En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
26 Ağustos 2015

Son Bin Yılın Selahaddin Eyyubi'si



Son Bin Yılın Selâhaddin Eyyûbî'si

Rizeli kardeşlerimiz hemşerileri olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti için canla başla çalışmışlar. Yollar süpürülmüş, kaldırımlar onarılmış, çiçekler sulanmış, afişler asılmış falan. Basın mensupları da bu çabaları ülke insanı görsün; haber olsun, örnek olsun… babından çekmişler olanı biteni. Koymuşlar gazeteye, siteye şuraya buraya filan. Derken gözümüze bir afiş ilişti. Üzerinde “Son bin yılın Selahaddin Eyyubi’si Rize’ye hoş geldin” yazdığını görünce yüzümüzde alayla (istihza) karışık, muzipçe bir gülümseme olduğu halde dalıp gittik bir süre. O anda esin (ilham) perisi çıkageldi. Ve başladık okuduğunuz satırları karalamaya...

 

Selâhaddin-i Eyyûbî 1138 yılında Irak/Tikrit’te doğdu. Babası Necmeddin Eyyub, Selçuklu emiri (atabey) İmadeddin Zengi’nin adamlarından olup; annesi, Selçukluların Harim emiri (vali) Şihabeddin Mahmud ibn Tokuş el-Harimî'nin kız kardeşi idi. Ünlü İslâm kumandanının, ana tarafından Oğuz (Türkmen) Türk’ü olduğunu kesin olarak biliyoruz. Baba sülâlesinin Oğuz (Türkmen) mu, Kıpçak mı yahut Gurmanç mı olduğu konusu ihtilâflı olmakla birlikte söz konusu bu toplulukların birer Türk boyu oldukları da unutulmamalıdır.  O dönemde yaşayan ve askerî seferlere eşlik eden bir Arap tarihçinin, -Halep?-taraflarında şahit olduğu bir olaydan hareketle- Selâhaddin’in günlük hayatta Türk dili konuştuğunu nakletmesine; Haçlıların en ünlü komutanlarından ‘Aslan Yürekli’ lâkaplı İngiltere kralının, anılarında “O Türk” gibi ifadeler kullanmasına dahası kendi aile bireylerinin Türkçe adlar taşımasına vs. bakılırsa Ebu Müslim, Ebu Hanife, Tarık bin Ziyad gibi Selâhaddin-i Eyyûbî de öz be öz Türk’tür.

 

Bizim bu konudaki görüşümüz, ünlü tarihçi İbn-i Hallikan’ın bir eserinde Selâhaddin’in amcası Şirkuh’a atfen naklettiği “Şirkuh demiştir ki, bizim nesebimiz (soykökümüz) Gök Böri(göy qurd/boz kurt)dir!” sözünden hareketle Selâhaddin-i Eyyûbî’nin, Azerbaycan taraflarından inerek, Şam taraflarında Börüler (Böriler) Atabeyliğini kurmuş olan Türklerle bağlantılı olabileceği dahası Tokuş ve/veya oğlu Mahmut gibi bey sülâlesinden gelen bir Türk ailesinin de kızlarını kendilerinden olmayan, sıradan yahut -konum olarak- kendilerinden aşağı tabakada birine vermelerinin çok zayıf bir ihtimal olacağı yönündedir.

 

Selâhaddin-i Eyyûbî’nin askerî yeteneğinin farkında olan Atabey Zengi, onu, Haçlılara karşı oluşturulan orduya başkomutan tayin etti. Selâhaddin’in kumandasında hareket eden ve büyük çoğunluğu Türklerden oluştuğu için Türk-İslâm ordusu olarak da adlandırabileceğimiz bu ordu 2 Ekim 1187 tarihinde yapılan Hıttin Savaşında Haçlıları yenerek, Kudüs'ün 88 yıllık esaretine son verdi. Kudüs’ün, Müslümanların eline geçmesiyle Avrupa ayağa kalktı. Selâhaddin-i Eyyûbî, Kudüs'ün geri alınması için gönderilen ve İngiliz, Fransız, Alman vs. birçok Avrupa ülkesinin asker vererek desteklediği, III. Haçlı ordusunu da bozguna uğrattı. Karayolu ile gelen Haçlıların Anadolu Selçuklu Devleti tarafından yok edilmeleri, yok edilemeyenlerin de epeyce bir hırpalandıktan sonra Kudüs önlerine varabilmeleri Ortadoğu’daki Fâtimîler, Atabeyler, Eyyûbîler vs. hanedanlıkların işini epeyce bir kolaylaştırdığı da unutulmamalıdır.  

