En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
20 Aralık 2013

Toplumsal Yozlaşma ve Soysuzlaşma




Günde üç beş defa yüzünü yıkayan bir insanın yüzü nasıl kirden, pastan arınırsa; bilumum toplum da içtimaî (toplumsal, social) temizlik ile öyle arınır. Hızla yozlaşan, soysuzlaşan kısacası çürümekte olan toplumsal yapımızın bir temizliğe, bir panzehire muhtaç olduğu ise aşikârdır. Millî bünyedeki bu çürümenin panzehiri -bize göre- Türk kültürü ve İslâm ahlâkı olmalıdır. Mazluma dost, zâlime düşman Türk kültürü ile ‘komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diyen İslâm ahlâkı… “Benim gazoz kapağımı Bedri açtı, ama içine akıtmadı.” gibilerinden arsız kıkırdamaları değil de, imanı, ihlâsı, hayâyı, fazileti… kaynak (referans) kabûl eden bir ahlâk ne güzel ahlâktır. Dahası, bünyesinden ‘ne güzel kumandan’lar, ‘ne güzel asker’ler çıkan bu millet ne güzel bir topluluktur. Daha doğrusu bir zamanlar ne güzel milletti… Millî şairimiz Mehmet Âkif’in, “Bir zamanlar biz de millet, hem de ne milletmişiz” diye iç geçirmesi boşuna değildir elbette…

 

Monarşik, meşruti ve demokratik yönetimlerde bireysel dolayısı ile de toplumsal anlamda bir mücadele söz konusudur. Özellikle demokraside, bireyler arasındaki mücadele -bir diğer bireyin özgürlük alanlarına tecavüz etmemek kaydıyla- alabildiğince çetindir. Bu mücadeleler eğitimden, sanayiye; sanattan, idmana (spor) kadar toplumsal hayatın her alanında gözlemlenir. Türkiye mercek altına alınıp, incelendiğinde ise -maalesef- her alandan, her meşrepten, fikirden insanın bu mücadelede kaçak güreştiği ve bundan da rahatsızlık duymadığı görülür. Misâl siyasî fırkalarımız (party) kaçak güreşir. Medyamız, cemaatlerimiz hatta kahvehane erbabı vatandaşlarımız bile… Toplumsal bozulma, yozlaşma hatta soysuzlaşma o kadar almış başını gitmiştir ki, toplumun her katmanından yükselen pis kokuları sigaya çeken yığınlar, kendi çevrelerini göz ardı ederek ‘balık baştan kokar’ kolaycılığına, riyakârlığına kaçarlar. Öyle ki, bir karı satanın ‘pezevenk’ olarak nitelendirildiği bir toplumda,  yüzlercesini satınca ‘sayın’ olunur. Hâliyle bu kokuşmuşluğun başla, kıçla yahut ayakla açıklanması samimiyetten uzaktır. Hele de ağızlarından salyalar saçılan riyakârlar gürûhunun sırtından ‘vergi rekortmeni’ olunuyorsa!

 

