En Sıcak Konular

Olcay Yazıcı
Konuk Yazar - Sanatalemi.net
Olcay Yazıcı
1 Ocak 1990

Bilgiden Bilgeliğe




Küresel dalganın klâsik telâkkileri alt-üst ettiği dünyamızda, yeni bir durum değerlendirmesinde bulunmak, servetimize servet katma içgüdüsünden çok daha önemli ve izzetli bir tefekkür olacaktır.

Sözde aydınlarımızın, sözde yanlışı ve sapkınlığı önleyecek, kanat önderlerinin, akıl hocalarının bile, ağyar coğrafyalardan esip gelen dünyevî rüzgârlara kapılıp, sürüklendiği bir vasatta, kendi kimliğine sahip ve saygılı herkes gidişatı tahlil edip sorgulamalı.

Taklit ve özentiden kurtulup, ‘kimliğimizi bulmamız’ için, güçlü olmalıyız. Gücün ve iradenin kaynağı ise servet ve silah değil, sağlam bir şahsiyet ile faydalı ilimdir.
Herkesin ağzında, “bilgi çağı” lâkırdısı. İyi de hangi bilgi, neyin bilgisi?

Vicdansız ve hikmetsiz bilgi/teknik malumat değil midir, dünyamızı kaosa, cehenneme çeviren. Beyinleri habis bir ur gibi saran, “betonarme hastalığı” değil midir, tabiî dengeyi bozarak, dünyayı zindana çeviren?

Bilgi eğitim ve öğretimin bir sonucu.
Piyasada başarılı olan, kısa zamanda ikbal ve servet basamaklarını hızla çıkan bir insan modeli midir aranan, arzulanan, hedeflenen insan?
Yoksa şahsiyetli, haysiyetli ve faziletli bir insan mı?

Ölçünüz, teraziniz neye göre ayarlanmış?
Siz kimden, hangi insan modelinden yanasınız?
Gül suyuna kezzap katanlardan mı, yoksa “Gülü, gül ile tartanlardan” mı?

Önce, âdil ölçü birimini, mihenk taşınızı belirleyin.

Evveliyatla, eziklik ve eksiklik psikolojisinden sıyrılın.

Bakınız İbn-i Haldun ne diyor:
“Yenilen, yenene uyma eğilimi gösterir. Çünkü, onun kendisinden üstün olduğuna inanır.”

Yıllarca kış uykusuna yatıp, sonra birden bire küresel gelişmişlik hülyasına dalanlar, Toffler’in Dördüncü Dalgasına kapılmış muhakemesiz yaratıklar gibi, oradan oraya savruluyor, bulunduğu hâlden başka bir hâle zıplamak için can atıyor. Temeli, dayanağı, ilmî, ahlâkî direnme noktası yok.

Oysa ünlü Japon ekonomisti Muarakami şöyle der:
“Toplumlar zıplamaz, kendi tekamül çizisinde gelişir; değişir ve olgunlaşır.”
Kendisi olarak ve kendisi kalarak gelişir; saman çöpü gibi sağa-sola savrularak değil. Yere sağlam basmanın temel kaidesi, kendi köklerine, kendi irfânına tutunmaktır. Bunun için de, kendi kıymetlerini, kendi ahlâk öğretini, geleneksel hayat tarzını hakkıyla tanıyacaksın.

Ferde, kendi kimyasının ana elementlerini aile ve okul tanıtır.
Temel eğitim bunun için çok önemli. Önce temel sağlam olacak ki, üzerine inşa ettiğiniz bina da sağlam olsun. Sert ve yoz rüzgârlara direnebilsin.

İbn-i Haldûn, sağlam ve sarsılmaz bir eğitim için, en evvelinde Kur’ânî eğitimin önemine dikkat çekerek, şöyle der:
“Bunun sebebi küçüklerin eğitiminin, çok daha köklü, sağlam ve kalıcı olması, daha sonra alacağı eğitimin temelini oluşturmasıdır. Çünkü kâlblere ilk yerleşenler, kazanılacak diğer melekelerin esası gibidir. Bu esas üzerine bina edilecek şeylerin durumu ve üslûbu ise, o esasa göre belirlenip, şekillenir.” (Mukaddime, Otuz Dokuzuncu Fasıl.)

Bilgilenme ya da öğrenmede meselenin özü, Mevlânâ hazretlerinin çizdiği dairenin içinde gizli. Pergel gibi olmak: Bir ayağı kendi kültüründe, ötekisi ile dünyayı dolaşmak ve oralardan güzellikler devşirmek. Eğitimin ana esprisi, metodu bu olmalı. Yoksa kültürel, ahlâkî ve sosyal çözülmeye uğrar cemiyet. Kendi ruh kökünden uzaklaşır.

