En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
1 Kasım 2009

Koca Osmanlı’dan genç cumhuriyete



Cumhuriyetimiz 86 yaşında.
Atatürk demişti ki: “Benim nâçiz vücudum, bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır!“ Devletimizin, sonsuza kadar hayatiyetini devam ettirebilmesi, önce bütün kültür köklerine bağlı kalmasına, sonra siyasete kat’iyyen bulaşmayan güçlü, vurucu, caydırıcı... modern bir orduya sahip olmasına bağlı. Tabii, güçlü bir ekonomi de, bir devleti ayakta tutan temeller arasında.
Cumhuriyetimizi, Devlet-i Âliyye, yani Büyük Osmanlı Devleti doğurdu. Osmanlı da, Anadolu Selçuklu Devletinden dünyaya geldi. Tarih boyunca kurduğumuz 117 Türk devleti içerisinde en uzun ömürlüsü, en büyüğü, en muhteşemi, Osmanlı İmparatorluğudur. Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın en büyük üç imparatorluğundan biri. Diğer ikisiyse, Roma ve İngiltere imparatorlukları. Osmanlı İmparatorluğu, 624 yıl hükümran oldu. Biz, 1595 yılında, 3. Murad devrinde, 23 milyon 344 bin 700 km2 üzerinde hüküm süren muhteşem bir devlettik. Değerli tarihçimiz Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi’nde belirttiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu, 624 yıllık ömrünün, 322 yılını, dünyada lider devlet olarak geçirdi. Yani bugünün ABD’si ne ise, dünün Osmanlı devleti de o idi. Dünya devletleri arasında 322 yıl, birinci sırada bulunan Devlet-i Âliyye acaba neden durakladı, geriledi ve çöktü?
Bunun çeşitli sebepleri var: Önce, Osmanlıda hoşgörülü olmak yâni, “yaradılanı, yaradandan ötürü sevmek” esastı. Bu bakımdan Osmanlı’da, devlet idaresinde, kan birliği kat’iyyen dikkate alınmadı. Esas olan Müslümanlıktı. Çeşitli ırklardan gelen kişiler, eğer Müslüman iseler, onlara devletin en uç noktalarında bile vazifeler veriliyordu. O kadar ki, Osmanlı’da, 215 sadrazamlık makamından yarıdan fazlasına, Türk asıllı olmayan kimseler oturdular.
Devletimizi, 300 yıl kadar Türk asıllı sadrazamlar, 324 yıl da Türk olmayan sadrazamlar idare ettiler. Meselâ, Ermeni asıllı iki sadrazamımız bile oldu. Birisi, Maraş Ermenilerinden Müslümanlığı seçen Hayrettin Paşa idi. Ötekisi, Malatya Ermenilerinden Süleyman Paşa! Devletimizi, Arnavut asıllı 44 sadrazam idare etti. Fakat bu Müslüman ve Müslüman olmayan topluluklar, zaman zaman devletimize isyan ederek bizi arkamızdan vurdular. Müslüman olmalarına rağmen, İngilizlerle iş birliği yaparak halifemize, yâni devletimize isyan edenler oldu. Bu isyanlardan, ihanetlerden imparatorluğumuz sarsılmaya başladı. Sonra Necip Fazıl Kısakürek merhumun ifadesiyle, birtakım “Kaba softa, ham yobaz kişiler, medreselerimizden, yani dünkü üniversitelerimizden müspet ilimleri kaldırdılar.” Kur’an-ı kerimde, bizi müsbet ilimlere teşvik eden 750 civarında âyetin önemini dikkate almadılar.
Böylece, hem içimizdeki bazı toplulukların ihanetlerine uğrayan hem de ilimden irfandan uzaklaşan koca Osmanlı devleti, yerini genç Cumhuriyetimize bıraktı.

 
Cumhuriyet idaremizin yanlışları 
 
Dünyanın hemen her ülkesinde görülen hâl budur:
Yeni iktidar, kendisinden önceki iktidarı/iktidarları yere vurmakla işe başlar. “Onlar, istediklerinizi veremediler, idarede başarılı olamadılar. Hayallerinizi biz gerçekleştireceğiz” diyerek söze başlarlar. Bu kabil sözler, bazı ülkelerde ölçülü olur; bazı ülkelerde kantarın topu elden kaçar. Türkiye maalesef ikinci grup ülkeler arasında. Cumhuriyetimizi kuranlar, yeni idareyi halkımıza sevdirmek için saltanat idaresini âdeta top ateşine tuttular. İstiklal Savaşımızı kazanan, arkasından da Cumhuriyetimizi kuran komutanlarımızın hepsi, Osmanlı Devleti’nin okuttuğu, yetiştirdiği subaylarımızdı. Hiçbirisi, Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da, İngiltere’de doğup büyümemiş, oralarda eğitim görmemişlerdi. Ama o komutanlar, Cumhuriyeti kurduktan sonra, içinden çıktıkları, yetiştikleri Osmanlı Devleti’ni, çok insafsız duygularla yerden yere vurdular. 1923 sonrası nesilleri;
“Saltanattan, Sultandan
Kurtuldu güzel vatan
Yaşa 23 Nisan” marşlarıyla yetiştirildiler. Vatanımızı, milletimizi sanki Moskof pençesinden çekip kurtarmışlardı! 624 yıllık Saltanat idaremize karşı, ölçüsüz ve insafsız bir karalama, sövüp sayma devri başlattılar. İlkokul sıralarında bize anlatılanlar, bugün söylenmiş gibi hafızamdadır: “Hain Vahdettin, 3 çuval İngiliz altınına satmak isterken, Atatürk bu satışa engel olarak bizi kurtardı. Pusulası bozuk bir gemiyle tek başına Samsun’a çıkarak...” uydurmaları hâlâ kulaklarımdadır. Ben, dünden bugüne, Atatürk üzerine yazılan kitaplardan sadece 83 (seksen üç) tanesini okuyabildim. Samimi kanaatime göre, Milli Mücadelemizin öncüsü, lideri kayıtsız şartsız Atatürk’tür. Ama Atatürk’ü övmek için hem Vahdettin’e “hain” dememizin, hem de Milli Mücadelemizin diğer komutanlarını arka sıralara itmemizin hiçbir faydası yoktur.
Galiba 50 yıl sonra kabul edilecektir ki padişahlarımız arasında cihan çapında olanlar yanında beceriksizler de vardır. Ama Osmanlı Hanedanı içinde bir tek vatan haini yoktur.
Cumhuriyet idaremizin bir başka yanlışı Milli Mücadele kahramanlarımızı inatla ve ısrarla, bire indirmek gayretidir. Bu çok yanlış bir uygulamadır. Çünkü milletler kahramanlarıyla yaşarlar. Milli Mücadelemize Atatürk ile birlikte katılan komutanlarımızın savaş hatıralarına bugüne kadar devletimiz maalesef sahip çıkmadı, çıkmıyor. Atatürk’ün nutuk isimli eseri belki 40 defa basıldı. 140 defa daha basılmalıdır. Ama aziz devletimiz, Atatürk’ün yanında yer alan ve Milli Mücadelemize büyük yardımlarda bulunan diğer komutanlarımızın eserlerine de sahip çıkmalıdır. Yani o eserleri de devlet yayınları arasına almalıdır. Galiba 2050 yılında bu yanlıştan da vazgeçeceğiz.

 

Not: Yazarın Türkiye Gazetesi'ndeki köşesinde yayımlanan,31 Ekim-1 Kasım 2009 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir



Bu yazı 703 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,192 µs