En Sıcak Konular

Memduh Atalay

Kıvılcım
Memduh Atalay
1 Ocak 1990

Hazreti Ali Atatürk Olarak Dönmüş(!)



Alt Kültürün Tevil Götürmez Zırvaları!

Beşerin türlü dalaleti var/putunu kendi yapar kendi tapar, diyen şaire ne kadar gıpta etsek azdır! İşte yeni bir dalalet örneği ile karşı karşıyayız. Başlıktaki tüyler ürpertici anlayışın üzerinde durmak gerekiyor. Bu anlayış felsefi, insani, akli hiçbir gerekçeyle izah edilmeyecek alt kültürün bakışıdır ve bu bakış Türkiye’de laik faşizanların dayandığı toplumsal zemini göstermektedir.
İbni Haldun’dan bu güne bilinen bir gerçek şudur: İslamın medeni vasfı ehlisünnet anlayışını doğurmuş, bedevi vasfı ise Şii anlayışı doğurmuştur.
Türkiye’deki Alevi anlayış elbette Şii anlayış kadar kitabi ve felsefi derinlik taşımıyor ama çerçeve olarak Ömer bugzunun Ali sevgisi olarak anlaşıldığı Şii anlayışın da ehlisünnet karşısında inkâr edilemez bir bedevilikle malul olduğunu söyleyebiliriz. Bedevi anlayış Baba İshak’ın öncülük ettiği isyandan bu yana hakikati olmayan hurafelerle beslenerek günümüze kadar gelmiştir. Kitabi olmayan her anlayış hurafelere zemin hazırlayan bir anlayıştır. İnsanın yaratılışında olan kutsala bağlanma ihtiyacı eğer akli ve felsefi bir zeminden mahrumsa aklı zorlayan noktalara varabiliyor.

Alevilik İslam Dışı Tesire Açık

Hıristiyanlığın çarpıtılmış “Mesih” anlayışı ile Şia’nın döneceği beklenen imam anlayışına her iki kültürün etkisine oldukça açık olan ehlibeytsiz alevi anlayışı son noktayı koymuş oldu böylece.
Atatürk olarak dönen bir Hazreti Ali kendi kaynağından uzaklaşmış Aleviliğin ne durumda olduğunu gösteriyor. Cem evi, diyanetten kadro gibi siyasi ve lüzumsuz tartışmalar yerine Aleviliğin inanç zeminini, mantıklı ve kendileriyle hesaplaşarak, kaynaklarını sahih İslam anlayışı çerçevesinde belirleyerek hurafelerden arındırılacağı bir alana taşımak gerekmektedir.”Alisiz Alevilikten” sonra Atatürklü Alevilik tevil götürmeyen bir zırva olsa da beslendiği zemin ciddiye alınmalı! Bu zemini sağlıklı ve mantıklıklı bir yapıya kavuşturacak olan İslam anlayışının sahihliğini, insanı kuşatan yanını yirmi dört saatinde yaşayabilen marka Müslümanlığından kurtulmuş, beşeri sapmaların kökenine inebilecek sabrı ve çabayı gösteren, esenlik vadeden gönül erleri olacaktır ki onların parolası şudur: başkalarının cenneti için bin cehenneme toslasam ne gam!

Kekeme Diyanet Niçin Susar?

İş bu noktada devreye diyanetin girmesi ve Hazreti Ali Efendimize yapılan bu iftiraya, itikat bozukluğuna cevap vermesi gerekmez mi?  Diyanetin –var mı bilmem- tebliğ alanına Aleviler girmiyor mu? “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” emrini diyanet nasıl anlıyor acaba? Bilenin aynı zamanda bildiğince sorumlu olduğunu ve haksızlık karşısında susulmayacağını büyük hocalara biz mi söyleyelim? Çevre, eğitim öğretim haftası, sevgililer günü, anneler babalar günü gibi her lüzumsuz şeyde hutbe hazırlayan diyanet bu anlayış bozukluğu karşısında susuyor. Cevabı mı yok cesareti mi yok diye düşününce risk taşıyan alanlardan kaçtığını kendine biçilen namaz kıldırma memurluğuna razı olduğunu görmekteyim. Tersi bir durum olsaydı mesela İzzettin Doğan susar mıydı? Peki, insanımızın bu tarz sapık düşüncelere yönelmesinin önünü kim alacak? Diyanet Alevilikle ilgili bir açılıma öncülük edemez mi?

Kemalist Jakobenler Dini Altyapıyı Kullana gelmişlerdir!

Durdu Mehmet Doğan Kemalist zihniyetin Muhammedi şemaya uygun bir Atatürk portresi çizildiğini yazmış ve şu çarpıcı benzerliklerin altını çizmişti: peygamberimiz Medine’ye, Atatürk Samsun’a “hicret” etti. Peygamberimizin “ey insanlar “diye başlayan veda hutbesi, Atatürk’ün “ey Türk gençliği”diye başlayan hitabesi, peygamberimizin hayatın her alanına dair bir uygulaması, Atatürk’ün hayatın her alanına dair sözleri; Peygamberimizin bayramları, Atatürk’ün bayramları (30 Ağustos/29 Ekim),peygamberimizin mezarı ziyaret edilir, Atatürk’ün kabri (1) bunları sıralayan D.Mehmet doğan şu sonuca ulaşıyordu: Kemalistler Muhammedi şemayı kullanarak bir Atatürk portresi oluşturmuşlardır! Öyle veya böyle her cumhuriyet çocuğunun zihninde böyle bir inanç kültü yatmakta olduğunu anlamaktayız. Bu sebeple kendi şahsiyetinden yalıtılmış, kutsala büründürülmüş bir Atatürk anlayışı hâkim kılınmıştır. Temel kaynaklara uzak, dış tesirlere oldukça açık olan Alevilik bu tesiri Hazreti Ali ile devam eden Atatürk anlayışına ulaşmıştır. Kemalist jakobenler aynı tuzağı bize şimdilerde tersinden kuruyorlar. Amelsiz, ibadetsiz
İnançlarındaki bağnazlığın, kurnazlığın üstünü “irtica” tartışmalarıyla örtüyorlar. Benim çocuğum, eşim, kardeşim için kurguladığım, özlediğim dünyayı itham edip kendi ilkel ve hurafe dolu dünyalarını çağdaşlık olarak sunuyorlar!

