En Sıcak Konular

Memduh Atalay

Kıvılcım
Memduh Atalay
1 Ocak 1990

İsmet İnönü’nün Pul Davası Bağlamında Siyasi Kekemelik



         Balığı karaya, keçiyi denize dehleyip yaşa da görelim demekle Türkiye’de kullanılan siyasi dil arasında fark göremiyorum. Zeminini ve bağlamını kaybeden siyaset dili öyle bir noktaya geliyor ki Tolstoy’un “Allah sizi geçiş döneminden geçirsin!” bedduasına ne kadar gıpta etsek sezadır. Geçiş döneminin kargaşası, kavramların ve değerlerin içini boşaltıyor. Bu atmosferde hafızasız ve kimliksiz siyaset muhalefet tepkisi ve erk kavgası üzerinde devam ediyor. Hiçbir toplumsal zemine hitap etmeyen, hiçbir mefkûre taşımayan, ölüler üzerinden dirilere yer açma çabasını son bir çırpınmayla devamettiren muhalefetin açtığı alanda düello mantığına düşülüyor. Cerbeze ve hamakat sınırlarında gidip gelen Deniz Baykal bence siyasette bir figür olarak bile değer taşımazken çok ciddiye alınıyor.

         Ben bir vatandaş olarak İnönü mü, Atatürk mü seçiminde bulunmak istemediğim gibi, Atatürk’ün resminin kaldırılmasından da bir rahatsızlık duymamaktayım. İttihat ve Terakki Fırkası mensuplarının koca bir devleti batırmak gibi bir veballeri olduğunu düşünmekteyim. Türkiye ve içinde bulunduğumuz çağ, ölüler üzerinden saldırıyı da ölüler üzerinden savunmayı da çoktan aşmış durumda! Milli ve İslami değerlerden beslenen, çağı doğru kurgulayan, evrensel birikime açık, tarihi hesaplaşmayı ertelemeyen bir siyaset diline ihtiyacımız var. CHP kuruşlundan bu yana korkuları besleyen bir yapıda devam ettiği için bu niteliğe haiz değil. MHP devlet algısını hamiyetten asalete dönüştüremediği için CHP ile aynı düzlemde farklı bir çizgide. Bu beklentiyi en iyi karşılayacak AKP olmasına rağmen erkin ve muhalefetin baskısıyla kekeme bir siyaset dilini devam ettiriyor.

        İhtilal öncesi milliyetçilik vurgusu ve İslam vurgusu Türk siyasetini bir şekilde etkilemişti. Hangi siyasi oluşum ortaya çıkarsa çıksın iki kanadını milliyetçi ve İslamcı niteliği taşıyan siyasilere ayırmak zorundaydı. Öyle ki sol bile bir şekilde “milliyetçi sol” gibi argümanları kullanmak zorunda kalmıştı. Erbakan’ın temsil ettiği İslamcı siyaset ise solu etkilemediyse de sağ görüşlü olup da sol zihniyetten farklı olmayan Demirel gibi siyasilerin kullanmak zorunda kaldığı bir siyaset dilini mecbur kılmıştı. Kabinede nurcu bakan olarak Demirel kendini söylemek zorunda kalmıştı. O zamanların da kendine göre siyasi dil sorunu olduğunu söyleyebiliriz ama bu daha net bir kaynak vurgusu taşıyan siyasi dili vurgulamamıza engel olmamalı.

         Türkiye bugün cumhuriyeti kuran kadronun hatalarının sancısını çekmektedir. Yakın tarihin mayınlı bir saha olduğu artık ilkokul çocuklarının bile meçhulü değil. İnkâr edemeyeceğimiz bir gerçek var ki Cumhuriyet idaresi ile birlikte imtiyaz elde eden siyasi, askeri, etnik bazı gruplar bu imtiyazı kaybetmemek için çabalıyorlar. Tüm ihtilaller, muhtıralar, derin ve yüzeysel çete yapılanmaları bu imtiyazı millete rağmen devam ettirmek istemenin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Şimdi milletin değerlerini evrensel bir dille siyasete taşıyacak mıyız, yoksa hâlâ yakın tarih kahramanlarının müsaade ettiği alanda mı kalacağız? “Sen uzayda mı yaşıyorsun kardeşim, koltukta ahkâm kesmek kolay burası Türkiye” diyenleri duyar gibiyim. Hayır, koltuk ve kahve radikali değilim, akvaryum mücahidi hiç değilim!

