En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
9 Kasım 2009

Ordumuza düşmanlık



Türkiye’de, çok ciddi bir şekilde ordu düşmanlığı yapılıyor. Bilmediğim, tanımadığım birtakım bedbahtlar, gazetedeki e-mail adresime gönderdikleri mektuplarla, beni de kendi saflarına çekmeye çalışıyorlar. Bilinmelidir ki: Benim binbir başım, binbir yüreğim, binbir kalemim olsa bile, onlardan biriyle olsun, ordumuza düşman olanların yanına yaklaşamazdım. Çünkü ben, evvelemirde, vatanımı, milletimi, devletimi, ordumu, bayrağımı... aşk derecesinde seven bir kimseyim. Dolayısıyla ben, bu Türkiye topraklarında Türk gibi yaşamak istiyorum. Türkiye’den başka gidecek hiçbir yerim yok. Ve yurdumuza-milletimize, hiçbir milletin bulaşmasını istemiyorum. Ordusuz bir millet, ordusuz bir devlet düşünemiyorum. Bu bakımdan beni, binbir ordu düşmanıyla bir kazana koysalar ve kırk yıl bir arada kaynatsalar, onların kokularından ve renklerinden, bana bir zerre bile bulaşmaz. Bunun çok önemli iki sebebi var: Evvela askerliği misilsiz duygularla seviyorum. Eğer babam, sivil bir meslek sahibi olmamı istemeseydi, liseden sonra ben kesinlikle Kara Harp Okuluna yazılacaktım. A.Ü. Hukuk Fakültesini bitirir bitirmez, babamı ölüm yatağında bırakarak yedek subay okuluna koştuğumu bilmelisiniz.
Ordu sevgimin ikinci sebebi: Dünkü ve bugünkü Türk Cumhuriyetleridir. Ben, 1950 yılından beri Turan mefkûresiyle yaşayan bir kimseyim. 1980 yılında, Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı sıfatıyla Özbekistan’a gittim. Dönüşümde Türkistan Türkistan isimli kitabımı yazdım. Sonra 1980-2000 yılları arasında, bütün Türk Cumhuriyetlerine on defa daha gidip geldim. Ve o Türk Cumhuriyetleri üzerine 101 (yüz bir) TV programı hazırlayarak sundum. Geçen ay, yeni bir Turan kitabım daha çıktı: Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. Kısmet olursa, başta Kırım olmak üzere, başka Türk topluluklarını da yazacağım...
1980-2000 yılları arasında, gittiğim her Türk Cumhuriyetinde (!) bazı yetkililere sordum:
- İstiklâlinizi neden kaybettiniz? Neden Rusya’nın bir sömürge toprağı oldunuz? dedim.
Her Türk topluluğunda, yetkililerden aynı cevabı aldım: Dediler ki:
-”Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! Ordumuz dağılmıştı. O bakımdan Rus orduları, âdeta, ellerini-kollarını sallaya sallaya, bütün Türkistan topraklarını istila ettiler!..”
Onlara anlattım ki, biz, Türkistan’ın binde biri büyüklüğünde bile olmayan Çanakkale topraklarında, 253 bin şehit verdik. Düşmandan da o kadar asker kırdık. Dehşetle öğrendim ki, Ruslar Türkiye’den birkaç misli büyük olan Türkistan topraklarını istila ettiklerinde 100 (yüz) askerlerini bile kaybetmemişler.
Şimdi ben, bizzat gördüklerime dayanarak söylüyorum: Türkiye’de herkesin, ama herkesin... namusu, şerefi, hürriyeti... Türk ordusunun ve Türk devletinin ayakta kalmasına bağlıdır. Ordumuz daha güçlü, daha caydırıcı, daha modern silahlarla donatılmalıdır. Ordusuz bir Türkiye veya ordusu kırk tarafından çekilen bir Türkiye, bırakınız büyük devletleri, dört milyonluk Ermenistan, üç milyonluk İsrail, on milyonluk Yunanistan karşısında bile, çok büyük kayıplar verir. 

