En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
4 Ekim 2009

Muhteşem Osmanlı’ya kör bakanlar



117 devlet kuran bir milletiz.
32 beyliğin, 38 devletin, 17 Hanlığın, 16 İmparatorluğun, 10 Cumhuriyetin, 4 Atabeyliğin altında bizim imzamız var.
Dünyada, bizden daha çok devlet kuran, bizden daha çok devlet batıran ikinci bir millet yok. Merhum Nihal Atsız Bey, yeni devletleri, yeni imparatorlukları, bir yıkılma, yok olma değil de, hânedanların yer değiştirmesi şeklinde açıklardı. Öyle veya böyle; bütün dünya tarihinin en muhteşem bölümlerinde biz varız. Dünyanın 3 büyük imparatorluğu şunlar: Roma İmparatorluğu, İngiltere İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu. Osmanlı, 624 yıl hüküm sürdü. Ve değerli tarihçimiz Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi’nde belirttiği gibi, Devlet-i aliyye 322 yıl, dünyanın lider devleti olarak selâmlandı. 3. Murat devrinde yani 1595 yılında, Devlet-i aliyye, bugünkü Türkiye’den 25 misli daha büyük topraklar üzerinde, (23 milyon 337 bin 600 km2’lik bir vatanda) göz kamaştırıyordu, alkışlanıyordu.
Osmanlı devlet adamları ve Osmanlı tarihçileri, o devletimizden “imparatorluk” diye bahsetmediler. Devletimizin resmî ismi: Devlet-i aliyye veya Devlet-i seniyye idi. Devlet-i aliyye: Ebediyete kadar devam edecek devlet demektir. Devlet-i seniyye ise yüce devlet, büyük devlet karşılığında bir tamlama. Ama ne yazık ki, Cumhuriyet dönemimizde basılan tarîh kitaplarımız, Devlet-i aliyye veya Devlet-i seniyye yerine, “Osmanlı İmparatorluğu“ ismini kullandı. Bu sıfat yanlıştır; çünkü Osmanlı, emperyalist duygularla hareket etmedi. Osmanlının hedefi ilây-ı kelimetullah idi. Yani Osmanlı, Allah’ın kelâmını, yüceltmek, Kur’anı sevdirmek ve yaymak için seferber oldu.
Yaygınlaşan bir yanlış olduğu için, imparatorluk kelimesini ben de istemeyerek kullanıyorum. Kurulan 16 büyük Türk imparatorluğu arasında Devlet-i aliyye, birinci sırada bulunuyor. Çünkü hem en uzun ömürlü olan, hem de dünyada 322 yıl lider devlet olarak hüküm süren sadece Osmanlı devletidir.
Kurulan büyük Türk devletlerinin en kısa ömürlüsü Harzemşahlar’dır. Harzemşahlar, 1157-1231 yılları arasında 74 yıl hüküm sürdü. Anadolu Selçuklu Devleti; 231 yıl yaşayarak yerini Osmanlı devletine bıraktı.
Milletimiz ilk defa, Karahanlılar Devleti zamanında (940-1040) Müslümanlıkla bütünleşti. Dünyanın bütün İslâm devletleri arasında, İslâma en çok hizmet eden, İslâm’ın ve Türk’ün bayrağını en yücelerde dalgalandıran Devlet-i aliyye’dir.
Osmanlı’nın 624 yıllık hükümranlık devresinde, güzellikler yanında, çirkinlikler de, yanlışlıklar da filizlendi. Ama doğrusuyla yanlışıyla, güzeliyle-çirkiniyle, Osmanlı, bizim gururumuz ve şerefimizdir. Osmanlı bizim Anadolu’da, varlık sebebimizdir. Ama bu muhteşem devlete kör bakanlar da var.