         Türkiye’de yaşadığımı, şartları ve tuzakları bildiğimi sanmaktayım; ama bir sancım var: Allah’ın, peygamberinin bile tartışıldığı bir çağda dogmatik bir tutumla ülkemin geleceğinin putlaştırmalara terk edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

         Siyasiler, Atatürklü saldırıdan ve Atatürklü savunmadan kurtulmadığı müddetçe çağ üstümüze kapanmaya devam edecektir. CHP den Atatürklü pulların hesabını soran bir başbakana değil, mazlumluğumuzu mefkûreye dönüştüren bir başbakana ihtiyacımız var. Biz bu coğrafyada İslami ve milli değerleri kullanmadan, siyasete katmadan nasıl var olabiliriz? ABD ve Rusya bile kendilerine ait sosyalizm ve demokrasi çerçevesinde bir dünya görüşü taşıdığı için lider durumda değil miydi? Biz Ortadoğu, Asya, Afrika, düzleminde İslam idealini canlandırmadığımız müddetçe sancılarımızdan kurtulma çaremiz yok. Atatürk de İnönü de tarihin aynasına tutulmalı ve hiç değilse 2050li yıllara bir medeniyet projesiyle girerek ölülerin saltanatından kurtulmalıyız.

         Siyasi kekemelik öyle bir noktaya geliyor ki ya ölüm ya sıtma ikileminde bırakıyor insanı. Zamanla da savunma refleksiyle kullanılan argümanlar yeni ve daha kötü siyasal anlayışlar doğuruyor. İnönü'nün pul ve heykeline cephe alırken, putlaştırılan Atatürk algısına bir eklemede de biz bulunuyoruz. Sadece Türkiye’nin şartlarına göre değil dünyanın şer tuzaklarını da anlayıp ona göre siyaset yapacak bir kadroya ihtiyacımız var.   



Bu yazı 996 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Aralık 2014 Öğretmenin Eğitime Katkısı
    • 1 Mayıs 2010 Türkülerimiz ve Acılarımız Bağlamında Biz
    • 4 Nisan 2010 Üşüyen Değil Davası Olan MUHSİN BAŞKAN
    • 26 Mart 2010 İlahiyatçı Bilgeliğin Dayanılmaz Hafifliği: BAYRAKTAR BAYRAKLI Örneği
    • 15 Aralık 2008 O Ayakkabılardan Öpüyorum Kardeşim
    • 22 Eylül 2008 Ulusalcı Paranoya ya da Vatan Satma Töhmeti
    • 15 Eylül 2008 Hazreti Ali Atatürk Olarak Dönmüş(!)
    • 8 Eylül 2008 Oruç Bizi Nasıl Tutar?
    • 4 Eylül 2008 Yeni Müsteşriklerimiz:Ateist Bilgelerimiz
    • 27 Ağustos 2008 Farklılık mı Aykırılık mı?
    • 26 Haziran 2008 Avrupalı Turistler Niçin “Kırolarla” Evleniyor?
    • 15 Haziran 2008 Bir Zulüm Tapınağı: Banka
    • 5 Haziran 2008 Başörtülü Kızlar Bağlamında Aşk ve Evlilik
    • 25 Mayıs 2008 Eğri Duruşun Doğrucu Davutları: Yaşar Nuri ve Ahmet Hakan
    • 14 Mayıs 2008 SÜKÛTUN SESİ YA DA ÂKİF’İN RESMİ
    • 11 Mayıs 2008 Çağdaşlığın Dayanılmaz Örtüsü
    • 4 Mayıs 2008 Zamane Hokkabazı
    • 27 Nisan 2008 İsmet İnönü’nün Pul Davası Bağlamında Siyasi Kekemelik
    • 24 Nisan 2008 Ukayl bin Ebu Talip Resminden Bugüne Bakış
    • 19 Nisan 2008 23 Nisan Çocuk Bayramı İçin Laik Faşizan Çocuk Aranıyor!

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13,705 µs