En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
18 Ekim 2009

Ergun Göze ağabeyim



Ergun Göze ağabeyim yok artık. Demek bir güzel yürek artık vurmuyor? Ve bir mübarek kalem artık yazmayacak. Artık kimse bana, onun “Yavuzcuğum!” hitabıyla seslenmeyecek.
O, benim sevgili Ergun ağabeyimdi. Elimin kalem tuttuğu yıllardan beri, imrenerek okuduğum güzel kalemlerden biriydi. Onunla aynı şehrin insanlarıydık. Aynı türküleri, aynı masalları, aynı destanları dinleyerek, aynı oyunları seyrederek, aynı oyunları oynayarak... büyümüştük. Bütün bu beraberlikler, benzerlikler içinde, bir ayrı tarafımız vardı. O, Sivas’ın eli kalemle güzelleşen, yiğit oğullarından biriydi. Kalemi, bazen bir kadife kumaşı yumuşaklığında idi, bazen de Köroğlu’nun gürzünden farksızdı. Konularının hâkimiydi. Neyin nasıl söyleneceğini çok iyi biliyordu. Sivas’ın, İstanbul basınında yazan kalemlerinin en seçkini oydu. Hepimizin “Ergun ağabeyi” idi. Yani, yaşça da, başça da bizim büyüğümüzdü.
Sivas’ın seçkin ailelerinden birine mensuptu. Ayrıca, o seçkin ailenin de en seçkin isimlerinden biriydi. Sivas’tan daha çok Türkiye’de seveni, okuyanı, alkışlayanı, dualarla okuyanı vardı.
Yüksek tahsil diplomasını, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden almıştı. Bana göre, Peyami Safa ve Necip Fazıl üniversitelerinden mezun olduğu için kalemi mübarekti. Bu bakımdan fikir çilesi çekenlerdendi. Ah o fikir çilesi! Ah o fikir çilesi! O da, Necip Fazıl gibi şöyle diyordu:
“Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş.
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki ateşte, cımbızda yokmuş.
Fikir çilesinden büyük işkence!”
Sanat ve edebiyat dünyamızda fikir çilesi çeken üç büyük kalemin dostuydu: Peyami Safa’yı, Necip Fazıl’ı ve Cemil Meriç’i çektikleri fikir çileleriyle bir araya getirerek yazmıştı. Bu bakımdan onun kalemi de, helâl süt emmiş aydınlık kalemlerden biriydi.
Yaşadığı müddetçe, kalemine hiç gölge düşürmedi. Değişik iktidarlarda, değişik gazetelerde, hep bir haysiyet örneği olarak yazıp durdu. Yazdığı gazetelerin en çok okunan kalemlerinden biri oldu.
Dünya, ne kadar garip tecellilerle dolu. Bir zamanlar, onun yazısını okumadan, başımı yastığa koymuyordum. Sonra bir gün onunla, aynı gazetenin önlü arkalı sayfalarında, birlikte yazmaya başladık. Onun güzel isminin tam arkasındaki sütunda, benim ismim ve resmim vardı. Bu bakımdan okuyuculardan biri, bir gün bana demişti ki: “Sırtını çok iyi bir dağa yaslamışsın. Sırtın artık yere gelmez!” Ah ne kadar yazık; sırtımı dayayacak dağım yıkıldı.
Şeyh Şamil’i çok seviyordu. Şeyh Şamil için bir senaryo veya bir roman yazmak istediğini bana söyleyip durmuştu. Geçen hafta Çeçenistan’a gitmiştim. Kendisine telefonla veda etmiştim. Ben Çeçenistan’da iken eşime telefon açarak beni sormuştu. Döndüğüm günün gecesinde beni tekrar aramıştı. İlk cümlesini hiç unutmayacağım: “Ah Yavuzcuğum, Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır kitabını ağlaya ağlaya okudum...” diyerek söze başlamıştı. Sonra uzun uzun Çeçenistan’ı ve Şeyh Şamil’i konuşmuştuk. O şimdi Şeyh Şamil’in yanında. Ben de burada onun yetimleri arasındayım...



Bu yazı 500 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,187 µs