En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
28 Eylül 2009

Putperestlerin fesleri...



Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’ın haklı bir şikâyeti geçen haftaki gazetelerimizde yer aldı: Bakan Günay Avrupa’da, Türk denilince, akıllara hâlâ kırmızı bir fes geldiğini, lokum ve dansöz yanında, şalvarlı, bıyıklı, palalı... erkekler düşünüldüğünü söyledi. Yeni reklâmlarla, bu yanlışlığı gidermeye çalışacaklarını açıkladı.
Televizyon yayınlarının, dünyanın her ülkesinde, rahatlıkla seyredildiği ve her yıl, Batı dünyasından Türkiye’ye, Türkiye’den Batı âlemine milyonlarca turistin gidip geldiği şu 21. yüzyılda Avrupalıların bizi hâlâ fesli, palalı... sanmaları, onların aptallıkları ve ahmaklıklarıdır. Yalnız bazı konularda biz, Avrupalılardan önce, kendi insanımızın tamamen cehalete dayanan yanlışlarını, safsatalarını, ayıplarını düzeltmeye çalışmalıyız.
Mesela fes, bizim önemli yanlışlarımızdan biridir. Fesi hâlâ İslâmın ve Türklüğün, ayrılmaz bir parçası gibi görenler, gösterenler var. Halbuki fesin, İslâmiyetle de, Türklükle de milyarda bir bile, alâkası yoktur. Fesi, ne sevgili Peygamberimiz görerek başına koydu ne de asr-ı saadet Müslümanları. Fesi, ilk defa putperest Firigyalılar kullandılar. Yazılanlara göre Frigya kralı Midas’ın, eşek kulağına benzer kulakları varmış. Kralın yakınları, o uzun kulakları, ancak bir fes içinde saklamak yoluna gitmişler ve böylece fesi yapmışlar. Frigyalılar M.Ö. 2000-1000 yılları arasında Batı Anadolumuzda yaşayan putperestlerdi.
Fes, Frigya krallığından Roma İmparatorluğuna, oradan da Fas’a geçti. Bize de 2. Mahmud devrinde, onun fermanıyla geldi. Tarihlerimizin yazdığına göre, Serasker Hüsrev Paşa, 1832 yılında bir Akdeniz seyahatinde, bir yabancı geminin tayfaları başında kırmızı fesler gördü ve onları çok beğendi. Kanaatlerini gelip 2. Mahmud’a arz etti. Padişah da ilk imkanda, ordu mensuplarımızın fes giyinmelerine ferman buyurdu. Bu münasebetle önce Avrupa’dan 50 bin fes getirtti, sonra İstanbul’da Feshane kuruldu. Halkımız, padişahın bu iradesine şiddetle karşı koydu. Fes Batıdan alındığı için, onu başına koymak istemedi. Fes taktığı takdirde gâvur olacağını sandı ve başımızdan sarığı çekip alan, yerine acayip bir fes getiren 2. Mahmud’a, “Gâvur Padişah” diye çirkin bir isim koydu. Fes, başımıza zorla oturdu. Biz, millet olarak 1832 yılından 1925 yılına kadar başımızda fes taşıdık ve zamanla, ona çok alıştık.
Atatürk, 1925 yılında, Kastamonu’da, halkı şapka ile selâmladı ve “Milletimiz bundan böyle şapka giyecektir!..” dedi.
1832 yılında fese şiddetle karşı çıkanların, “Biz o fesi giyersek gâvur oluruz” diye baş kaldıranların torunları, bu defa fese sımsıkı sarılarak şapkaya yumruk sıktılar. Biz o şapkayı giymeyiz! Gâvur olmak istemiyoruz! diyerek öfkeyle sokaklara düştüler. İstiklâl Mahkemelerine verildiler. Şapka İnkılâbı yüzünden çeşitli şehirlerimizde düzinelerle darağaçları kuruldu. Fesi 93 yıl giyindik. Şapka 84 yıldan beri başımızda. Fes de bizim değil, şapka da... En büyük düşmanımız cehalettir.
 


Bu yazı 1,007 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,063 µs