En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
4 Mayıs 2009

Nihal Atsız’ı nasıl bilirsiniz?



Mehmet Şahin Arslan isimli okuyucum bana soruyor: “Nihal Atsız hakkındaki yorumlarınızı çok merak ediyorum. Sizin yapacağınız açıklamalarla Atsız üzerindeki düşüncelerimi kesinleştireceğim. Beni aydınlatır mısınız?” diyor.
Atsız’ı ilk önce, 1950 yılında, ORKUN dergisindeki yazılarıyla okumaya ve tanımaya başladım. Sivas’ta ortaokulun son sınıfındaydım. Fikri yapımın teşekkülünde, onun da çok büyük bir payı var.
1955 yılında, üniversite tahsili için Ankara’ya gidince, Türk Ocakları Genel Merkezi’nde, Atsız’ın çok yakın arkadaşlarını da tanıma fırsatı buldum. Hepsi de çok vatansever, çok dürüst, çok idealist kişilerdi. Atsız’ın kardeşi Nejdet Sançar Bey, benim en aziz ağabeylerimden biriydi. O kadar ki, beni, o ve değerli eşi Reşide ablamız evlendirdiler. Kayınpederim İ.H. Yılanlıoğlu’yla, babamdan ve annemden önce onlar konuştular; söz aldılar.
Atsız’la ilk defa, Nejdet Sançar’ların evinde tanışma bahtiyarlığını yaşadım. Bir ara Ankara’da çıkan ORKUN dergisinin yazı işleri müdürlüğünü ben de yaptım.
1975 yılında vefat ettiğinde Ankara’daydım. Kalkıp İstanbul’a gittim. Cenaze namazı, Kadıköy’de Osman Ağa Camii’nde kılındı. Yanımda, Atsız kadar sevdiğim Feti Gemuhluoğlu ağabeyim vardı. İmam efendinin “Merhumu nasıl bilirsiniz?” sorusuna yüksek sesle Feti Ağabey cevap verdi: “Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, hoca efendi!”
Feti Gemuhluoğlu mü’min, muttaki, musalli derviş gönüllü ağabeylerimizdendir. Atsız’ı çok iyi tanıyanlardandır. Karacaahmet Mezarlığına kadar yanımda ve kolumdaydı. Atsız’ı yol boyunca o anlattı; ben ağladım. Aradan 34 yıl geçti. Dün olduğu gibi bugün de Atsız’ı okumak, Atsız’ı sevmek, kırk ayrı noktadan, kırk ayrı sebeple hücumlara hedef olmaya yol açar. Bunlar benim umurumda değildir. İsterse bana kırk bin noktadan çemkirenler, homurdananlar, sövüp-sayanlar olsun. Ben dün olduğu gibi bugün de kanaatlerimi olduğu gibi yazıp konuşacağım: Nihal Atsız, aziz milletimizin yetiştirdiği büyük dâvâ adamlarından biridir. Gerçek anlamda bir er kişidir. Bir karakter abidesidir. Tarihimizin, dilimizin, edebiyatımızın yürekli kalemlerindendir. Yeri kolay kolay doldurulamayacak müstesna ilim adamlarımızdandır. Ve tabii, ayet-i kerimede de belirtildiği gibi “Emrolunduğu gibi dosdoğru olan” dosdoğru konuşan, dosdoğru yazan bir mütefekkirimizdir.
Benim, Atsız üzerine düşüncelerim böyle. Ama biliyorum ki, Türkiye’de Atsız’a kanlı-bıçaklı düşman olanlar da var. Sebeplerini yarınki yazımda açıklayacağım.
Necip Fazıl Kısakürek demişti ki:
“Ey düşmanım sen benim ifademsin, hızımsın
Gündüze gece lâzım, bana da sen lâzımsın!..”

Nihal Atsız’ın düşmanları 
 
Nihal Atsız, ciddi bir düşman topluluğu karşısında yaşadı. Necip Fazıl Kısakürek de, Mehmet Akif Ersoy da öyle yaşadılar. Şimdi tabii olarak soracaksınız: Bu düşmanlıklarda suçlular kimlerdi? Mesela CHP, Atsız’ın amansız düşmanlarındandı. Çünkü CHP kodamanları, 1950 yılına kadar şöyle bir safsata içindeydiler:
“Kim ki CHP’lidir, vatanseverdir. Kim ki CHP’li değildir, vatan hainidir.“
Atsız, ömrünün hiçbir devresinde CHP’li olmadı. CHP iktidarı da bir kulpunu bularak, 1944 yılında Atsız’ı, A.Türkeş’i, Prof. Zeki Velidi Togan’ı, vatan şairimiz Orhan Şaik Gökyay’ı ve arkadaşlarını vatan haini suçlamalarıyla zindanlara, tabutluklara tıktı. Atsız ve arkadaşları beraat ettiler fakat CHP bu defa Atsız’ı talebelerinden koparmak yoluna gitti.
CHP 1950 seçimlerinde müthiş bir hezimete uğrayınca, o eski safsatasını yeni bir safsatanın altına çekti: “Kim ki CHP’lidir Atatürkçüdür. CHP’li olmayanlar Atatürk düşmanıdırlar!“
Atsız, ömrünün hiçbir döneminde Atatürkçü de olmadı. O, kişilerin değil, büyük ideallerin, ilmi düşüncelerin arkasındaydı. O kadar ki Atatürk devrinde yapılan Türk Tarihi Kongrelerinin, yazılan tarih kitaplarının yanlışlarını cesaretle tenkit edenlerden biriydi.
Atsız, komünizmin tam bir Rus emperyalizmi olduğuna inanıyordu. Türkiyeli komünistleri uşaklıkla, satılmışlıkla, ahmaklıkla, hainlikle suçluyordu. Şu cümleleri Atsız’ın makalelerinden aynen alıyorum:
“Komünizm, ruh ve seciye bakımından soysuzlaşmış binlerce casusu bulunan bir Moskof emperyalizmidir.“
“Komünizm, insanları ruh yapısı bakımından hayvanlaştıracaktır.“
“Sosyalistler, taassupla çatışıyormuş gibi gözükerek din ve aile düşüncesini yıkmaya uğraşırlar.“
“Hayâsızlık o dereceye vardı ki, bir numaralı vatan haini olan İslav tohumu Nâzım Hikmet Verzanski, büyük vatan şairi olarak ilân edildi.“
“Mazisini hor gören bir millet, ancak şerefsiz insanlardan mürekkep bir topluluk olabilir.“
Atsız düşmanlığının diğer sebeplerini yazmaya yerim müsait değil. Şimdi siz, Atsız’a ait bu cümlelerden birisiyle konuşun ve yazın bakalım. Ben Nazım Hikmet’in kötü bir insan, kötü bir vatandaş, kötü bir koca, kötü bir baba olduğunu, Nazım’ın en yakın komünist arkadaşlarının kitaplarına dayanarak yazmıştım. Hürriyetin İmam Hatip kaynaklı Ahmet Hakan isimli yazarı en ahlâksız, en seviyesiz bir üslupla böğürüp durmuştu. Bir de Atsız’ı düşünün. Atsız gibi düşünmek, yazmak kolay değildir. Türklüğe, Türkçe’ye, Türkiye’ye, Türk kültürüne düşman olanlar da Atsız’a kanlı bıçaklı düşman oldular.

Not.: Yazarın,Türkiye Gazetes'inde 2 ayrı günde neşredilen (03 Mayıs-04 Mayıs 2009) tarihli yazıları  burada birleştirilmiştir.


 



Bu yazı 4,046 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,881 µs