En Sıcak Konular

Kamil Büyüker

Mazi ve Ati
Kamil Büyüker
1 Ocak 1990

Geçmiş Ramazanlar olur ki…



Ömür mevsimimizden yapraklar birer birer dökülüyor.. Her geçen gün eskiyi biraz daha arıyoruz. Ramazanlarda da eskiye olan özlem hiç bitmiyor. Eski Ramazanlar deyince herkesin muhakkak  anlatacak bir şeyleri oluyor. Hiç kuşkusuz Eski Ramazanları da bizlere suskun bir şekilde sayfalar arasında bekleşen hatıralar ve hatıratlar anlatıyor. 

 Binbir Renk, Binbir Güzellik Mevsimi

Başlı başına bir manevi iklim, bir medeniyet olan Ramazanlar, karagözü, ortaoyunu, meddahı, kahvelerde musiki alemleri, direklerarası gösterileri, mahyaları, teravihleri, manileri, sahurları, iftarları ile pek çok edip, şair, yazarın yazılarına kitaplarına konu olmuş. Elbette ki Ramazan ayı İstanbul’la daha bir güzel yaşanmış, İstanbul ve Ramazan, Eski İstanbul’da Ramazan hatıraları kültürümüzde hep ayrı bir yere sahip olmuştur. Ramazan öyle farklı bir iklim ki rivayetlerde “evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azad olma” ayı olarak zikredilir. Hatıratlarda Ramazan ayının her anı farklı bir güzellikte yaşanmış ve nakledilmiş.

 

Tatlı Bir Telaş: Onbir Ayın Sultanı Şehrimizde

Bunlardan ilki Ramazan’ın gelişiyle başlayan tatlı telaş. Öyle bir telaş ki bugün de kısmen bunu yaşamak mümkün. Evlerde, çarşıda-pazarda, camide, kısaca bütün şehirde bir hareketlilik gözleniyor. Sermet Muhtar Alus eski Ramazanlardan bahisle bu ayın gelişini ve hazırlıkları şöyle anlatıyor: “Artık adım başında çeşit çeşit Ramazan alametleri, her tarafta faaliyet belirirdi. Cami kayyumları, hademeleri başlarında dikişli takke kavuklar, cübbeleri atmışlar, kolları, paçaları sıvamışlar. Köşe bucağın  örümceği alınıyor. Boydan boya halılar, saf saf pabuçluklar süpürülüyor, camlar siliniyor, kandiller sıcak suda yıkanıp parlatılıyor, mihrabın iki tarafındaki büyük pirinç şamdanlar, avludaki abdest muslukları, şadırvanların tasları ovuluyor.

Evkaftan arabalarla yollanan tulum tulum, teneke teneke kandillik zeytin yağları, sırtlanıp indiriliyor. İmam efendilerin, müezzin efendilerin, lüpçülerinde keyif keka. Gelsin el çabukluğu marifetle ham hum şaralop, okka okka evlerine aşıramanto (aşırma) artık sofralarında sıvırya (bol bol sürekli) fasülye pilâkisi, zeytinyağlı pırasa…

İstanbul’un ana caddelerindeki dükkanlar da çeki düzene koyulurdu. Şekerciler pırıl pırıl kalaylı kaplarını yere, renk renk şurup şişelerini raflara dizerler, bakkallar, mostralarını (teşhir ettikleri mallarını) çoğaltarak, güllaçları, sucukları, pastırmaları sallandırırlar; Fırınların tezgâh etrafları pembe, kırmızı uçurtma kağıtlarının nakışlı nakışlı oyuklarıyla süslenir, has ekmek, çörekotulu pide, kazanyağlı, susamlı, makarnalık simitleri çıkarmaya hazırlanırlardı.” 

 Ramazan ayının ilk günlerinin rehavetine dair de, Ercüment Ekrem Talu hatıralarını  naklediliyor:

            “Bundan 3-4 sene evvel yine böyle bir yaz Ramazanı Borazan Tevfik, Erenköyü’nde trene biner. Tevfik dini bütün bir Müslüman. Oruç başına vurmuş bitab, şişman olduğundan sıcaktan da müteessir, bir yere ilişir. Meğer karşısında öteden beri tanıdığı biri Saim diğeri Abid isimli iki birader oturuyor. Bunlardan bir Borazan’a:

            -Tevfik Bey, der. Galiba oruç fena sarsıyor.

Borazan düşünmeden şu cevabı verir:

            -Ne yapayım siz iki kardeş taksim-i vazife etmişsiniz. Bana gelince hem Saim (oruçlu) hem de Abid (ibadet eden) olmak mecburiyetindeyim. Bu sıcakta kolay iş değil.”       

 

Ramazan Gecelerini Süsleyen Işık: Mahya  

  Bir başka Ramazan güzelliğini mahyalar yansıtıyor. İstanbul Camileri kitabının yazarı Tahsin Öz, bir ecnebi seyyahtan şunları nakletmiştir: “Dünya yüzünde sevilmeye ve sayılmaya layık Türklerin hiçbir medeni eserleri olmasa bile yalnız şu gökten yıldızları toplayıp minareler arasında yazı yazmayı akıl edişleri ve bunda muvaffak olmaları onların medeniyette ne kadar ilerde olduklarının ifadesidir.” Mahya deyince İstanbul’da selatin camiler akla gelir. Ramazan’ın gelişiyle ilk olarak “ya Ramazan”, “Safa Geldin” yazılarıyla karşılanırmış. Daha sonraki günlerde “Ya Allah, Ya Rahman, Ya Sübhan” mahyaları minareleri süslermiş. Yine kadir gecesinde “Ya Kur’an, Ya leyletü’l Kadr” mahyaları asılırmış.      

