En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
4 Mart 2013

Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti



ABD devlet başkanlarından Kennedy'nin bir ihtarı, 55 yıldan beri aklımda: "Dünyanın neresinde olursa olsun, bir ABD vatandaşına yapılan bir haksızlığı, bütün ABD milletine yapılmış kabul ederim!" Bu ihtarı okuyunca, ciddi bir devlet başkanı böyle konuşur dedim. 
Fransa Cumhurbaşkanı General de Gaulle de, benzer bir asaletle sesini yükseltmişti: "Dünyanın neresinde bir Fransız vatandaşı yaşıyorsa, bilinmelidir ki, bütün Fransız milletinin kalbi, o Fransız vatandaşının kalbiyle birlikte atmaktadır!" Biliyorum ki, ciddi bir tarih şuuruyla yetişmiş her devlet adamı, her devlet vatandaşı, böyle düşünmekte, böyle konuşmakta ve yazmaktadır. Ben de bir Türk olarak, aynen Kennedy gibi, aynen de Gaulle gibi düşünüyorum. Sevgiye yasak konulabilir mi? Sevgiye sınır çizilebilir mi? 
Bu bakımdan 1992 yılının 26 Şubat'ında, Azerbaycan'ın Hocalı şehrinde, 613 soydaşımızın Ermeniler tarafından katledilmesinin acısını, 21 yıldan beri yüreğimde hissediyorum. Hocalı'daki o dehşetli katliamı, yaşadığım müddetçe unutmayacağım. Çünkü bir şiirimde de belirttiğim gibi: Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır! Azerbaycan'da yaşayan soydaşlarımız da Oğuz boyundandır, Türkiye Türkleri olarak biz de Oğuz boyundanız. Onlar da Müslümandırlar, biz de Müslümanız! 
Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: "Kişi kavmini sevmekle suçlanamaz!" Yunus Emre'nin ifadesiyle "Yaratılanı, Yaratandan ötürü hoş görmek, sevmek" gerekiyorsa, Azerbaycan'da, bizim soyumuzdan yaratılan kimselere karşı, neden kayıtsız kalalım? 
Ama bilmeliyiz ki Rusya, bizim Azerbaycan'da yaşayan soydaşlarımızı onların da bizi tanımasını sevmesini bilmesini kat'iyyen istemiyor. Rusya, bu düşüncede olduğu için, 1920 yılında Azerbaycan sınırı tespit edilirken Türkiye ile Azerbaycan arasına, Ermenistan dediği toprakları bir kanlı kılıç gibi soktu. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle haince düşünülmüş bir sınır tesbiti yoktur. Rusya bu uygulamayı, Türkiye Türklüğüyle Türkistan Türklüğünü birbirinden ayırmak için ortaya koydu. Bir benzetme yapmak için diyebilirim ki, Dünya Türklüğünün başı Türkiye'dir. Gövdesi Türkistandır. Azerbaycan ise boyundur, boğazdır. Rusya, bizim idarecilerimizin de gafletinden, cehaletinden istifade ederek, başla-gövde arasındaki boyuna, boğaza, kanlı çizmesiyle, 1920 yılında, olanca hıncıyla basmaya başladı. Rus'un bu hain davranışını, Komünist sistem, 1991 yılında kendiliğinden çökünce apaçık gördük ama işin işten geçtiğini çok geç anladık. Şimdi lütfen dikkat buyurun; bizim ticaret TIR'larımız 1991 yılında Azerbaycan'a ve Türkistan'a doğru yola çıktılar. Iğdır'dan Nahçivan toprağına geçtiler. Nahçivan Azerbaycan toprağıdır. Yollarına devam edince, karşılarına Ermenistan toprakları çıktı. Ermeni yetkililer dediler ki: "Size yol vermiyoruz, geçemezsiniz!" TIR'larımız güneye doğru indiler karşılarına İran toprakları çıktı. İran idarecileri dediler ki: "Yasaktır, bırakmayız!" Bu yasaklamadan sonra TIR'larımız Nahçivan topraklarından kuzeye doğru döndüler, karşılarına Gürcistan çıktı. Gürcüler dediler ki: "Bizim topraklarımızdan geçemezsiniz, olmaz!" Gürcistan, Ermenistan, İran topraklarının batısında tekrar Azerbaycan toprakları uzanıyordu. Ermenistan yüksek bir demir perde gibi karşımıza dikiliyordu. Türkiyemizden rahatlıkla Azerbaycan'a ve Türkistan'a geçemiyoruz. "Bu çok mu önemli?" diyorsanız, size derim ki, milyon kere, milyar kere önemli. Yani, ağzınızı ve burnunuzu bantla kapatmak ne ise, Türkiye ile Azerbaycan ve Türkistan arasına Ermenistan topraklarını sokmak da odur. Bu bölünmeyi Stalin yaptı. Stalin, Nazım Hikmet'in önünde secdeye kapandığı kanlı diktatördü. Kâfir ötesi kâfirdi... [1]

Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti -2-

Hocalı katliamı üzerinden 21 yıl geçti. Bu münasebetle, çeşitli şehirlerimizde o vahşeti lânetleyen toplantılar yapıldı. Hocalı vahşetinde çekilen fotoğraflar sergilendi. Ben de İstanbul'da, Marmara Üniversitesinde yapılan programda konuştum. Konferans salonu girişinde sıralanan dehşet verici resimlere, anlatılmaz bir hüzünle baktım. Yıllar önce, Başbakanlık Arşivleri Genel Müdürlüğümüzün bizdeki Ermeni ayaklanmaları ve katliamlarıyla ilgili ve tamamen resmî belgelere dayalı Ermeni Mezalimi üzerine yayımlanan 4 ciltlik eseri okuduğum için, Hocalı vahşetinden çekilen resimler bana şaşırtıcı gelmedi. Gördüm ki, 1914-1915 yıllarında, Doğu ve Güneydoğu illerimizde, bâzı Ermeniler, hangi usullerle büyük katliamlara girişmişlerse, 77 yıl sonra, 26 Şubat 1992 tarihinde de, Hocalı'da aynı vahşetle, aynı canavarlıkla soydaşlarımızı, kadın, çocuk, ihtiyar, hasta demeden parçalayarak öldürmüşlerdir. 
ÜSKÜP'TEN KOSOVA'YA isimli kitabımı okuyanlar, orada Âşık Kahraman isimli bir halk şairimizin, Kars'ın KALO köyünde 660 köylümüzün Ermeniler tarafından nasıl öldürüldüklerini görmüşlerdir. O uzun şiiri buraya alacak değilim. Ama Âşık Kahraman'ın o ölüm destanını okuyunca anlıyoruz ki, bin yıl beraberce insan gibi yaşadığımız, kendilerine "Gözünüzün üstünde kaşınız var!" demediğimiz Ermeniler, Rusların, İngilizlerin, Fransızların oyunlarına gelerek, Birinci Dünya Savaşının en buhranlı günlerinde, bizi arkamızdan vurmuşlar. Öyle kurşunla veya hançerle değil, insanlarımızı camilere veya samanlıklara doldurarak diri diri yakmışlar. Kuyulara, göllere atmışlar. İnsanlarımızı duvarlara veya kapılara avuç içlerinden çivileyerek derilerini soymuşlar. 
Gözlerini çıkarmışlar, kulaklarını, burunlarını kesmişler, hamile kadınlarımızın karınlarını deşerek bebeklerini çekip süngülemişler, insanlarımızın yanlarına cepler açarak, ellerini o ceplerin içine sokmuşlar. Kadınlarımıza, kızlarımıza tecavüz etmişler ve daha neler, neler, neler... İnanıyorum ki bizim bin insanımızdan biri değil on bin insanımızdan biri bile, bu Başbakanlık Arşivlerinden hazırlanan eseri okumamışlardır. Bu bakımdan, ağızlarını açıp 1915 olayları üzerine tek cümle söyleyemiyorlar. Ben Hocalı vahşetinde çekilen resimlere şaşırarak bakmadım. O vahşeti anlatan bazı yabancı gazetecilerin ve ajansların yazdıkları karşısında da dehşete düşmedim. Çünkü bildiklerimi görüyor ve duyuyorum. İşte o haberden sadece ikisi: 
Rusya'nın İzvestiya gazetesinin muhabiri Beliks, şunları yazıyor: "Olaydan bir süre sonra AĞDAM iline geldik. Buraya, Hocalı'da katledilenlerin cesetleri getiriliyordu. Gördüklerim dehşetli kâbus gibiydi. Hatta bence, kâbus, bu kadar korkunç olamazdı: Çıkarılmış gözler derisi soyulmuş kafatasları, kesilmiş başlar, kulaklar..." 
Rus binbaşı Leonid Kravets'in anlattıkları da şöyle: "26 Şubat 1992 tarihinde Han Kentine yaralıları taşıyordum. Askeran kentinde, bir tepenin yamacında iki yüz kadar ceset vardı. Bizim ekipte, Azeri Türkü olan bir yüzbaşı da bulunuyordu. O adam orada, dört yaşındaki oğlunu, başı parçalanmış bir şekilde buldu ve zavallı, o anda bayıldı..." 
Ermeniler, 26 Şubat 1992 tarihinde, 366 sayılı Rus Motorlu Alayı'nın zırhlı araçlarıyla birlikte, Hocalı'ya saldırdılar. Silahsız, savunmasız, ordusuz Hocalı Türkü'nden 613 kişiyi canavarca duygularla öldürdüler. Bunların 63'ü, 3 ila 15 yaşlarındaki çocuklardı. 106'sı kadınlarımızdı. 544'ü yaşlı ve genç, ama silahsız, ama çaresiz soydaşlarımızdı. Ermeniler Azerbaycan toprağının %20'sini işgal ettiler. 6 şehrimizi, 800 köyümüzü, 700 sağlık merkezimizi, 1400 kadar ilk ve orta okulumuzu, 1000'e yakın sosyal tesislerimizi yakıp yıktılar. Hür dünya, bu vahşet karşısında sessiz, sedasız... [2]

Kaynak:
[1] http://www.tg.com.tr/makaledetay.aspx?ID=566539#.UTxeQ9bxqCk
[2] http://www.tg.com.tr/makaledetay.aspx?ID=566626#.UTxeedbxqCk


Bu yazı 424 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,263 µs