En Sıcak Konular

Olcay Yazıcı
Konuk Yazar - Sanatalemi.net
Olcay Yazıcı
1 Ocak 1990

Câmideki Rektör: Erol Güngör



Bizden Bir Münevver: Erol Güngör

Çok değerli sosyolog ve mütefekkir rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör, vefatının 25. Yılı münasebetiyle, 9 Nisan 2008 tarihinde Birlik Vakfı’nda mütevazı bir toplantı ile anıldı.

Erol Güngör hakkında çalışmaları olan genç sosyolog Cafer Vayni, değerli Türk münevveri ve sosyolog Prof. Dr. Erol Güngör’ün vefatının 25. yılı münasebetiyle bir anma, hatırlama, fikirlerini bir kere daha yâd etme toplantısı düzenledi.

Konuşmacı da kendisi. Aldığı notlardan yola çıkarak, değerli sosyolog ve ilim adamımız, merhum Erol Güngör’ü farklı yönleriyle anlattı. İsabetli hükümleri olduğunu, Türk düşüncesini, yerli sosyolojiyi temsil ettiğini söyledi. Yazılarından örnekler okudu.
Bazı şahıslara yazdığı etkili mektuplara dikkat çekti.

Cafer Vayni’nin, ufuk açıcı sunumundan sonra, Mehmet Nuri Yardım’ın teklifiyle, bendenizin de, Erol Güngör’le ilgili bir değerlendirme yapmam istendi. Hazırlıklı değildi ama, artık bir şeyler söylemek nezâket gereği olmuştu.

Toplantıda merhumun eşi Prof. Dr. Şeyma Güngör hanımefendi ile dostumuz Prof. Dr. Durali Yılmaz’ın muhterem eşleri Gündüz Çavuşoğlu (Merhum Prof. Dr. Mehmet Çavuşoğlu hocanın kız kardeşi) ile eski Bakan ve hariciyeci Cevdet Akçalı bey, Mehmet Nuri Yardım, Mehmet Fatin Can ve diğer dinleyiciler vardı.

Erol Güngör’le ilgili şunları söyledim:
“Ne yazık ki, kıymetli mütefekkirimizi şahsen tanıma bahtiyarlığına ermiş değilim. Biz onu daha ziyade vefatından sonra, gündeme gelen kitapları ve hakkında yazılanlar sayesinde tanıdık, sevdik ve benimsedik.

Bence son devir Türk düşünce tarihinin 4 önemli ismi: Necip Fazıl, Cemil Meriç, S. Ahmet Arvasi ve Erol Güngör’dür...Bunlar tabiri caizse Türk Kültür Binasının/masasının Dört Muhkem Ayağını oluşturur. Hatta, kanaatime göre, Türk ve İslâm tefekkürünü bütün cevheri ve samimiyeti ile benimseyip, tahlil ve temsil etme bakımından, rahmetli Ahmet Arvasi ile Erol Güngör’ü bir adım öne çıkarmak, haksız bir hüküm olmasa gerektir. Bu ikisi bütün değerleri, bütün ahlâkı, bütün müktesebatı, bütün samimiyeti ve küllî kimlikleriyle tam bir Müslüman Türk münevveridir. Kök ve gök bilgi ile mücehhezdir.

Rahmetli Erol Güngör beyi, derinlemesine tahlil edecek kadar hıfz etmediğimden, onun hakkında ilmî analizler yapamayacağım. Ne yazık ki, bu hızlı ve yoğun çağ, iş hayatı bu imkânı bize tanımıyor. Bütün kitapları kütüphanemde bulunmaktadır, fakat fikrî dünyasını, tahlil ve tesbitlerini küllî bir perspektiften yorumlayacak imkânı henüz bulabilmiş değilim. Tabiî ki zaman zaman ona denecek, onu okuyacak, onu anlayacağız...Zaten eğer Türk Milleti, küresel kimliksizleştirme dalgaları, sosyal kırılmalar arasında büsbütün boğulup yok olmaz ise, kendini bilmek, kendini tanımak, kendisi olmak, kendisi olarak ebedîyen var olmak için döneceği ana referanslardan biri, hiç şüphe yok ki, kıymetli ve yerli münevver Erol Güngör olacaktır; eğitimci-sosyolog ve mütefekkir S. Ahmet Arvasi olacaktır. Tabiî ki, bu şeref listesine dahil edilecek çok değerli başka münevverlerimiz de var ve bu geleneği devam ettirecek genç aydınlarımız da olacaktır.

