En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
29 Mart 2010

Diyarbakır’dan



Dicle Üniversitesi Rektörü Sayın Ayşegül Jale Saraç hanımefendinin davetlisi olarak geçen perşembe Diyarbakır’a gittim.
Üniversitenin 1500 kişilik salonunda, Mehmet Akif Ersoy’un çağdaş Türkiye idealini anlattım. M. Akif bizim, Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrimizin en büyük âbide şahsiyetlerinden biri. Yüz yıl önce, Türkiye’nin kalkınması, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması için yazdıkları, bugün de önemini koruyor. En büyük düşmanımız cehalettir. Cahil insanların, hayvanlardan hiçbir farkı yoktur. O bakımdan cehaletten, ümitsizlikten, yanlış tevekkül anlayışından, uyuşuk Şark zihniyetinden, Batı taklitçiliğinden sür’atle sıyrılmak, ilme ve tekniğe sarılmak, atom ilmini, bir gün önce öğrenmek ve Batılılar gibi atomu parçalayarak bir damla kömürden müthiş bir enerji elde etmek, vazgeçemeyeceğimiz bir yoldur.
Mehmet Akif, SAFAHAT isimli eserinin ASIM bölümünde, 2292 mısrada, güçlü kuvvetli bir genç olan ve arkadaşlarıyla bir hükümet darbesi yapmayı planlayan ASIM’a, açık açık anlatıyor ki; Türkiye’de, hiçbir meselemizi kaba kuvvetle halletmek mümkün değildir. Bir hükümet darbesi yaparak iktidara el koymayı düşünmek yanlıştır. Yapılacak yegane iş, kendi kültür köklerimizden kat’iyyen kopmadan, Batının ilmini ve tekniğini Türkiye’ye taşımaktır.
Mehmet Akif hem ASIM bölümünde hem de SAFAHAT‘ın diğer manzumelerinde, bunları anlatırken, Doğu ve Batı dünyasının Türkiye’yi bölmek parçalamak için, nasıl bitmez tükenmez bir gayretle çalıştığına da dikkat çekerek diyor ki:
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez
İşte Fas, işte Tunus, işte Cezayir gitti
İşte İran’ı da taksim ediyorlar şimdi
Bu da gayet tabii koşanındır meydan
Yaşamak hakkını kuvvetliye vermiş Yaradan
Ey cemaat uyanın, yoksa hemen gün batacak
Uyanın korkuyorum leyl’i nedamet çatacak...”
(Leyl’i nedamet, pişmanlık gecesi demektir.)
Milletimiz üzerinde oynanan büyük oyunlardan bizi Fas gibi, Tunus gibi, Cezayir... gibi bölmek, parçalamak plânlarından birtakım kişilerin ve kuruluşların hâlâ haberleri yok.
Ben Diyarbakır’da 1.500 kişilik bir salonda, Batı dünyasının bizim Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzu bölmek, parçalamak için nasıl hainane oyunlar oynadıklarını açık açık anlattım. Ermeni devletinin başta Diyarbakır olmak üzere, 19 Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehrimizi bizden koparmak için, öyle gizli kapaklı değil, alenen çalıştıklarını ortaya koydum. Vali Hüseyin Avni Mutlu ve Rektör Ayşegül Jale Saraç’ın huzurunda, tam iki saat süren konferansımda, salon alkışlarla çınlayıp durdu. Diyarbakır’dan huzurla ayrıldım.
 
Peygamberler-sahabeler şehri Diyarbakır 
 
Kur’an-ı Kerim’de 25 peygamberin ismi geçiyor. Bunlardan bazıları (Hz. Zülkifl, Hz. Elyesa, Hz. Harun-ı Âsafî, Hz. Şit...) Diyarbakır toprağında medfundurlar...
Diyarbakır toprağında, ayrıca, 550 civarında sahabe de yatıyor. Sevgili peygamberimizi görenlerden, onun tebliğ ettiği İslâm’a sahip çıkanlardan 550 kişinin Diyarbakır toprağında yattığını acaba Türkiye’de ve İslâm âleminde kaç kişi biliyor?
Diyarbakır, manevî dünyamız açısından anlatılmaz zenginliklere sahip mübarek bir belde. İnanıyorum ki bu müthiş zenginliklerin farkında olmayanlar arasında, bizzat Diyarbakır’ı sevk ve idare eden kimseler de var.
Bir zamanlar, Diyarbakır’dan “Doğu’nun Paris’i“ diye bahsediliyordu. “Doğu’nun Paris’i“ denilince aklımıza düzgün, geniş yollarıyla, büyük meydanlarıyla, bilmem kaç katlı apartmanlarıyla uzayan bir şehir geliyordu. Diyarbakır’ın inanç dünyamızda parıltılı bir yüzük taşı gibi durduğu, dolayısıyla İslâm’ın en önemli şehirlerinden biri olduğu anlatılmıyordu. Diyarbakırlılar da, çok zengin bir hazine üstünde oturdukları halde, bunun kıymetini bilmiyorlardı. Bu bilgisizlik veya üzerimize musallat olan bir büyük cehalet, zamanla Diyarbakır’ı Türkiye’nin en sancılı şehirlerinden biri haline getirdi.
Diyarbakır’da dinlediklerim, gafletimizin, cehaletimizin hatta ihanetimizin çirkin yüzünü bana bir kere daha gösterdi.
Diyarbakır’da dediler ki: “Kıbrıs çıkarması başladığı zaman askerlik şubesinin önünde toplanan gençler, orta yaşlılar, yaşlılar... Kıbrıs birliklerinde bulunmak için çırpınıp durdular. Gönüllü olarak askere gitmek istediler...”
Ahmet Kabaklı ağabeyimden dinlemiştim. Büyük bir zevkle anlatmıştı: “Diyarbakır Lisesinde bir süre edebiyat öğretmeni olarak çalıştım” demişti. “Çocuklar tamamıyla millî bir şuurla yetişiyorlardı. Lisede, milletimizin bütün millî kahramanları için anma günleri düzenliyorduk. Diyarbakır Lisesinden ayrıldığım zaman, aşağı-yukarı bütün lise öğrencileri tren istasyonundaydı. Çocukların getirdikleri pasta kutularını kompartımana koyduğumda, âdeta oturacak yer kalmadı!..”
Ah ne kadar yazık: Bugünkü Diyarbakır liseleri ve gençliği başka bir çizgi üzerinde. Bazı cahil ve gafil öğretmenlerin telkinleri yüzünden lise öğrencileri diyorlarmış ki: “Yüksek tahsilimizi Batıda yapmayacağız. Çünkü Batı Anadolu’da Diyarbakırlı kardeşlerimizi üniversitelere almıyorlarmış. Girenleri de dövüyor, sövüyor, öldürüyorlarmış!”
Bu dehşetli, bu kuyruklu-kulaklı yalanın, Diyarbakır’a kıl kadar faydası olur mu dersiniz?..

 

Not: Yazarın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan, 27-28 Mart 2010 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.
 



Bu yazı 884 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,590 µs