En Sıcak Konular

Üzeyir Lokman Çaycı

Varoluş Üçgeni
Üzeyir Lokman Çaycı
25 Temmuz 2015

Ah Ahmet Vefik Paşa Ah!



 

Bakarsınız, göremezsiniz

 
«Allah Allah bu çocuk böyle değildi. Hak etmediği yerde duruyor… Başarısızlığı başarı gibi algılıyor ! Ülkemizin sorunlarını önemsemiyor. AKP'liler ne zaman zora düşseler onları kurtarıyor !» dedirten süreci yaşayanlara veya yaşatanlara biz milliyetçi ya da ülkücü diyemeyiz. Eğer gerçeklerin içinde değil,  zalimlerle birlikte iseniz, bir ileri,  iki  geri gidenlerin manevralarını göremezsiniz.
 
Görürsünüz, tanıyamazsınız
 
Emperyalist projelerle oluşturulan değişim kişiyi hayvanlaştırıyor, taşlaştırıyor  veya olumsuz yönlerde başkalaştırıyorsa, zamanla o kişileri tanıyamazsınız !
Demiri dahi paslandıran, eriten, çürüten bir zamanın içinde zaman zaman firavunlaşmalar da bilinmez.
Emperyalizme maşa veya maşrapa olanların vatanseverlikleri de Müslümanlıkları da sahtedir. Manevi olarak da, tarih boyunca bu tür kullanılmalar, yoldan sapmalar, şaşırma ve şaşırtmalar cezasız kalmamıştır. Bağlarına, bostanlarına ve kendi güçlerine güvenenlerin bir sabah  bağ ve bahçelerini simsiyah hale dönüşturen Allah (C.C.)  sapkınlıkları, yoldan çıkışları, meydanı boş buluşları, şımarışları ve  zulümleri cevapsız bırakmadığını Kuran-ı Kerim'le bize duyurmaktadır.
 
Atatürk'ün kıymeti ne zaman anlaşılacak ?
 
Laiklik, inanç hurriyetinin ve çağdaşlığın bir dayanağıdır. Dünyayı tanımaya, yükselmeye, ilim sahibi olmaya,   devleti ve milleti yüceltmeye, ülkeler arasında tecrid edilmemeye ve dışlanmamaya bir vasıtadır. Atatürk'ü çok yakından tanıyan bir ailenin ferdi olarak diyorum ki, onu anlamanın, onu tanımanın  gerekliliği İslâmî, insanî ve ahlâkî olarak her vatandaşın görevi olmalıdır. Nedense hırsızlık, yolsuzluk ve  haksızlık yapanlar, yalan söyleyenler, kul haklarına tecavüz edenler, adaletsizlik yapanlar, kendi milletinin fertlerine tuzak kuranlar,   terörizme kapılarını açanlar, terörist besleyenler, ya da milliyetçiliği ayaklarının altlarına aldıklarını söyleyenler kendilerini Müslüman olarak takdim ederlerken, vatanı için aç – susuz, uykusuz, canlarını ortaya koyarak gece gündüz demeden yollara düşen Mustafa Kemal ATATÜRK gibi insanların, hafızlıkları, inanç yücelikleri, vatanseverlikleri, milliyetçilikleri,  fedakârlıklari hiçe sayılarak dinsiz ilân edilmeleri olsa olsa emperyalizmin ve işbirlikçilerinin oyunu olduğu düşünülmüyor !
 
Bugünün felaketleri dün, yarının felaketleri ise bugün hazırlanırken hâlâ siz kendi yerinizde değilsiniz !
Milliyetçilik, masa başı senaryolarıyla, felaketleri seyrederek, emperyalist senaryolara âlet olunarak, zalimlere doğrudan veya dolaylı yoldan destek olarak, dostları, hizmetkârları dışlayarak ve çevredekilere onları rahatlatacak «bana ülkücü ya da milliyetçi desinler diye» göstermelik hitaplarda bulunarak yaşanılmaz.
Gelişen kötülüklerin, irileşen felâketlerin, azgınlaşan cinayetlerin sorumluları geçmişten itibaren seyircilik yapanlardır.
Dönekler, iki yüzlüler, münafıklar, vefasızlar, yüzsüzler, çıkarcılar, akılsızlar, makam ve koltuk düşkünleri milliyetçi ve inançlı olamazlar.
Milliyetçilik insan sevgisiyle kökleşir, vatan ve bayrak sevgisiyle değer kazanır ve inançla yücelir.  İhtiras sahipleri, kaprisliler, hodbinler (büyüklenenler), «büyük – küçük» ve «sevgi - saygı» tanımayanlar milliyetçi olarak anılmazlar. Başarısızlığın, mağlubiyetin, istikrarsızlığın ve bencilliğin milliyeçiliği yaralayacağı da kesindir.
 
