En Sıcak Konular

Memduh Atalay

Kıvılcım
Memduh Atalay
1 Mayıs 2010

Türkülerimiz ve Acılarımız Bağlamında Biz



                   Türkülerimiz ve Acılarımız Bağlamında Biz

    Müzik sanatlar içerisinde en milli olanıdır. Şiir başka dile tercümesi zor olan bir sanat olduğu gibi müziğin de coğrafyanın sesine doğduğu /coğrafyanın sesinden doğduğu için ancak kendi dilinde tadına varılabilen bir sanattır. Bizim tek sesli müziğimiz “tek Tanrı” inancımızla ilgili olduğu gibi Batı

müziğinin çok sesli olması elbette “teslis” inancıyla ilgilidir.

 Âşık Veysel “düğünlerde bayramlarda Türk’üz türkü çağırırız” derken bizim iç sesimizin keyifte ve kederde türkü formunda ifade edildiğini söylemektedir. Dünyanın ortak kelimesi olan “musıc” mesele

bize döndüğünde millileşmekte ve karşımıza türkü çıkmaktadır. Sonundaki mensubiyet ilgisini hatırlarsak Türk’e ait olan demektir!

    Değerlerin hızla aşındığı gövdenin sesten çok önemsendiği vasatta coğrafyanın sesini aramak bir yana ahlaki değerleri yok sayan dil ve düşünce içermeyen sözlerin sanat eseri sayılması garabetini bir yana bıraksak da görümsetme(klip) rezaletinin ayrıca teşhire dönüşmesi tam bir yıkım aracına dönüştürüyor müziği. Bu durumda hasretin, gurbetin, yalnızlığın, yoksulluğun, ölümün insanî atmosferinden çıkıp” bandır bandır ye beni” edepsizliğine,”yakalarsam “ teşhirciliğine ,”kız hepsi senin mi”aymazlığına duçar oluyoruz!  Bizim musikimiz bizim romanımızdır.” Diyen Şair milli öykümüzün sesinde doğan bizim sesimizi anlatmak istemiştir. Bu ses Orta Asya’dan Rumeliye,Anadolu ‘dan Yemen’e uzanan hüzünlü bakiyeleri olan Müslüman Türkünün sesidir. Belki de sesimize bize ait olmayan sesler karıştığı için yankımızı bulamıyoruz ve coğrafyamızın çağrısından bihaberiz!

   Nedir yezit ne Kızılbaş/Değimliyiz hep bir kardaş/Bizi yakar bizim ataş/Söndürmektir tek çaresi” diyen Veysel Usta’nın Alevilik açılımına çizdiği yol haritasını atlamadan oturmak lazım masaya.

Bitlis’te beş minare beri gel oğlan beri gel/Ciğerim dolu yare/Beri gel oğlan beri gel” mısraları havasıyla birleştiği zaman ayrılan kardeşlerin acısına bir destan olmaz mı?

  Mahremiyetin yok sayıldığı teşhirciliğin sanat muamelesi gördüğü bu vasatta” A benim ahtı yarim/Kaderde tahtı yarim/Yüzünde göz izi var/Sana kim baktı yarim” manisi bir edep ayarı vermez mi? Benliğin bir puta dönüştüğü bu çağda yine içimize söylenen sesi bulmak mahviyetin sınırlarına çekilmek için” Gel ha gönül havalanma/Engin ol gönül engin ol/ Dünya malına güvenme/Engin ol gönül engin ol” türküsünün derviş çağrısını duymak zorunda değil miyiz? 

   Kendi sesimiz Çanakkale’den Yemen’e, Rumeli’den Asya’ya bu coğrafyanın çağrısında yani yürek sesimizde toplayacaktır bizi. Bu coğrafyanın malı olmayan ithal fikirler nasıl perişan olmamıza neden olduysa bize ait olmayan kutsal hüzünlerimizi ifade etmeyen karışık sesler anaforunda kendi sesimiz sanarak bir uğultuda siyasi kavgalarla ve kamplaşmalarla yem olmak zorunda kalacağız!

   Bizim sesimizde hasret var,aşk var ,birlik var,ölümlülük düşüncesi var,dostluk var,dil yarasının dinmeyen acısı var,dostun attığı gülün yarası var,Ali var ,Muhammet var bin yıllık maceramız ve hüzünlü bakiyemiz var!Coğrafyanın sesi coğrafyanın kaderidir!Sesimize dönelim medeniyet bir yorgan gibi üstümüze örtülmeden!

  

 



Bu yazı 1,302 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Aralık 2014 Öğretmenin Eğitime Katkısı
    • 1 Mayıs 2010 Türkülerimiz ve Acılarımız Bağlamında Biz
    • 4 Nisan 2010 Üşüyen Değil Davası Olan MUHSİN BAŞKAN
    • 26 Mart 2010 İlahiyatçı Bilgeliğin Dayanılmaz Hafifliği: BAYRAKTAR BAYRAKLI Örneği
    • 15 Aralık 2008 O Ayakkabılardan Öpüyorum Kardeşim
    • 22 Eylül 2008 Ulusalcı Paranoya ya da Vatan Satma Töhmeti
    • 15 Eylül 2008 Hazreti Ali Atatürk Olarak Dönmüş(!)
    • 8 Eylül 2008 Oruç Bizi Nasıl Tutar?
    • 4 Eylül 2008 Yeni Müsteşriklerimiz:Ateist Bilgelerimiz
    • 27 Ağustos 2008 Farklılık mı Aykırılık mı?
    • 26 Haziran 2008 Avrupalı Turistler Niçin “Kırolarla” Evleniyor?
    • 15 Haziran 2008 Bir Zulüm Tapınağı: Banka
    • 5 Haziran 2008 Başörtülü Kızlar Bağlamında Aşk ve Evlilik
    • 25 Mayıs 2008 Eğri Duruşun Doğrucu Davutları: Yaşar Nuri ve Ahmet Hakan
    • 14 Mayıs 2008 SÜKÛTUN SESİ YA DA ÂKİF’İN RESMİ
    • 11 Mayıs 2008 Çağdaşlığın Dayanılmaz Örtüsü
    • 4 Mayıs 2008 Zamane Hokkabazı
    • 27 Nisan 2008 İsmet İnönü’nün Pul Davası Bağlamında Siyasi Kekemelik
    • 24 Nisan 2008 Ukayl bin Ebu Talip Resminden Bugüne Bakış
    • 19 Nisan 2008 23 Nisan Çocuk Bayramı İçin Laik Faşizan Çocuk Aranıyor!

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,690 µs