En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
1 Ekim 2012

Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...



Önce bir hususu açık belirtmek istiyorum: Bu yazının hiçbir hukuki gerekçesi yoktur. Baştan sona kadar, bu bir gönül beyannamesidir. Yazımı böyle bilmenizi, böyle okumanızı talep ediyorum... 
Balyoz davasının tek hâkimi ben olsaydım ve kayıtsız-şartsız yetkilerle yüklü bulunsaydım o davanın bütün sanıklarını derhal ordudan uzaklaştırır, yani askerlikle ilişkilerini keser, ama bir tekine bile bir günlük hapis cezası vermezdim. Sanık avukatlarının basına intikal eden itirazlarını okumuşsunuzdur. Diyorlar ki: Şu, şu, şu şahitlerimiz dinlenmedi. Şu, şu, şu gemiler, yurtlar, merkezler... zabıt tarihlerinde kurulmamışlardı. Şu, şu, şu belgelerin düzmece olduğu bilirkişi raporlarıyla anlaşılmıştır. Filan falan... 
Ben bu Balyoz davasının tek hâkimi olsaydım, bu ve benzeri itirazların hiçbirisi yapılmamış olsaydı bile, vereceğim hüküm değişmezdi. Şimdi elbette soracaksınız: Darbe taraftarı olduğunuz için mi böyle bir karar vereceksiniz? Milyon kere asla! Milyon kere kat’iyyen bir askerî darbeye taraftar değilim. Çünkü okuduklarımla ve yaşadıklarımla biliyorum ki bir askerî darbenin, ordumuza da, milletimize de, vatanımıza da çok büyük zararları vardır. Peki öyleyse neden, Balyoz davasında verilen cezalardan şikâyetçiyim: 
Bizim üzerinde hiç durmadığımız, cevabını hiç bilmediğimiz dolayısıyla sorusunu da hiç sormadığımız çok mühim bir çilemiz var: Neden Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde o ülkelerin orduları kat’iyyen hükümet darbelerine girişmiyorlar da bizde ve Orta Doğu ülkelerinde ordular ikide bir vatanı kurtarmaya (!) kalkışıyorlar? Niçin Niçin? Niçin? Bana göre bunun çeşitli sebeplerinin başında çok yanlış bir eğitim sistemi geliyor. 27 Mayıs darbesi yapıldığında Ankara Hukuk Fakültesinin son sınıfında idim. 21 Şubat ayaklanmasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında yedek subaydım. 12 Eylül darbesi olduğunda Kültür Bakanlığında Müsteşar yardımcısıydım. Dolayısiyle komutanlarımızın hem darbe sebeplerini, hem de darbe devirlerindeki davranışlarını uygulamalarını yakından, hatta çok yakından okumak, dinlemek, görmek, duymak imkanlarına sahiptim. Her darbe veya muhtıra sonrasında, misilsiz acılarla, çok büyük utançlarla karşı karşıya kaldığımı yazmak mecburiyetindeyim. O acıları o utanç yüklü günleri böyle sütunlarda değil, bir roman hacminde yazabilirim. 
Bizde bütün hükümet darbelerinin ve muhtıraların temelinde, Atatürk, Atatürk inkılapları, Atatürkçü düşünceler vardır. Açın okuyun 27 Mayıs felaketinden sonra Cumhuriyet gazetemizde Yaşar Kemal’in ve Cevat Fehmi Başkut’un 27 Mayıs darbecileriyle yaptıkları konuşmaları. Darbeci subayların hepsi de “Atatürkçü olduklarını, Atatürk’ü çok sevdiklerini, Atatürk Cumhuriyetini ve Atatürk Anayasasını korumak için Demokrat Parti iktidarını devirdiklerini” söylemektedirler. Kendilerine sorulmaktadır: 
-Hangi kitapları okudunuz? Sizi en çok hangi kitap etkiledi? 
Darbeci subayların pek çoğu bir tek kitap ismi söylemektedirler: 
- Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde isimli kitabı beni çok etkiledi. 
Başka? Başka kitap ismi yok! Önce şu hususu bilhassa belirtmek istiyorum: 10 yıllık Demokrat Parti iktidarının (1950-1960) ülkemize kazandırdıkları, 27 yıllık CHP iktidarının kazandırdıklarından en az on misli veya yüz misli daha fazladır. Sonra bütün askerî okullarımızda Atatürk, müstakbel komutanlarımıza 10 ayrı madde halinde çok yanlış anlatılmaktadır. O çok yanlış Atatürkçülük anlayışından vazgeçilmediği takdirde, Türkiye yeni hükümet darbeleriyle sarsılıp duracaktır. O çok yanlış Atatürkçülük eğitimini de yarın yazacağım.[1] 