Günümüzde Türk'üm demek suç hâline getirildi ; Bayrak taşımak cezalandırılıyor : Tıpkı 192 sene öncesi gibi ! Bugün buna çare aranmıyor, tepki gösterilmiyor, cılız tepkiler ise bu ihanetleri durduramıyor. Aksine buyütüyor, geliştiriyor ve azgınlaştırıyor.
 
Ahmet Vefik Paşa
 
Ahmet Vefik,  1823 yılında doğdu. Babası ülkesine sadakatını «vatana hizmet için oğlunu yetiştirme uğrunda»  gösterdi. Ve uzak yakın demeden oğluyla yollara düştü. 
Ahmet Vefik,  Mühendislik Okulu'nun ilk bölümünde kısa bir süre eğitim gördükten sonra babasıyla birlikte Paris'e gitti. Orada Saint Louis Lisesi'ne devam etti. 1837 yılında 14 yaşında iken tercüman olarak İstanbul'a döndü.
1840 yılında 17 yaşında iken Osmanlı Devleti'nin Londra Büyükelçiliği sekreterliğine tayin edildi.
 
O günlerde,  Sadrazam Mithat Paşa Abdülhamid'e sert bir muhtıra vermiş, Ziya ve Namık Kemal  Avrupa'ya gitmişlerdi. Ülkede kıyasıya hürriyet kavgası başlatılmıştı.  Buna dayanamayan padişah Birinci Meşrutiyeti ilan etti. Ahmet Vefik Efendi bu meb'usan meclisinin başkanı idi (1878).
Fakat bu meclis kısa bir süre sonra padişah tarafından feshedildi ve Ahmet Vefik sadrazamlığa getirildi ve adı «Ahmet Vefik Paşa» olarak anılmaya başlandı. Bir yıl geçmeden Bursa Valisi olan Ahmet Vefik Paşa 3 yıl sonra tekrar sadrazamlığa getirildi.
 
Ahmet Vefik Paşa Türk Milliyetçisi idi
 
Ahmet Vefik Paşa, dürüst, temiz kâlpli, biraz sert,  fakat cana yakın bir kişi idi. Ana dili kadar Fransızca bilen,  Moliere'den tercümeler yapan bu kişi bir Türk Milliyetçisi idi.
Osmanlı'da bu dönem sanki bir suçmuş gibi Türklerin «biz Türk'üz» diyemedikleri, aksine bütün insanların gururla milliyetlerini açık açık ifade ettikleri bir dönemdi.
Ahmet Vefik Paşa'nın  Bursa Valisi iken, ilçelere yaptığı ziyaretlerinin birinde vatandaşlar ile onun arasında geçen konuşmalar oldukça dikkat çekiciydi. O zamanlar iskan ve göçmenler bölgesi olan Bursa'da Ahmet Vefik Paşa halkla sohbet ederken karşısındakilerin milliyetlerini sordu. Herkes göğüslerini gere gere «Arnavut'um», «Boşnak'ım», «Gürcü'yüm», «Çerkez'im», dedi. Sıra benzi soluk bir adama gelince o ezile büzüle : «Türk'üm, efendim» cevabını verdi. Bunun üzerine Ahmet Vefik Paşa : «Niçin sıkılıyorsun öyle? Türk olmak bir kabahat mı? Bak ben de Türküm», dedi. (*)
Benzi soluk adam : «Sahi mi Paşa , sen de Türk müsün? Demek Türk'ten de paşa olur muş ha!» cevabını verince Ahmet Vefik Paşa'nın gözleri doldu : «Paşa da kim oluyor, Türklerden padişah çıkar, padişah... anladın mı?» dedikten sonra rahatça ağlayabilmek için tenha bir köşeye çekildi ve orada hüngür hüngür ağladı.
Ahmet Vefik Paşa 01 Nisan 1891 yılında öldü. Allah rahmet eylesin.
 