Siyasîleri günah keçisi ilân etmenin dayanılmaz hafifliğini sonuna kadar kullanan halk katmanları; iktidara en yakın sağ fırkaya (party) oy vererek, böylece iktidarın ganimetlerinden nemalanma kaygısı imanlarının önüne geçmiş cemaatler; vergi borcunu ödememek için ellerindeki ‘köşe’leri silah olarak kullanmaya çalışan medya patronları; akaryakıt kaçakçılığı yapan armatörler; sonucu, günlerce evvelinden belli olan ihaleleri kapan işadamları; ruhsat içinde uzatılan ‘çorba parası’nı cebe indiren yol (traffic) polisleri; hasta yakınlarından ‘makas parası’ alan hekimler (doctor) dahası her kilometre taşı başında mideye bir koç indiren karayolları ekipleri… diye giden zincirleme bir kokuşmuşluk, kanı bozukluk millî bünyemizi felç etmektedir. Bu derdin çaresi -bize göre- gösterişli adliye binaları (Bunlara bir de adalet sarayı demiyorlar mı? Pes yani!) dikmek değildir. Hele de devlet kadrolarını polisle, jandarmayla doldurmak hiç değildir. Eğitim kurumlarınızla, medyanızla, sinemanızla, müziğinizle… velhâsıl-ı kelâm (sözün kısası) hayat tarzınızla insanların gönüllerini boşaltıp; fakirleştirirseniz iğrenç bir hâl almış olan kokuşmanın önüne tabi ki geçemezsiniz. Geçemediğiniz gibi de bir müddet sonra -farkında olmadan- sizler de aynı akıbeti yaşamaya başlarsınız. Peki ama ‘Avrupaî hayat tarzı’ olarak da adlandırılan ve genlerimizi yağmalamakta olan bu habis zehre karşı çâre nedir? İnsanlarımızı dolayısı ile de millî bünyemizi felç eden bu zehrin panzehiri bize göre ‘iman’dır, ‘ihlâs’tır, ‘vicdan’dır... Bu değerler, bünyelere zerk (enjekte) edildiği takdirde hastalıklı hücreler kendini yenileyecek; sevgisizlikten kurumuş gönüller yeşerecektir. Yûnus Emre’nin de işaret buyurduğu gibi ‘yaradılanı, Yaradandan ötürü seven’ bir değerler manzumesi, toplumsal yapıyı sapasağlam kılacaktır kuşkusuz. Dahası ‘kul hakkıyla karşıma gelmeyin’ ihtarı bile meselenin kökünden hâlledilmesi için başlı başına bir devâdır. Amma velâkin Allah’tan gelen bu ihtarı idrâk edebilecek beceriye sahip bireyler yetiştirebiliyor muyuz (ki yetiştiremiyoruz), bu noktanın da iyi tahlil edilmesi gerekmektedir.

 

Osmanlı’da çok güzel bir deyiş vardır hani: “Dinime dahleden bari Müselman olsa” diye… Bu incelik yüklü düstûrun idrâkinde olan her kul gibi biz de insanların dinine, diyanetine söz söyleme kabalığını, softalığını, soytarılığını tatbik etmekten imtina ediyoruz (sakınmak) dostlar. Zira Allah-û Teâlâ bu yetkiyi velîlerine, peygamberlerine hatta ve hatta âlemlerin yaratılmasına vesile kıldığı Hz. Muhammed (sav) Efendimize bile vermemiştir. İmanın kimde olduğu meselesi Allah katında bir sırdır. Bu sır kıyamet günü ifşâ olacaktır. Bununla birlikte bireysel dolayısı ile de toplumsal çözülme ve çürüme alıp başını giderken, milletin hâli içler acısı iken bu duruma bir çâre bulmaya çalışmak da ‘düşünen’ insanların omuzlarına yüklenmiş bir vebâldir. Misâl yüzyıl önce suç oranı yok denecek kadar az olan İstanbul’da, bugün yaşanan serencâm bile birşeylerin yolunda gitmediğinin delilidir. Peki, çözüm nedir? Çözüm -bize göre- polis ve/veya jandarma devleti vücuda getirmek değil; vicdanı, bireysel aklın ve bireysel hissin başına kadı tayin etmektir. Asr-ı Saadete en yakın toplumsal hayatı yaşamış bir Osmanlı’dan ilhâm almaktır. Medeniyetin sadece hızlı arabalara binmek, yüksek binalarda oturmak demek olmadığının; damarlarımızda taşıdığımız kanın hakkını vermek zorunda olduğumuzun da bilincinde olmaktır. Gâzi Mustafa Kemal’in tabiriyle ‘asil kan’ın hakkını! Bilmem anlatabildim mi?    Serik–31.01.2010 

 

Aziz Dolu Atabey          

http://azizdolu.blogcu.com/

Güzel Ülke

http://www.facebook.com/groups/guzelulke/

 

 

 

 



Bu yazı 366 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,091 µs