En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
12 Mayıs 2009

Kobra zehirinden tehlikeli cehalet



Mardin’in Bilge köyünde, 44 kişi alçakça katledildi. Bu korkunç katliâmı dehşetle, vahşetle, gafletle ifade edemeyiz. Gafletin, dehşetin, vahşetin bin mislini, yüz bin mislini ifade eden yeni kelimeler bulmalı, bu katliâmı o kelimelerle lânetlemeliyiz.
İnsafın, iz’anın, vicdanın zerresine sahip olan herkes, göğsüne kırk tokmak yemiş gibi oldu. Birtakım kişilerin ve çevrelerin bu katliâmı izah edişleri de en az 44 insanın katledilmesi kadar dehşet verici. Güya: “Bu hadise, koruculuk sisteminden kaynaklanıyormuş.” Halbuki, o kanlı tuzaktan yaralanarak kurtulanların açık-seçik ifadeleri var. Adamlar diyorlar ki: “Öldürenlerle arkadaşız. Birlikte koruculuk nöbetine gidiyor, birlikte çay içiyor, okey oynuyorduk. Aramızda kavga yoktu.”
Bazı kimseler de, töreden bahsediyorlar. “Yörede kadına büyük saygı varmış da, birbirlerine kurşun yağdıran kişilerin arasına bir kadın girerek başındaki yazmayı açarmış da, o yazmayı yere serermiş de, çarpışan kimseler silahlarını bırakırlarmış. Töreye bakın siz!
Namaza duranları öldürürken töre yok, akıl yok, iman yok, vicdan yok; gelinlik kızları, hamile kadınları, körpe çocukları, canavarca kurşunladıkları zaman töre yok; ama bir kadın başındaki yazmayı çıkarıp salladığında veya yere serdiğinde töre var ha? Yere batsın böyle bir töre. Böyle töre sahiplerinin yüreklerini, beyinlerini, törelerini, azgın aygırlar tepelesin. Allahın yasaklarına baş kaldıran törelere milyon kere lânet olsun.
Bilge köyünde karşımıza çıkan, insanımızın dehşetli cehaletidir. Mehmet Akif Bey, cehaletten hep “hakiki hasım” olarak bahsediyordu:
“Ey hasm-ı hakiki, seni öldürmeli evvel,
Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el.”
Töre cinayetleri, katran karası bir cehaletin veled-i zinası gibi.
İlim adamlarının çok doğru bir tespitleri var. Diyorlar ki: “Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısıyla orantılıdır. Bir insan ne kadar çok kelime bilirse aklını o nisbette doğru kullanır. Önüne konulan kitabı okur ve anlar. Kendisine anlatılanları kavrar ve düşündüklerini rahatlıkla ifade eder. Kelime dünyası zayıf olanlar ise, önlerindeki kitabı okuyup anlayamazlar. Anlatılanları kavrayamazlar, kendilerini rahatlıkla ifade edemezler ve akıllarını istenilen ölçüler içinde kullanamazlar.” Akıllarını kullanamayanlar umumiyetle, hayvanlar gibi içgüdüleriyle hareket edenler.
Ah keşke mümkün olsaydı da; ilim adamlarımız, ruh doktorlarımız, sosyologlarımız, gözlerini kırpmadan 44 kişiyi katleden o canavar ruhlu insanları karşılarına alıp konuşsalardı. Kâtillerin kaç kelimelik Kürtçe ile düşünüp konuştuklarını tespit edebilselerdi. Bir kere daha anlaşıldı ki, milletimizin hakiki hasmı cehalettir. Ve cehalet, bir kobra yılanının zehirinden çok daha tehlikelidir.

Öyle şeyhin böyle olur müridleri 
 
Mardin’in Bilge köyündeki dehşetli katliamdan sonra sanıkların ifadeleri, gazeteleri de kirletmeye başladı. Köyde şeyh olarak bilinen bir zırcahil adamın, müridlerine verdiği emir belli: “Gidip basacaksınız düğün evini. Adamların hepsini öldüreceksiniz! Tavuklarını bile yaşatmayacaksınız!”
Şeyhlerinden bu emri alan canavar ruhlu adamlar, düğün evine sokulup, yatsı namazından çıkmak üzere olan yakınlarını, akrabalarını, arkadaşlarını, Türk asıllı köy imamıyla birlikte kurşuna dizdiler.
Sanıkların, daha doğrusu kâtillerin ifadeleri, bölgenin korkunç cehaletini göstermesi bakımından çok, ama çok önemli. Önce o şeyh bozuntusu konuşuyor:
-”Ben yatsı namazını evimde kılarken dışarından kurşun seslerini duydum.” Sonra o şeyh bozuntusunun adamları karanlık ağızlarını açıyorlar:
-”Yatsı namazını evimde kıldım. Kurşun seslerini duyunca dışarı çıktım...”
Düşünebiliyor musunuz; namaz ve cinâyet! Namaz ve yalan! Namaz ve cehalet! Namaz ve canavarca bir ruh!
Bunlar, birbirlerine Cennet ve Cehennem kadar zıd mefhumlar.
İslâma göre en büyük günahların başında; Allaha ortak koşmak, sonra da adam öldürmek geliyor. Kur’anda, Maide sûresinin 32. ayetinde: Bir adam öldüren, bütün insanları öldürmüşçesine, lânetlenmiştir.
Mâsum insanların öldürülmesine emir veren bir kimse, bırakın şeyh olmayı, nasıl Müslüman olabilir?
Böyle köksüz, ruhsuz, seviyesiz, ahlâksız; bir emirle, hem dünyalarını hem de ahiretlerini cehennem ateşiyle kavuran kimselere kim insan nazarıyla bakabilir?
Bilge köyünün Türk asıllı gencecik imamı Kâzım Ozan, köye, köylüye, çocuklara faydalı olmak için Kürtçe öğrenmiş. Köy çocuklarına ders vermiş. Kadınların ve erkeklerin güvenini kazanmış. Ona demişler ki:
-”Biz kızlarımızı, sakalları göbeklerine kadar uzayan hocalara emanet etmedik. Ama sana rahatlıkla gönderiyoruz. Çünkü sana çok güveniyoruz!”
Bilge köyünün canavar ruhlu kâtilleri, yatsı namazından daha çıkmayan o pırıl pırıl genç imama da tam yedi kurşun sıkmışlar. Sonra da zerre kadar utanmadan sıkılmadan ifadelerini: “Ben yatsı namazını evimde kıldım...” diyerek vermeye başlamışlar. Herkesin bir daha düşünmesi lâzım: Câhil bir şeyh bozuntusunun emriyle, Bilge köyünde 44 kişi, alçakça katledildi. O zırcahil şeyh bozuntusundan farksız olan birtakım kişilerden emir alan PKK militanları da, 30.000 insanımızı öldürmediler mi? öldürmüyorlar mı?
PKK vahşeti ve ihaneti, Bilge köyü vahşetinden ve ihanetinden bin misli daha büyük bir vahşet ve ihanet örneğidir.

Not.: Yazarın,Türkiye Gazetes'inde 2 ayrı günde neşredilen (10 Mayıs-11 Mayıs 2009) tarihli yazıları  burada birleştirilmiştir.


 



Bu yazı 594 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,147 µs