En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
20 Eylül 2009

Felaketlerimizin tuzu-biberi



Trakya ve İstanbul, korkunç bir sel felaketiyle karşı karşıya. Resmî açıklamalara göre, bir metrekareye düşen yağmur miktarı 180 veya 285 kilo arasında değişiyor. Yer yer 5 metreye kadar yükselen sular kırk vatandaşımızı alıp götürdü. Binlerce ev, sular altında kaldı. Zararın 150 milyon doları aşacağı söyleniyor. Bu dehşetli sel felaketi karşısında kahırlanmamak mümkün değil. Şahsen ben, televizyon ekranlarına yansıyan görüntülere bakamaz oldum. Bu arada, gazetelerimizin birinci sayfalarında yer alan bazı resimler de, en az o sel felâketi kadar dehşet verici: Birkaç İstanbul gazetesi, “ölü soyucuların“ resimlerini yayınladı. Gencecik adamlar, sel sularına kapılan dükkan mallarını, çuvallara doldurarak sırtlamışlar. Sulardan çekip aldıkları malları, dükkan sahiplerine değil, kendi evlerine götürmek veya şurada-burada satmak için toplayıp götürmüşler. Gazeteler, o fırsatçıları “ölü soyucular” olarak ilan etti. Hani bazı hırsızlar vardır: Ölen bir kişinin ağzındaki altın dişleri almak için geceleyin mezar açarlar. Kelpetenlerle ölülerin altın dişlerini söküp alırlar. Bana göre, sel gibi, yangın gibi, deprem gibi bir felâketle karşı karşıya kalan kimselerin mallarını yağmalamakla, öldüğünde birkaç altın dişiyle birlikte gömülen kişilerin mezarlarını açmak arasında bir fark yoktur.
Biz, millet olarak, okuyup-yazmada, telefon, radyo, televizyon, otomobil... kullanmada, geçmiş asırlardaki soydaşlarımızdan, elbette çok çok öndeyiz. Ama ahlâk bakımından, ecdadın fersah fersah gerisinde yüzüyoruz. İşte size, tarihçilerimizden İsmail Hâmi Dânişmend’in, Garb Menbalarına göre ESKİ TÜRK SECİYE VE AHLÂKI isimli çok mühim eserinden birkaç örnek: A.dela Motraye isimli seyyah, 1727 yılında yayınlanan “Voyages en Europe Asie et Afrique“ isimli eserinin 258. sayfasında şunları yazıyor: “Hırsızlara gelince, bunlar, İstanbul’da, son derece nâdirdir. Ben Türkiye’de takriben on dört sene kaldığım halde, bu müddet zarfında hiçbir hırsızın, orada, ceza gördüğünü işitmedim. Türkiye’de yankesicinin ne olduğu malûm değildir. Onun için, ceplerin el çabukluğundan korkusu yoktur” (sayfa: 9)
Bir fransız doktoru olan A.Brayer, İstanbul’da dokuz yıl kaldıktan sonra Paris’e dönmüş, orada Neuf annÈes a Constantinoble isimli iki ciltlik bir kitap yazmış (1836). Eserinin 234. sayfasında demiş ki: “...Yankesicilik, dolandırıcılık, anahtar uydurma, kırıcılıkla çalma, pencereden girme vesair suretlerle yapılan hırsızlıklara gelince, işte o gibi vak’alar, son derece nadirdir. Türkiye’de bunlar meçhuldür. Ev kapularının şöyle böyle kapandığı ve esnafın, umumi ahlâka itimad edip, dükkânını açık bırakarak gaybubet ettiği bu muazzam payitahtda her sene, azami altı hırsızlık vak’ası olur” -Sayfa:13-
Her sene birkaç defa İstanbul’a gelen A.Ubicini, 1855 yılında yayınladığı, la Turquie Actuelle isimli kitabının 329. sayfasında şunları yazıyor: Bu muazzam payitahtta, dükkâncı, herkesçe mâlûm namaz saatlerinde, dükkânını açık bırakıp gittiği, ve geceleri evlerin kapuları alelâde bir mandalla kapatıldığı halde, senede yalnız dört hırsızlık vak’ası bile olmaz!
Eski Türk Seciye ve Ahlâkı müthiş bir kitap.. Ölü soyuculardan farksız olan o yağmacılara, ceza mahkemesi başkanı, bir de bu kitabı okuma cezası vermelidir.

 



Bu yazı 422 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,833 µs