En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
20 Temmuz 2009

Çin vahşeti



-l-
 
Geçen hafta, Çin Halk Cumhuriyeti’nde Uygurlar, büyük bir vahşet karşısında çırpınıp durdu. Resmî rakamlara göre 156 Uygur Türk’ü Çin polisinin kurşunlarıyla öldürüldü. Kurşunlar, kafalara sıkılmıştı. Bu durum, polisin yüzde yüz öldürmek kastıyla hareket ettiğini gösteriyor.
Bazı kelimeler, olayları açıklamakta ne kadar yetersiz kalıyor. Çin polisinin davranışını, vahşet kelimesiyle ifade edemeyiz. Vahşet kelimesi, meydana gelen bu dehşet üstü dehşetli, faciayı ifade edemiyor. Ah keşke lügatlarımızda, vahşet kelimesinden bin misli daha kuvvetli kelimeler bulunsaydı da o canavarca davranışı bu kelimelerle anlatabilseydik.
Yetkililer ölü sayısının 156 olduğunu söylüyorlar ama Uygurlar, kaybımızın binden fazla olduğunu iddia ediyorlar. Çin halkının nüfusu bir buçuk milyara yakındır. Kesin rakamı kendileri de bilmiyorlar. Ben resmî bir vazifeyle, 2000 yılında üç kişilik bir heyetle Çin’e gittim. Görüşmelerde, bazı yetkililer Çin nüfusunun bir milyar iki yüz milyon olduğunu söylüyorlardı. Bir başka toplantıda, başka kişiler: “Nüfusumuz bir milyar iki yüz elli milyondur!“ diyorlardı. Araya girip soruyordum:
- Bir milyar iki yüz elli milyon mu; bir milyar iki yüz milyon mu?
Sağ ellerini, yüzlerinin hizasına kadar kaldırıp, sinek kovalar gibi sallıyorlar, gülümseyerek cevap veriyorlardı:
- Mühim değil, mühim değil! Elli milyon nedir ki!
- Nasıl mühim değil? Mesela bizim nüfusumuz elli milyon civarında, Nüfusu 10 milyon bile olmayan Avrupa devletleri var.
- Mühim değil, mühim değil! 10 milyon nüfus nedir ki?
Görüşmelerimiz Çin ve Türk mutfakları üzerine idi. Çin yetkilileri, çok kesin cümlelerle:
- Biz, karada yürüyen, havada uçan, denizde yüzen her canlıyı yeriz.
- Hamam böceği, solucan, sülük, kurbağa yılan da bu listeye dahil mi?,
- Elbette! Elbette! Elbette!
Nitekim ben, sokaklarda, ayaklarından ince bir iple birbirlerine bağlanmış canlı kurbağaların kilo ile satıldıklarını gördüm.
2000 yılında, Pekin Büyükelçimiz Bilâl Şimşir idi. Kendisine gittiğimizde bana dedi ki:
- “Listede isminizi görür görmez anladım ki siz Doğu Türkistan’ı da görmek isteyeceksiniz. Türkistan Türkistan isimli kitabınızı okuduğum için böyle düşündüm. Çinli yetkililere dedim ki: Bizim heyetimiz Kaşgar’ı, Turfan’ı, Urumçi’yi de görmek istiyor. Hayır! Olmaz! dediler. Tam 15 gün direndim. Onlar da ısrar ettiler. Çinliler, Doğu Türkistan konusunda çok dikkatlidirler. Görüşmelerin kopmaması için, teklifimden vazgeçmek zorunda kaldım!”
Gerçekten ben, Doğu Türkistan’ı görmek ve yazmak için o üç kişilik heyette vardım. Çin idarecilerinin bağnazlığı yüzünden Doğu Türkistan’a gidemedim. Halk cumhuriyetlerinde durum böyledir. Siz, istediğiniz yere gidemezsiniz. İdareciler nereyi istiyorlarsa ancak oraları görebilirsiniz.