Rahmetlinin beni en çok etkileyen sözlerinden biri, meâlen şöyledir:
“Bize düşen, falan menkıbede şöyle anlatılır, falan evliyanın hayatı şöyleydi...demek değil; onun gibi olmak, o hâl ile hâllenmektir!” Bence Türk-İslâm tefekkürü ilminde ve ikliminde bu sözün önemi çok büyük. Bu fikri, bu samimiyeti hepimiz şiar edinmeliyiz.
Özetle, bunları dile getirdim.

Cafer Vayni, toplantı sırasında, Erol Güngör vakıf kurulmasını ve adına bir fikir ödülü ihdas edilmesini teklif etti. Şeyma Güngör hanım ise, eşinin vefatından sonra, oğlu ile birlikte, yaşadıkları ilgisizlikten, yalnızlıktan müşteki görünüyordu. Bunu tek başlarına yapmalarının imkânsızlığına işaret etti. Herkes Erol Güngör’den bahsediyordu ama, orta bir oğlu var, ne yapıyor, ne ediyor diye kimse arayıp sormamıştı, anlaşılan. Vakıf kurmak gerçekten zordu ama, belki Erol Güngör adına bir fikir ödülü verilebilir, dedim. Unutulma ile ilgisizliğin cemaat ve grup bağlantılı olmayan, bağımsız, hür bir kafaya sahip bütün aydınların ortak kaderi olduğuna dikkat çektim. Şeyma hanım, bu teşhisimi doğruladı.

GÜNGÖR’ÜN YAZMA METODU

Şeyma hanım, eşinin yazarken ve okurken bütün dikkatini bir konu üzerine teksif ettiğini söyledi. Çok gece-gündüz, çalıştığını belitti. Erol Güngör nasıl Erol Güngör oldu, gençler bunu bilmeli, dedi. ‘O dehaydı, oldu; ben deha değilim, olamam!’ diye düşünmemeli, dedi.

Ben de, nasıl ki, bir Mümtaz Turhan hocadan, bir Erol Güngör doğdu ise; Erol Güngör’den de yeni aydınlar, sosyologlar doğabilir, doğmalı, dedim. Onun metodunu bilmek gerek.

Yetiştiği çevreyle ilgili bir sual sordum. Erol Güngör’e dayısından bir kütüphane kalmış. Osmanlıca öğrenmiş. İnzivaya çekilmeden, odanın bir köşesinde yazıları üzerinde yoğunlaşıp yazabiliyormuş. Üstelik müsvedde tutmuyormuş. Daktilosunun başına oturup bir kerede yazısını tamamlıyormuş. (Oysa, ben yazı ve şiirlerle aylarca cebelleşirim.)

Bir ara Mehmet Nuri Yardım ile Vakfın küçük mescidinde akşam namazını kılmaya gittik. Tekrar salona döndüğümüzde, Şeyma Güngör hanım dedi ki:
“Siz gidince arkanızdan, Erol Güngör’ü efsâneleştirmek istiyorlar!” dedim. “Efsâneler güzeldir, karşı olduğum için söylemiyorum ama..”

“Olabilir hocam, dedim, siz de bizi uyarın! Şüphesiz siz onu bizden daha iyi tanıyorsunuz?”
“Hayır, uyarmak için falan değil..” dedi.

Bu bahiste fazla ısrar etmemek için, üstad Necip Fazıl’la ilgili çok eski bir hatıramı anlattım:
“Ben bir gün Necip Fazıl’a, telefonda, oldukça üst perdeden bir yüceltmeyle, efendim demiştim, âyet ve hadislerden sonra beni en çok etkileyen sizin şiirleriniz; insanın aklına bunları bir fâninin yazamayacağı düşüncesi geliyor...Bu çizgiye nasıl yükseldiniz?...”

Tam da, rahmetlinin hoşlanacağı bir üslup kullanmıştım. Hâlâ hayret ederim, o yıllarda daha liseyi yeni bitirmiş bir genç olarak bu abartılı sözleri nasıl düşünmüş ve ona söylemişim.

Süper mürşit, bencil dev falan diye tanımlanan, sert mizaçlı Necip Fazıl’ın bana verdiği cevap, hiç de öyle büyüklenir veya yaptığım beşer üstü tanımlamayı kabul eder hâlde değildi. Mânidar cevabı, şu olmuştu:
“Bunlar telefonla anlatılmaz...Ama unutma ki çocuğum, ben de bir fâniyim!”
Vefatının ardından, Türk Edebiyatı dergisinde yayınlanan onunla ilgili yazımın başlığı bu sözdü: “Unutma ki çocuğum, ben de bir fâniyim!”