Eğitim ve öğretimin biricik gayesi, ülke çocuklarına kendi “kök ve gök bilgi birikimini” aktarmaktır. Çünkü kalabalıklar bu ruh, bu cevher ve bu kimya sayesinde, ortak duygu ve düşünce potasında eriyerek, “millet” olur.

Malezya’nın bilge Başbakanı Mahattir Muhammed, küresel savrulma ve kendiliğini kaybetme hâli için şöyle diyor: “Küreselleşme, bize sınırsız, coğrafyasız bir dünya vaat ediyor. Aslında bu, üstü kapalı çok tehlikeli bir durum. Çünkü, eğer benim vatanımın sınırları olmayacaksa, dolayısıyla ‘orası’ benim vatanım olmayacaktır!”

Bu hakikat, eğitim ve kültür için de geçerli. Yani, kendi millî hedeflerimizden, kendi yerli dinamiklerimizden kaynaklanmayan bir eğitim sisteminin yetiştireceği çocuklar, korkulur ki, ‘bizim çocuklarımız’ olmayacak!

Öyleyse millî eğitimin biricik meselesi kendi irfânına, kendi vicdanına ve kendi köklerine bağlı nesiller yetiştirmektir.
Gençler, kendisi olmanın şahsiyetli terkibi ile mücehhez olmalı.

Bu ‘özgün müktesebata’ sahip olduktan sonra, dış dünyaya açılmasında, kürevî pazarda yerini almasında herhangi bir sakınca yok.

Çözülme ve kopuş, kültürel idrakin gelişmemesinden kaynaklanıyor.
Kendini tanıyan, sorgusuzca ötekisinin etki alanına girmez.
Onurlu duruşun nirengi noktası, kültür ve medeniyet idrakidir.

Demir Tavında Dövülür
Derin ve yalın felsefesiyle, her şeyi kestirmeden tanımlar ata sözleri.
Bir hayat düsturu aşılar kişiye. Kitaplara sığmaz kaide ve kuralları özetlerler kısacık bir cümlede: “Ağaç yaşken eğilir”, “Demir tavında dövülür”, “Ne ekersen, onu biçersin” gibi...

Sevgili Peygamberimiz, “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmuş olamaz.”(Tirmizi) diye buyurmuş.

Bir bu hayat tarzını, onun insanı ‘terbiye eden’ yönünü düşünün, bir de kendisine servet bırakılan şımarık ‘sokak çocuklarını!’
Hesap neden yanlış çıkıyor, maya neden tutmuyor, duru ırmak neden ikide bir bulanıyor, o zaman anlayacaksınız?

Okul öncesi eğitimde ebeveyne daha bir büyük sorumluluk ve görevler düşüyor.
Bir yerde, ‘çocuğa verilen ilk eğitim, taşa yazı yazmak gibidir’; taşa yazılan yazı, rüzgârlar ne kadar sert eserse essin silinmez.

Yazıyı kuma ya da suya yazarsanız, tez zamanda uçar gider.
Onun için, insanı eğitirken/terbiye ederken beyne ve rûha hitap etmeli.
Kâlbe yazmalı ahlâk ve erdem kavramını, karatahtaya değil.
Bir ömür rehberlik/mürşitlik etmeli insana aldığı eğitim.

Eğitimin maksadı âleti/makineyi iyi kullanmak ve sistemin mantığını kavramak değil; önce dürüst ve faziletli olmak, var-oluşun gayesini kavramak, sonra da kafayı iyi kullanmak olmalı.

Ahilik sistemi gibi madde ve mânâ dengesi sağlanmalı.
Eylem ve ahlâk uyumu sağlanmalı. Erdemli ve sağlıklı toplumun sosyal formülü buradan, bu âli terkipten çıkar.

Bizim için bu âli terkibin formülü, “Kök Bilgiden Gök Bilgiye” ulaşmaktır.
Kök bilgi, Türk kültürü; gök bilgi ise İslâm ahlâkıdır. Maddenin ve mânânın fethi. Bizim için başka yol, başka çıkış kapısı yok...

İşi baştan kavi tutacak, dürüst, namuslu, diğerkam ve faziletli, vicdanlı insan olma anlayışını gönüllere nakşedeceksiniz.

Bunun için, mürekkep, vicdanî duyguları teşekkül etmiş iyi insan yetiştirilmeli. Küllî bir irade sahibi kılınmalı gençler.