 

Adı ile anılan Eyyubîler devletinin sınırları Mısır, Suriye, Irak, Hicaz ve Yemen'e kadar uzanan Selâhaddin-i Eyyûbî’nin iyi bir komutan olduğu kadar devlet geleneğine sahip iyi bir idareci olduğunu da belirtmeliyiz. Zira üstün başarılarına, İslam dünyasındaki ününe rağmen Atabey Zengi ölünceye kadar bağımsızlığını ilân etmemekle kalmamış; ona karşı saygısızlık gibi algılanabilecek en küçük bir eylemin dahi içinde olmamıştır. 

 

Haçlı Seferlerinin bizi hüzünlendiren yanı ise Haçlı ordularının içinde soydaşlarımız olan Macarların, Kuman/Kıpçakların vs. de bulunması ve zaman-mekân kopukluğunun bir sonucu olarak bize karşı savaşmalarıdır. 1071 yılında yapılan Malazgirt Meydan Savaşında soydaşları Oğuzların safına geçen Uzları (Ogur/Oğuz), Peçenekleri biliyorsunuz. Hatta bu Peçeneklerin torunlarından bir kısmının bugün hâlâ Dicle boylarında Beçene adıyla ve Kürtçe konuşarak yaşadıklarını ise -sanırım- birçoğunuz bilmiyordur.  O savaşta Bizans’tan ayrılan Hıristiyan Uzların (Ogur/Oğuz) ise daha sonraları -çoğunlukla- Konya/Karaman dolaylarına yerleştiklerini ve cumhuriyetin ilk yıllarında, Yunanistan’ın yoğun ısrarı/ricası üzerine uygulanan nüfus mübadelesinde (değişim) Ege-Marmara taraflarındaki Rumlarla birlikte alınıp, Trakya’daki Müslüman Türklerle değiş-tokuş (mübadele) edildiklerini; anadilleri Türkçe olan bu insanların ağlaşa ağlaşa Yunanistan’a gönderildiklerini hatta oralarda “Türk tohumu” vb. sözlerle uzun yıllar dışlandıklarını ise keşke biz de bilmeseydik. Rum depik (football) takımı Olimpiyakos’un ezeli rakibi AEK’nın da buradan giden ve Karamanli vs. adlarla anılan Hıristiyan Oğuzlar tarafından kurulduğunu hatta Yunanistan’ın eski başbakanlarından Karamanlis’in de kökenlerinin de bunlara dayandığını belirtip, bu bahsi kapatalım.

 

Bugün yeryüzünde Müslüman olduğunu söyleyip de Selâhaddin-i Eyyûbî dendiğinde hayır dualarını ondan esirgeyecek tek bir kişinin dahi çıkacağına ihtimal vermiyoruz. Anadolu Selçuklularına karşı Bizans’la anlaştığı buna içerleyen II. Kılıçaslan’ın da III. Haçlı Seferi kapsamında gelen Alman ordusunun Anadolu’dan sorunsuz (transit) geçişine izin verdiği iddialarına gelince Anadolu Selçuklularının başkenti olan Konya önlerinde bizzat Kılıçaslan’ın oğlu Kutbeddin’in sevk ve idaresindeki Selçuklu ordusu ile Almanların meydan savaşı yaptıklarını ve sonrasında Almanların, Konya’yı işgal ettiklerini dahası II. Kılıçaslan’ın, ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırmasından dolayı ülkede birlik-beraberliğin bozulduğunu hatırlatmakla yetinip; bu konuyu, tarihçilere bırakalım. Ki eski bir Türk geleneği olan ülkeyi oğullar arasında üleştirme (paylaştırma) geleneğini Selâhaddin-i Eyyûbî’de de görürüz. Günümüzde, Irak'ın Selâhaddin şehri ve Selâhaddin Kartalı ondan geriye birer hatıradır. Şam’da, 4 Mart 1193 tarihinde vefat eden Selâhaddin-i Eyyûbî yine burada toprağa verilmiştir. Türbesi, Emeviye Camisinin yakınındadır. Bir bilgi daha: Filistin’de şehit olan pilotlarımız da türbeye yakın defnedilmişlerdir. Kim bilir, belki de -şimdilerde-Türk ordusunun yolunu gözlüyorlardır. Daha ne diyelim ki? Yolu, Şam’a düşüp de kabirlerin başında birer Fatiha okuyandan Allah razı olsun!.