Balıkhane nazırı Ali Rıza Bey’in Ramazana dair anlattıklarından musikimizle alakalı olanı ilginçtir. “…Müezzinler yatsı vakti gelince çifte ezan okurlar. Misafirler de ağır ağır kollarını sıvayarak abdest almaya başlarlar. Müezzinler de arka safta cemaatin hazırlanmalarını beklerler. Saflar yavaş yavaş düzelir, ayinler, teşvişler ve ilahilerle namaz kılınır. Yatsı namazında muayyen bir beste takip olunmazsa da teravihin her dört rekatı eda olundukça müezzinler ilahiler ve ayinler okurlar. İlk dört rekat sonunda Saba ve Dügah, yahut Bestenigar ve ikinci dört rekatta Hüzzam ve üçüncü dört rekatta ekseriya Ferahnak ve dördüncüde mutlaka evc, beşincide de behemahal Acem bestelerinden ilahi okunur. İmam efendi de mihrabdan okunan ilahinin makamıyla okumak zaruretindedir.

 

Sözün, Sohbetin Meclisi: Ramazan Geceleri  

Ramazan gecelerinin ayrı bir güzellikte olduğu da bilinir. Lakin eski İstanbulların Ramazan geceleri de ayrı bir güzel ve bereketli geçermiş. Bu kez Ahmet Rasim’in kaleminden kış geceleri Ramazanları da şöyle anlatılıyor: “Bir zamanlar kış Ramazanlarında evlerde toplanarak teravihler kılındıktan sonra, tefsir, buhar-i şerif, kısas-ı enbiya, mesnevi şerhleri, siyer, menakıb-ı meşayıh, hikayat-ı evliya, muharebat-ı meşhure, cihannüma, tâcü’t-tevarih, naima, Raşit, Cevdet, alâ tarihleri gibi hoşa giden kitaplar, el yazısı daha nice makbul eserler okunur, tekkelerde zikirler, devranlar yapılır, bazı yerlerde muhammediyye, ahmediyye, battal gazi, taberi, binbir gece, Leyla ile mecnun, Ferhat ile şirin, arzu ile kanber, hayber kalesi, kesikbaş, dev masalları ile vakit geçiştirilir, musikiden fasıllar, şarkılar geçilir imiş.     

Ramazan’ın vazgeçilmezlerinden davulcular ve Ramazan manileri de muharrirlerimizden Ahmet Rasim’in derlemesiyle bizlere kazandırılmış. Yazar, “bunlar Saba ve Dügah üzerinden okunurdu.” diyor. Manilerin birkaçı ise şöyle:  

“Besmeleyle çıktım yola

              Selam verdim sağa sola 

             A benim devletli efendim

              Ramazanın mübarek ola.

 

               Davulumun ipi tektir 

               Bana derler Deli Bekir

              Aşçıbaşı baklava getir

             Yiyemezsem geri götür              

            Davulumun ipi kaytan

            Sırtımda kalmadı mintan

            Verin beyler bahşişimi  

            Sırtıma alayım mintan.            

            Tanzimatın ilanından sonra Bab-ı Ali tarafından Ramazan münasebetiyle yayınlanan ilannamede Ramazanda dikkat edilmesi gereken hususlar anlatılmış, Padişahın camileri ziyaret edeceği camilere gideceği zikredilerek, Padişahın geçeceği yolların temiz tutulması ve edebe aykırı hareket edilmemesi istenmiştir. Büyük caddelerde, uygunsuz yerlerde, dükkan önlerinde, halkın geliş gidişini engelleyecek şekilde oturulması yasaklanmış, yine caddelerde kadınlara edebe aykırı davrananların cezalandırılacağı vurgulanmış Ayrıca kadınların teravih namazı kılmaları için de Sultanahmet, Şehzade ve Laleli camilerinde yer tahsisi yapıldığı bunun dışındaki camilere girmelerinin yasak olduğu, açık saçık kıyafetle dolaşmalarının yasaklandığı ve gece on birden sonra sokaklarda kadın kalmayacağı da vurgulanmıştır. 

Eski Ramazanlara Vefa ve Yeni Ramazanlara uyanmak

            Ramazan aynı zamanda bir kültür olarak, kurumlarıyla, ruhları saran iklimiyle en güzel şekilde ihya edilmiş. Eski Ramazanlar bize bir medeniyeti, bir mevsimi bütün derunuyla yaşatıyor. Belki aynı duyguları yaşayamayız ama en azından ailemize ve çevremize Ramazan ayının farklı olduğunu hissettiren işler yapmalıyız. Bu da ancak geçmişe dönüp bakmak ve kayıplarımızı görmekle mümkün..

 

Kaynakça  

Ali Rıza Bey (Balıkhane Nazırı), İstanbul’da Ramazan Mevsimi, Kitabevi yay. , İst. 1998

Ahmet Rasim, Ramazan Karşılaması, Arba yay. , İst. 1990

Sermet Muhtar Alus, Eski Günlerde, İletişim yay. İst. 2001

Süheyl Ünver, Bir Ramazan Bin bir İstanbul, Kitabevi yayınları, İst. 1997

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 1,819 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Kasım 2008 Kökleri Mazide, Dalları Atide Sanatkarlar
    • 25 Eylül 2008 Hz. Ali'den Çağları Aşan Mesajlar
    • 1 Eylül 2008 Geçmiş Ramazanlar olur ki…
    • 3 Ağustos 2008 Hikmet Tâcı: Gelin Tâcı
    • 19 Temmuz 2008 Kanaat Nimeti ve Biz
    • 12 Temmuz 2008 “Yaşamak İçin Ya Derviş Veya Filozof Olmalı”
    • 7 Temmuz 2008 Tarihin ve Coğrafyanın Tapusu:Mezarlıklar

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,478 µs