İnsana saygının, iş becerisinden; merhametin, pratik zekâdan daha önemli, daha erdemli, daha üstün olduğu inancı yerleştirilmeli beyinlere.
İşin simyasını da bileceksiniz; insanı inşa eden iradenin ve arzı düzenleyen kudretin sırrına vakıf olacaksınız. Yoksa, müspet ilimler, mânevî ilimlerle desteklenmedikçe, modern tiranlar kravatlı canavarlar yetiştirmekten başka bir şey yapmış olmazsınız. Dünyanın genel gidişatına baktığınızda bu tanım sizlere bir şeyler söyleyecek, bir şeyler hatırlatacaktır mutlaka!..

İnsanın âli cevheri: terbiye.
Terbiye edilmemiş güç, tehlikeli güçtür.
Onu verimli kılmanız imkânsızlaşır.
Yokuş yukarı sürülen kaya gibidir eğitimsiz, erdemsiz güç; eğer durdurma, dizginleme noktaları bulamazsanız, üzerinize gelir ve sizi ezer geçer!..

Modern ilim sayesinde toplu ölümlere yol açabilecek, dizginsiz, murakabesiz, muhakemesiz ve en önemlisi de acımasız, merhametsiz, vicdansız bir kaba gücünü, kim nasıl engelleyecek; eğer kalplere insan sevgisi ve hesaba çekilme korkusu aşılayamamış bir medeniyetin mensuplarıysanız?

Erdemli İnsan Modeli

Eğer bütün melekeleri, bütün rûhu, bütün fakülteleri, bütün boyutları, bütün duygu ve düşünce hassalarıyla ‘eğitimli ve erdemli insan modeli’ teşkil etmekse maksat, maddesi-mânâsıyla/fiziği-metafiziğiyle kişinin ‘kemâle ermesi’ kast ediliyorsa, bu eğitimin metodu, müktesebatı daha farklı olmalıdır.

Demek ki, meselenin esası, vicdân muhasebesi ve merhamet duygusu.
Öyleyse eğitim denilince, ‘bir konuda beceri ve pratik kazanmak’ diye düşünmek yerine, kişinin, bir hayat nizamı çerçevesinde sevgi ve acıma hisleriyle donanması akla gelmeli.

Meselenin özet hükmü bizce şu: Kemâl sahibi eğitimcileri tenzih ederek, belirtmek gerekir ki, millî eğitimin arzu edilen niteliğe kavuşması için, evveliyatla ‘eğitimcilerin eğitilmesi’ gerekir. Çünkü ilk model, ilk eser, ilk örnek önemli.

O hâlde ana problem, nasıl kaliteli ve erdemli öğretmenler yetiştirebiliriz sorusu üzerinde düğümleniyor. Çünkü eğitim, sadece aklın çalıştırılması, öğrenciye beceri ve meslek kazandırılması demek değil; aynı zamanda öğrencinin mânen eğitilmesi/terbiye edilmesi, ahlâk anlayışı ve genel insanlık kültürüyle yoğrulması demektir.

Aç kurtlar gibi mala ve servete saldırmak, modern haz yöntemleri bulmak yerine; ruhun yücelmesi, insanlık çizgisinin yükselmesi yolunda mücadele vermeli insan?
İnsan, işte o zaman mutlak mânâsıyla, ‘insan’ olma hakkını ve mahiyetini kazanmış olacaktır.

İnsanın ve toplumların biricik meselesi, bilgiden, bilgeliğe; azgınlıktan, fazilete yükselmesidir.

NOT: İki haftalığına, Karadeniz seyahatine çıkıyorum.
Bütün dostlara ve site sakinlerine hürmetlerimle...



Bu yazı 503 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Bilgiden Bilgeliğe
    • 14 Temmuz 2008 Acının Metafiziği
    • 7 Temmuz 2008 ''Hüzün Yılı''
    • 4 Temmuz 2008 Üsküdar'da Bir Hikmet Dükkânı
    • 1 Temmuz 2008 Çağımızın Ârifi
    • 18 Haziran 2008 Düşüncenin Gökkuşağı ve Söz Ummanı:Cemil Meriç
    • 10 Haziran 2008 Cebeci'nin Şiir İklimi
    • 5 Haziran 2008 Türkiye'nin Şairi : Dilâver Cebeci
    • 2 Haziran 2008 Yavuz Bülent Bâkiler’le 72 Yıl
    • 29 Mayıs 2008 Uçmağa Göçen Usta!..
    • 27 Mayıs 2008 Necip Fazıl Kısakürek
    • 14 Nisan 2008 Câmideki Rektör: Erol Güngör

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,043 µs