Ordumuza düşmanlık -II-
 
Bir ülkede ordu düşmanlığı, sadece, silahlanarak ordu birlikleri karşısına çıkmakla olmaz. Orduyu itibardan düşürmeye, onu kolsuz-kanatsız bırakmaya çalışmak da ordu düşmanlığıdır.
Şimdi, birtakım adamların yeni oyunlarına göre biz artık “Güçlü ordu, güçlü millet inancından vazgeçmeliymişiz. Artık: Güçlü demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü millet demeliymişiz!” Vay! Vay! Vay!
Hem, etrafımızı çepeçevre kuşatan devletlerin, hem de Doğu ve Batı dünyasının Türkiye üzerindeki düşünceleri olmasaydı, hazretlerin gül hatırları için, ordularımızı terhis yoluna bile gidebilirdik. Ama işte Ermenistan: “Doğu ve Güney Doğu Anadolu, işgal edilmiş Ermeni toprağıdır!” iddiasından vazgeçmiş değil. İsrail: “Fırat’tan Nil’e kadar uzayan topraklar, Tevrat’la bize verilmiştir!” sevdasında. Gözümüz kör değil görüyoruz: Suriye, Hatay’dan Hakkari’ye kadar olan topraklarımızı, kendi millî sınırları içerisinde gösteriyor. Yunanistan, Megalo İdeası dolayısıyla, Anadolu’yu yeniden Anatolia yapma gayretinde. Rusya, Deli Petro’dan beri hem Doğu Anadolu’muzu hem de Boğazlarımızı ele geçirmek istiyor. Bir de, 1071 Malazgirt Zaferimizden sonra, batılı dostlarımızın, kat’iyyen vazgeçmedikleri ŞARK MESELELERİ var. ŞARK MESELESİ, bizi bütün Anadolu topraklarından söküp atmaktır. Pakistan dışında hiçbir İslam ülkesi yanımızda değil. Aksine hepsi Hıristiyan Batı ile kol kola, koyun koyuna.
Dolayısıyla bizim çok daha güçlü, vurucu, caydırıcı bir orduya şiddetle ihtiyacımız var. Aksi takdirde biz, Türkiye’de, dünyanın en muhteşem demokrasisini gerçekleştirsek, fert başına düşen milli gelirimizi 50 bin dolara çıkarsak bile, yakın ve uzak dostlarımız (!) Anadolu’daki varlığımıza yine tahammül edemeyeceklerdir. Bizi silip-süpürmek için, Birinci Dünya Savaşında olduğu gibi, 8-10 cepheden üzerimize saldıracaklardır...
Ben de ordunun, hükûmet darbeleri yapmasına şiddetle karşıyım. Çünkü ordunun siyasete bulaşması, önce kendi bünyesinde yaralar açıyor. Sonra, birtakım akılsız, cahil, muhteris subaylar yüzünden, ordumuz kendi vatanında bir müstevli ordusu durumuna düşüyor. Mercimek kadar aklı olanlar, ordumuzu siyasetin dışında tutmalıdırlar.
Devlet-i aliyye, yani Osmanlı İmparatorluğu, yeniçerilerin ikide bir kazan kaldırmalarından, kelle istemelerinden çok çekti.
Balkan savaşlarından önce, ordumuz siyasete bulaştığı için, çok büyük kayıplara uğradık. İttihatçı subaylar, 10 yıl gibi kısa bir süre içinde koskoca imparatorluğumuzu paramparça ederek batırdılar.
Atatürk’ün, ordumuzu ısrarla siyasetin dışında bırakmak istemesi, Onun çok akıllı ve çok tecrübeli olmasındandı. Ordumuzu siyaset dünyamıza çekmek isteyenler veya ordumuza düşman duygularla bakanlar, gaflet ve ihanet cüceleridirler.
27 Mayıs ve 12 Eylül darbelerinde birtakım askerler, akılları donduracak ölçülerde milletimize zulmettiler. Doğru! Doğru! Doğru! Bu hâl, onların büyük cehaletlerinden, devlet ve siyaset adamı olmamalarından doğdu. Ama unutmamalıyız ki, ordumuz, gökten zembille inmiyor. Ordumuz da milletimizin içinden çıkıyor. Lütfen açın okuyun gündelik gazeteleri: Her gün çok ama çok basit sebepler yüzünden kanımızı donduracak ölçülerde cinayetler, vurgunlar, soygunlar üst üste yığılıp duruyor. Şimdi biz, o cinayetlere bakarak milletimize düşman mı olmalıyız? Bilmeliyiz ki: Demokrasi bilenlerin ve ahlâklı olanların kurabilecekleri bir rejimdir. Sivilimizi, askerimizi, polisimizi bilgili ve ahlâklı yetiştirmediğimiz müddetçe demokrasiyi kuramayız, yaşatamayız.

 Not. Yazarın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan,7-8 Kasım 2009 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.



Bu yazı 679 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,913 µs