Gerçekleri söyleyemeyen, ihanetleri göremeyen bir toplum özgürlüklerini ve güvenliklerini kaybettikleri an Osmanlı gibi, topraklarını da vatanlarını da kaybeder!
 
Desem ki ey Ahmet Vefik Paşa, ağlamak sana yakışmıyor. Ama sadece sen suçlu değilsin. Sana bu acıyı yaşatanlar suçlu. Onlar Osmanlı'yı bitirdiler. Tipkı istifayı düşünmeyen, başarısızlıkları sinelerine çekebilen bugünkü siyasetçiler gibi düşmanla işbirliği yaparak, düşmanı dost bilerek, emperyalist senaryoların içinde yer alarak…
 
Gel bir de bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devletini seyret! Emperyalist güdümlü AKP yöneticileri ile, bunlara koltuk değnekliği yapanlarla Vatan dokusu nasıl yaralandı bunu gör... Lâle devrine sokulan insanların kaybettikleri değerlerin muhasebesini yapamadıklarını, ayaklarının altından kayan vatan topraklarını farkedemediklerini tespit et!
Duygularım isyan halinde… İnsanlara, görebildiklerimi, hissedebildiklerimi aktarmaya çalışıyorum. Ben 13 senedir yazdıklarımın ne kadar içten, ne kadar canlı olduklarını, ta o zamanlar bugünleri anlattıklarımı düşündükçe, cehalete, ihanete ve gaflete olan nefretim artıyor.
Diyorum ki, dünyayı saltanat yeri gibi gören sanat, fikir ve insanlık düşmanlarının Türk ve Müslüman olamayacaklarını gör. Tarafsız, milliyetçi, dindar ve adilmiş gibi görünmek için çeşitli kılıklara girenleri tanı.
Türkiye'yi dünyada  terörist yetiştiren, besleyen, büyüten, kollayan, tedavi ettiren, cinayet işleten, Müslüman katliamı yaptırtan, hatta asker ve polis elbisesi giydirten, üzerlerine resmî kuruluşlara ait battaniyeler örttüren, kafa kesen katilleri maaşa bağlayan, insanlarını bu görüntülerle çağ dışına sürükleyen bir devlet olarak anılmasına sebep olan AKP zihniyetini siyaseten dışlamanın ve sorgulamanın zamanı gelmedi mi? Ne zaman uyanacaksın?
 
Paris, 22 Temmuz 2015
 
 
 
Kaynak :
(*) Cemal Kutay, Tarih Konuşuyor Mecmuası, Cilt 7, Sayı 39,  Sayfa : 3120


Bu yazı 695 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Mart 2016 Harem Konusu
    • 12 Şubat 2016 Ordu ve siyaset
    • 16 Ocak 2016 Muhalefet partileri nasıl şekillendirildi?
    • 31 Ekim 2015 Seçimler Ve Türkiyemiz
    • 3 Eylül 2015 Tilki
    • 22 Ağustos 2015 Öfkenin Bir Ucu
    • 25 Temmuz 2015 Ah Ahmet Vefik Paşa Ah!
    • 12 Temmuz 2015 AKP'li yöneticilerin suç ve günah işleme özgürlükleri
    • 8 Aralık 2014 Geçmişteki zulüm tezgahı bu kez AKP tarafından kuruldu!
    • 12 Kasım 2014 Eğitim Sisteminin Ve Ahlakın Çürütülmesi İçin
    • 9 Ağustos 2014 Kime oy vereceğiz ?
    • 25 Haziran 2014 Atatürkçesine
    • 20 Ocak 2014 Onu susturun!
    • 20 Aralık 2013 AKP yöneticileri ve dindar gençlik SAFSATALARI
    • 2 Aralık 2013 Aynadaki Adam
    • 19 Kasım 2013 İstanbul
    • 11 Kasım 2013 Atatürk Ve Ayhan Baran
    • 20 Ekim 2013 Evet Tayyip dünya lideri!
    • 30 Ağustos 2013 İstiklali olmayanın istikbali olamaz!
    • 3 Temmuz 2013 Hıyarname

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,454 µs