-II-
 
Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye’den 12 defa daha büyük topraklar üzerinde (9 milyon 736 000 km2) Çin nüfusu ise bir buçuk milyara çok yakın. Bu nüfusun % 92’si Çinli. % 8’i ise 55 ayrı devlete mensup.
Çin’in hakimiyeti altında bulunan Doğu Türkistan’da bizim soydaşlarımız yaşıyor. Çin devleti, onların 8 milyon olduğunu söylüyor. Doğu Türkistan’dan kaçarak Türkiye’ye sığınan Kazaklar, Uygurlar ise, orada 30 milyon soydaşımızın yaşadığını iddia ediyorlar. Değerli dostlarımdan Hızırbek Gayretullah’ın Toker Yayınları arasında çıkan Uzaklara Balam isimli kitabında da, Doğu Türkistan Türklerinin 30 milyon olduğu yazılı. Kesin rakamları bilmiyoruz. Dünkü yazımda belirtmiştim, Çinliler bile kendi nüfusları hakkında doğru bilgilere sahip değiller. Çin’de bazı yetkililer, 2000 yılında 1 milyar 200 milyon olduklarını söylerken, başka kişiler de 1 milyar 250 milyon olduklarını iddia ediyorlardı. Aradaki farkı, “Önemli değil” diyerek geçiştiriyorlardı. Öyle veya böyle, Çin, Türkiye’den 12 misli daha büyük bir toprak. Ve o topraklarda bizim nüfusumuzdan 20 misli daha kalabalık bir halk yaşıyor. Çin toprakları, Çin halkına kâfi gelmiyor. Gözlerimle görmesem inanamazdım. Çin’de, evler 14 m2. Cepheler 2 metre, derinlik 7 m. Bu 14 m2’lik evlerde anne-baba ve bir çocuk yaşıyor. Acaba nasıl yaşıyorlar? Çok istememe rağmen bana bir Çin evinin içini göstermediler. Bırakın bir ev içini, Pekin’de yaşayan Müslüman Çinliler de var. Komünist idareden önce Özbeklerle birlikte Pekin Müslümanları, kendileri için bir cami yapmışlar. O camide, bir vakit namazı kılmak istediğimi rehberimize söyledim.
-”Yetkililerden izin almadan olmaz!” dedi. İtiraz ettim:
-Cami Allah’ın evidir ve herkese açık olmalıdır. Yetkililer, benim camiye gitmeme ne karışıyorlar? dedim.
-”Yetkililerden izin almadan olmaz” diye diretti.
-O halde benim için izin alınız! dedim. Yetkililer, tam bir hafta sonra benim Pekin Camii’ne gidebileceğime karar verdiler. Çin böyle bir ülke.
Çin’de her aile, ancak bir çocuk sahibi olabiliyor. İkinci çocuk kesinlikle yasak. Rehberimizin açıklamasına göre, ikinci çocuk sahibi olanlar, para cezasına çarptırılıyor. Bu miktarın ne kadar olduğunu merak ettim. Aldığım cevap aynen şöyle oldu:
-”Annenin ve babanın, bir ömür boyunca kazanacakları maaşların toplamından daha fazla bir para cezası.”
Bu neden böyle? Çünkü Çin devleti nüfusuna iş bulmakta ve halkın karnını doyurmakta çok büyük zorluk çekiyor. Halkın hamam böceği, sülük, solucan yemesi sebepsiz değil.
Doğu Türkistan, Türkiye’den 2.5 defa daha büyük bir vatan. Çin, Doğu Türkistan’dan acaba vazgeçer mi? Bırakın Doğu Türkistan’ı Çin bir karış toprağından bile vazgeçmez. Ölülerini yakması, sadece dinî inançlarından değil, topraksızlıktandır da.
Çin ile savaşmayı hiçbir devlet göze alamaz. Birinci Dünya Harbinde, savaşan bütün orduların toplam kaybı 9 milyon kişiydi. Çin, bir savaşta, 39 milyon askerini de hatta 49 milyon askerini de seve seve gözden çıkarır. Biz, bu çin vahşetini meydanlarda Çin mallarını yakarak önleyemeyiz. Peki ne yapmalıyız?
 