Cumhuriyet Kimsesizlerin Kimsesidir!

Ben Atatürk’e atfedilen sözler içerisinde kesinkes Atatürk’e ait olan sözün “cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” sözü olduğuna inananlardanım. Cumhuriyetin seyri, hedeflediği insan tipi bu sözün etrafında şekillenmiştir. Kürt, Alevi, Çerkez, olarak adlandırılan ve kendi kaynaklarından hür bir şekilde beslenen içtimai yapı cumhuriyetle birlikte zoraki bir Türklüğe indirgenince hem toplumsal çatışma ortaya çıktı hem de kendilerini kimsesiz sayan guruplar, varlıklarının teminatı olarak cumhuriyetin oluşturduğu toplumsal yapının huzurunu bozan faşizan laik anlayışı
buldular. Hayatın mecbur kaldığı İslami açılımlara bile hiç anlamadan, dinlemeden karşı çıkan “kahrolsun şeriat” çığlıklarını can havliyle söyleyen bu insanlar aslında varlıklarını onunla kaim bildikleri “kimselerini” yani hamilerini koruma refleksini yaşıyorlar. İrtica tartışması, mürteci yaftaları oluşturacak bir tartışma açmak derdinde değilim. Toplumsal barışın, kardeşliğin adam gibi yaşandığı bir vasata ulaşmak için önümüzdeki engelin nasıl bir zihni duruş sergilediğini ve bunun nerelerden beslendiğini anlamak çabasındayım!
Demek ki Türkiye’de Atatürk’ü İmam Ali efendimiz olarak dini hüviyetle anlayan bir zümre var. Atatürk’ü bir tarihi kişilik olarak değil bir dini kişilik olarak algılamak felsefi, kitabi anlayıştan uzaklaşmanın nelere yol açabileceğinin bir göstergesi. Allah’ın ve Peygamberin bile tartışıldığı bir devirde tarihçilerin kendi metodolojisine göre bile tartışmasına izin verilmeyen tarih dışına itilmiş bir Atatürk’le karşı karşıyayız. Çağdaş bir kutsal oluşturulmuş! Hangi iyi niyet ve anlama çabası ile Müslüman kimliğiyle Atatürk’e dair bir görüş sarf etsek karşımızda bu totemist zümreyi bulacağız. Kendilerini sol ideolojilerin ve faşizan laiklerin zemini olarak tutan Aleviler, Ehlibeyt’in İslami anlayışı yerine bu tür hurafelerle beslenirse millet olarak çok sıkıntı yaşayacağız demektir.

 
1)D.Mehmet Doğan,Kemalizm



Bu yazı 819 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Aralık 2014 Öğretmenin Eğitime Katkısı
    • 1 Mayıs 2010 Türkülerimiz ve Acılarımız Bağlamında Biz
    • 4 Nisan 2010 Üşüyen Değil Davası Olan MUHSİN BAŞKAN
    • 26 Mart 2010 İlahiyatçı Bilgeliğin Dayanılmaz Hafifliği: BAYRAKTAR BAYRAKLI Örneği
    • 15 Aralık 2008 O Ayakkabılardan Öpüyorum Kardeşim
    • 22 Eylül 2008 Ulusalcı Paranoya ya da Vatan Satma Töhmeti
    • 15 Eylül 2008 Hazreti Ali Atatürk Olarak Dönmüş(!)
    • 8 Eylül 2008 Oruç Bizi Nasıl Tutar?
    • 4 Eylül 2008 Yeni Müsteşriklerimiz:Ateist Bilgelerimiz
    • 27 Ağustos 2008 Farklılık mı Aykırılık mı?
    • 26 Haziran 2008 Avrupalı Turistler Niçin “Kırolarla” Evleniyor?
    • 15 Haziran 2008 Bir Zulüm Tapınağı: Banka
    • 5 Haziran 2008 Başörtülü Kızlar Bağlamında Aşk ve Evlilik
    • 25 Mayıs 2008 Eğri Duruşun Doğrucu Davutları: Yaşar Nuri ve Ahmet Hakan
    • 14 Mayıs 2008 SÜKÛTUN SESİ YA DA ÂKİF’İN RESMİ
    • 11 Mayıs 2008 Çağdaşlığın Dayanılmaz Örtüsü
    • 4 Mayıs 2008 Zamane Hokkabazı
    • 27 Nisan 2008 İsmet İnönü’nün Pul Davası Bağlamında Siyasi Kekemelik
    • 24 Nisan 2008 Ukayl bin Ebu Talip Resminden Bugüne Bakış
    • 19 Nisan 2008 23 Nisan Çocuk Bayramı İçin Laik Faşizan Çocuk Aranıyor!

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,800 µs