Şunu demek istiyorum...Tabiî ki, herkes gibi Erol Güngör de, bir beşer ve zaafları, eksik yönleri olabilir. Ancak, Türk fikir hayatı o kadar kısır ki; bulduğumuz samimi, yerli, derin ve bizden bir münevvere dört elle sarılıyor, onu biraz da olduğundan yüksek yerde görmek istiyoruz...Bu durum, Türk-İslâm tefekkürünün, yerli, geleneksel düşüncenin devamcısı, kıymetli Türk münevveri Erol Güngör hocamız için de, geçerli olabilir...

GÜNGÖR’ÜN ÇOK ÖNEMLİ BİR TEŞHİSİ

Türk kültür hayatından bir efsâne gibi gelip geçen, “Kültür Dünyası” Derisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüttüm günlerde, değerli hocamızla ilgili ağırlıklı bir dosya hazırlamış ve kapak manşetimizi; “Câmideki Rektör: Erol Güngör” manşetini atmıştık. Bu manşet büyük yankılar uyandırmış ve hatta ileride bazıları tarafından taklit edilmişti.

Erol Güngör hocayı, yerli, millî ve isabetli teşhis ve tahlilleri münasebetiyle sevdiğimizi, benimsediğimizi ifade etmiştim. Buna bir misal teşkil etmesi arzusuyla, onun “Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik” isimli eserindeki Batılılaşma maceramızın tahlili bahsini dikkatinize takdim ediyorum:

“Bizim bugünkü sosyal ve kültürel sıkıntılarımızın, çöküntülerimizin hiç biri de modern teknolojinin girişinden dolayı meydana gelmiş değildir. Tersine, modern teknoloji gelmediği halde, millî kültürden pek çok şey gidebilmiştir. Batı medeniyetini almak ve benimsemek isteyen bütün ülkelerin ortak özellikleri, kültürlerinin henüz böyle bir medeniyetten gelecek bozucu tesirlere direnecek kadar sağlam olmayışıdır. Türkiye’ye gelince, onun asıl talihsizliği bu medeniyet alışverişinde kendi millî kültürünün dıştan ziyâde içten tahribata uğraması, böylece batılılaşmanın bozucu tesirlerine tamamen açık bir hale getirilmesidir. Türkiye’de bugün hâlâ bağımsız bir kültür şahsiyetinden söz ediliyorsa, bunu bizim eski kültürümüzün her türlü hoyratlık karşısında hâlâ direnecek kadar kuvvetli olmasına borçluyuz.”

(Not: Bence rahmetli Erol Güngör’ün bu tesbiti çok önemli ve doğru bir teşhis. Az bir ilave ile ben de böyle düşünüyorum. İlave dediğim şu; zamanla, özellikle eğlenceye ve oyalamaya yönelik teknolojik ürünlerin, (zaten yeterli olmayan) kendini tanıma ve yabancı kültüre mukavemet etme direncini iyice zayıflattığı kanaatindeyim. O.Y.)

İki değerli şahsiyetin de, Mayıs ayında aramızdan ayrılması münasebetiyle; Erol Güngör hocamızla, kıymetli şair Necip Fazıl Kısakürek’e, Allah’tan gani gani rahmet diliyorum.

 

 



Bu yazı 1,979 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Bilgiden Bilgeliğe
    • 14 Temmuz 2008 Acının Metafiziği
    • 7 Temmuz 2008 ''Hüzün Yılı''
    • 4 Temmuz 2008 Üsküdar'da Bir Hikmet Dükkânı
    • 1 Temmuz 2008 Çağımızın Ârifi
    • 18 Haziran 2008 Düşüncenin Gökkuşağı ve Söz Ummanı:Cemil Meriç
    • 10 Haziran 2008 Cebeci'nin Şiir İklimi
    • 5 Haziran 2008 Türkiye'nin Şairi : Dilâver Cebeci
    • 2 Haziran 2008 Yavuz Bülent Bâkiler’le 72 Yıl
    • 29 Mayıs 2008 Uçmağa Göçen Usta!..
    • 27 Mayıs 2008 Necip Fazıl Kısakürek
    • 14 Nisan 2008 Câmideki Rektör: Erol Güngör

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,263 µs