-3-
 
Doğu Türkistan’da, Çin polisinin misilsiz vahşeti karşısında, kahrolmamak mümkün değil.
Kurban Bayramlarımızda, kurbanlık hayvanlarımızı sokaklarda, çocuklarımızın gözleri önünde kesmemize tahammül edemeyen Batı Dünyası, bütün insanlık âlemi önünde Uygur Türklerinin alınlarından vurularak öldürülmelerine sessiz-sedasız kalıyor. Bunun çok mühim iki sebebi var: Uygurlar Türktürler, üstelik Müslümandırlar.
Batı Dünyasının, Malazgirt zaferimizden sonra, üzerimizde uyguladıkları Şark Meselesi’ni bilmeyenler, bu cümlelerime dudak bükeceklerdir; büksünler bakalım.
Ben de üzülerek ve şaşırarak görüyorum ki, İsrail’in, Gazze şehrini bombalaması üzerine, halkımızın gösterdiği büyük infial, öfke, galeyan... Doğu Türkistan faciasında görülmedi. Neden? Gazze’de öldürülenler insandır da, Müslümandır da, Doğu Türkistan’da katledilenler serçe midirler? Kırlangıç mıdırlar? Kumru mudurlar?
Şimdi bir kere daha anlaşılmıştır ki, benzer hadiselerden sonra, sokaklara dökülerek kahrolsun veya yaşasın! feryatlarıyla şuraya buraya siyah çelenkler koymak, derdimize derman olmuyor.
Bizim için yapılacak en önemli iş, sadece Türkiye’yi değil, bütün Türk dünyasını bir tarih şuuru içinde yetiştirebilmek, birleştirebilmek ve medenî ölçüler içinde, sesimizi bütün insanlık âlemine duyurabilmektir.
ABD Başkanlarından J. Kennedy’nin 1961 yılında, bir nutkunu hatırlıyorum. Demişti ki: “Dünyanın neresinde olursa olsun, bir Amerikan vatandaşına yapılan bir haksızlığı, bütün Amerikan milletine karşı yapılmış gibi kabul ederim!”
Ben, oldum olası bu Amerikan siyasetçilerini sevemedim ama J. Kennedy’yi, bu cümlesiyle çok takdir ettim. “Ciddi bir devlet adamı böyle olur” diye düşündüm.
Şimdi diyeceksiniz ki, vatandaş başka, soydaş başkadır. Hayır! Hayır! Hayır! Biz, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında, Millî Mücadele bayrağımızı açtığımızda, vatandaşlarımız yanında, soydaşlarımızdan da büyük yardımlar görmedik mi? Azerbaycan Türkleri, bize elli kilo altın göndermediler mi? Türkistan Türkleri, Buhara Emiri Osman Koca’nın büyük gayretiyle, bize kollarındaki altın bilezikleri, sandıklarındaki altın liraları yollamadılar mı?
Bugünkü İş Bankası, Pakistan Müslümanlarının yardımlarından ayrılan paraların bir kısmıyla kurulmadı mı? Bunları nasıl unutabiliriz? Kim diyor vatandaş başka, soydaş başkadır diye? Doğru! Bir takım gâfil idareciler, bir zamanlar, Türkiye’de dış Türklerle ilgilenmeyi yasaklamışlardı. Hatta bunu suç saymışlardı. Ama bugün anlaşılmıştır ki, Türkiye dışındaki Türk Cumhuriyetleriyle, Türk topluluklarıyla ilgilenmemek gaflettir, dalalettir, ihanettir!
Hiç kimse, kendi milliyetini tesbit hakkına sahib değil ve Yunus Emre’nin belirttiği gibi, elbette biz, “Yaradılanı, Yaradandan ötürü hoş görmek“ mecburiyetindeyiz. Ama kesinlikle bilmeliyiz ki, hangi ırktan geliyorlarsa gelsinler, bugün Türkiye’de yaşayan herkesin namusu, şerefi, hürriyeti.. Türk devletinin ve Türk ordusunun ayakta kalmasına bağlı. Pekin ve Moskova, bunun için Türk kelimesinden çok, ama çok korkuyor. Çin, bu korkudan ötürü, Doğu Türkistan‘a Sinkiyang diyor. Moskova Türk kelimesinden çok korktuğu için Batı Türkistan‘ı beşe böldü ve her Türk topluluğunun alfabesini bile farklı düzenleyerek onları birbirinden koparmaya çalıştı.
Bugün Türkiyede de Türk kelimesinden korkanlar var. Veyl onlara!

Not: Yazarın Türkiye Gazetesi'nde,12-13-19 Temmuz 2009 tarihlerinde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.

 

 



Bu yazı 904 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11,519 µs