Muhteşem Osmanlı dönemine düşmanlık -II-
 
Bir insan, kendi tarihine neden düşman olur? Bana göre, bunun üç önemli sebebi var: Cehaleti, gafleti ve ihaneti yüzünden düşman olabilir. Bizim insanımızın, Osmanlı tarihine düşmanlığı, umumiyetle dipsiz cehaletinden kaynaklanıyor. Şahidi olduğum pek çok örnekten birini Sivas’ta yaşadım: Bundan 6-7 yıl kadar önce memleketime gittim. Değerli valimiz, bana SİVAS 2002 isimli bir kitap hediye etti. Eserin baskısı mükemmeldi. Yapılan çalışmanın tarih bölümüne baktığımda dehşetli bir cehalet örneğiyle karşılaştım. Bazı tarih öğretmenlerimizin ve bir vali yardımcımızın gayretiyle hazırlanan, bölümde 63. sayfada, aynen şöyle deniliyordu:
“Yorgun ve fakir düşen milleti ve memleketi savaşa sokanlardan Sultan Vahdettin...”
“Ordu ve millet, padişahın ve hilafetin ihanetinden haberdar olmadığı gibi...” Vali paşamıza makamında dedim ki:
-Efendim! Görüyorum ki bu tarih bölümünü yazan tarih öğretmenlerimiz konuyu yeteri kadar inceleyememişler. Burada dehşet verici iki büyük yanlış var. Birinci yanlış şu: Bizi, Birinci Dünya Savaşına Vahdettin sokmadı. Birinci Dünya Savaşı 1914 yılında çıktı. Sultan Vahdettin ise 1918 yılında padişah oldu. 1914 yılında, padişahlık makamında Sultan Reşat oturuyordu. Milletimizi savaşa sokan Sultan Reşat da değildir. Bizi savaş cehennemine çekenler, 2. Abdülhamid Han’ı tahtından indiren darbeci subaylardır. Yani Enver Paşa ve arkadaşlarıdır. Sultan Reşat, 4 Temmuz 1918’de öldü. Vahdettin ise 31 Ağustos 1918’de padişah oldu. Ve padişahlığından tam iki ay sonra Mondros felâketiyle karşı karşıya kaldı.
Tarih öğretmenlerimiz ve bir vali yardımcımız yakın tarihimizin bu çok önemli hadisesini nasıl bilmezler? Bu, dehşet verici bir yanlıştır. İkinci yanlış ise şu: 624 yıllık Osmanlı saltanatında, padişahlık makamında bir tek, ama bir tek vatan haini oturmadı. Vahdettin de kat’iyyen vatan haini değildi son halife Abdülmecid Efendi de vatan haini değildi.
Bizim, bazı Cumhuriyet aydınlarımızın, çok yanlış bir inanışları var. Bu adamlar sanıyorlar ki: Cumhuriyet idaremizi sevdirmek için saltanat ve hilâfet makamlarını ihanetle suçlamak lâzımdır. Ve yine sanıyorlar ki, Atatürk’ün kahramanlığı vatanseverliği, Sultan Vahdettin’in korkaklığı ve vatan ihanetiyle ters orantılıdır. Bu, çok yanlış bir değerlendirmedir.
Cehaletin, gafletin, ihanetin ötesinde bir garabettir.
Herhalde bundan elli yıl kadar sonra, bizim bu okumuş-yazmış takımımız şöyle bir seviye kazanacaktır. Diyeceklerdir ki:
Cumhuriyet, ne kadar bizimse, Saltanat ve Hilafet makamları da o kadar bizimdir. Cumhuriyetimizi sevdirmek için saltanata sövmeye gerek yoktur.
Atatürk’ün kahramanlığı ve vatanseverliği şunun-bunun korkaklığından, vatan ihanetinden kaynaklanmıyor. Mesela Sultan Vahdettin’in vatanseverliği değil on, değil yüz.. bin üzerinde bin olsa bile, bu hâl, Atatürk’ün kahramanlığından, vatanseverliğinden bir zerre bile koparamaz! Çok değil, elli yıl sonra herhalde böyle düşünebileceğiz.

Not.YazarınTürkiye Gazetesi'nde yayımlanan,03 Ekim-04 Ekim 2009 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.
 



Bu yazı 820 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,007 µs