. “Koskoca Timur İmparatorluğu yıkılınca Türkistan’da birtakım hanlıklar kuruldu. O hanlıklar, birbirleriyle uğraşmaktan kuvvetli ordular kuramadılar. Ruslar da, ordusuz Türkistan’a kolaylıkla girip bize kan kusturdular!”
Bütün Türk Cumhuriyetlerini gezip gördükten, Rus emperyalizmi karşısında bitmez-tükenmez acılar, utançlar... duyduktan sonra anladım ki, Türkiyemizde en büyük ihanet, ordu düşmanlığıdır. Ve yine gördüm ki ordu düşmanlığı, sadece ordumuz aleyhinde yazmak-çizmek, halkımızın, ordumuza güvenini, sevgisini sarsmak değildir. Ordumuzu siyasetin içine çekmek de, ordumuzun ikide bir hükümet darbeleri yapmasını istemek de kesinlikle ordu düşmanlığıdır.
Osmanlı devrinde, Yeniçeri ocaklarının “istemezük” diye kazan kaldırmaları, Cumhuriyet dönemimizde bazı komutanlarımızın hükümet darbeleri yaparak idareye el koymaları, çok büyük acıların doğmasına, ordumuzun güç kaybetmesine yol açtı. Ordumuz, daima siyasetin dışında kalmalı, hep milletimizin ordusu olmalıdır. Türkiyemizin geleceği, çok güçlü, vurucu, caydırıcı bir ordunun varlığına bağlı!

 

Not: Yazarın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan, 9-10 Mayıs 2010 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.

 



Bu yazı 939 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,233 µs