 

Sorun şu ki: Bizim bildiğimiz Selâhaddin-i Eyyûbî Şam'da bulunan ebedî istirahatgâhında yattığına göre; Rizelilerin, davul-zurna ile karşıladıkları zat kim? Rizelilerin karşıladıkları zat, Selâhaddin-i Eyyûbî ise Şam'daki türbede yatan Ariel Şaron olabilir mi? "Hadi canım sende" diyorsanız, dikkatinizi çekelim ki gerçek Selâhaddin-i Eyyûbî 1138’de doğduğuna göre "son bin yılın Selâhaddin Eyyûbî'si" en erken 2138 yılında doğabilir!. Bu hesapla da 2023, 2053, 2071, 2138... Tam tamına 123 sene bekleyeceksiniz!. Dememiz o ki, mesele sanki biraz Nasreddin Hoca’nın kedi-çiğer fıkrasına benziyor gibi!. Ne dersiniz?

 

Selâhaddin-i Eyyûbî, Allah yolunda cihattan başka bir şey düşünmeyen; Allah rızasından başka bir şey gütmeyen samimi bir Müslüman’dı. Öldüğünde, sandığından 1 altın dinar ve 36 (bazı kaynaklarda 37) bakır dirhem çıkmıştı. Haliyle bir ona, bir buna bakınca yüzümüzde alayla karışık muzipçe bir gülümseme ister istemez peyda oluyor canlar. Buna engel olamıyoruz ne yazık ki. Sanırım birileri, Rizeli kardeşlerimizi fena kandırmış!. Zaten ne biçim ülkede yaşıyorsak; kandıran, kandırana... Hem de kanırta, kanırta!.

 

Bu temcit pilavına dönen kandırma-kandırılma meselesinin de bir sonuca bağlanması gerekiyor artık. Bize kalırsa bir adamın sık sık kanması olsa olsa ahmaklığından, aptallığından yahut aklî melekelerindeki bir noksanlıktan ileri gelir. Yok, eğer bile bile kanıyorsa o zaman da ya beceriksizlik durumu yahut da gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet söz konusu olur ki birincisinden daha elim bir durumla karşı karşıyayız demektir. Zira sonu vatan hainliğine, Yüce Divan’a kadar gider!..  Her iki durumda da devlet erkinin bu kanan-kandırılan zevattan alınıp; ehline tevdi edilmesi aklın, mantığın ve dahi vatanseverliğin bir gereğidir.

 

Aslında bizim -naçizâne- bir önerimiz var. Şimdi -başta Rizeliler olmak üzere- bu AKP’liler liderlerini ‘uğrunda ölecek kadar’ çok seviyorlar ya hani!. Hatta sırf bu yüzden, günlük hayatta kefenle dolaştıkları bile oluyor malûmunuz!. Biz diyoruz ki: -Allah uzun ömür versin- malûm zat öldüğünde, mumyalasınlar. 123 yıl sonra belki tıp filan ilerler de, hem zat-ı muhteris ölümsüzlüğe kavuşur hem de avenesi onsuzluğu yaşamak zorunda kalmaz. Vallahi denemekte fayda var. Kim bilir, tutar mı tutar!?. Herkes, Tutankamon gibi bahtsız bedevî olacak değil ya?!.

 

Aziz Dolu Atabey

Serik/Sarıabalı–18.08.2015 Salı

https://twitter.com/azizdolu

 


 

 



Bu yazı 247 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,732 µs