Ordusuz millet, ordusuz devlet olmaz veya çok yanlış bir Atatürkçülük eğitimi

Bütün askerî okullarımızda Atatürk 10 ayrı madde altında genç subaylarımıza şöyle anlatılmaktadır. “1- Atatürk en büyük insandır. 2- Atatürk en büyük Türk’tür. 3- Atatürk en büyük komutandır. 4- Atatürk en büyük dâhidir. 5- Atatürk en büyük teşkilatçıdır. 6- Atatürk en büyük inkılapçıdır. 7-Atatürk en büyük öğretmendir. 8- Atatürk en büyük siyaset adamıdır. 9- Atatürk en büyük devlet adamıdır. 10- Atatürk en büyük liderdir...” Bu 10 maddeyi bilmeyenler cezalandırılmaktadırlar. 
Burada belirtilen 10 maddenin 10’u da yanlıştır. Atatürk’ün büyük bir insan, büyük bir Türk, büyük bir komutan, büyük bir inkılapçı, olduğu doğrudur. Ama Atatürk en büyük insan, en büyük Türk, en büyük dâhi, en büyük devlet ve siyaset adamı değildir. Bu vasıfların başlarına konulan “en” zarfını mutlaka silmek kullanmamak lazım. Çünkü “En büyük Türk”, “En büyük kahraman”, “En büyük dâhi...” şahıslara, milletlere, devletlere, dinlere... göre başka başkadır. Atatürk’ü bu sıfatlarla anlatmak ve anmak yanlışın ötesinde yanlıştır. Evvela bu kafa; bizi bütün dünya milletlerinin önünde çıkmazlara sokacaktır. Sonra, çok daha önemlisi “Atatürk’ü en büyük devlet adamı, en büyük siyaset adamı, en büyük öğretmen en büyük dâhi en büyük lider” olarak öğrenen öyle bilen öyle sanan öyle inanan komutanlarımız, bizim yeni devlet ve siyaset adamlarımızı kat’iyyen sevmeyecekler, benimsemeyecekler, vatanımızı o yeni siyasetçilerin elinden kurtarmak için yeni hükümet darbeleri yapmayı düşüneceklerdir. Samimiyetle inanıyorum ki 27 Mayıs darbesinin Lideri Cemal Gürsel Paşa da 12 Eylül darbesinin öncüsü Kenan Evren Paşa da Atatürk’ü çok ama çok ama çok seviyorlardı. Onların Atatürk sevgisini tartacak bir kantar bulmak imkansızdı. Ama Cemal Gürsel Paşa da Kenan Evren Paşa da diğer darbeci subayların pek çoğu da bana göre Atatürk üzerine yazılan bir ciddi kitap okumamışlardı. Bütün bu darbeci subayları biz yetiştirdik. Bizim yanlış eğitim sistemimiz bu darbecileri ordumuzun milletimizin başına getirdi. Peki ama bir aşçı pişirdiği yemekten, bir terzi diktiği elbiseden bir mimar yükselttiği bir eserden nasıl şikayetçi olabilir? Biz komutanlarımıza demokrasiye, insan haklarına, birlik beraberlik davamıza saygılı olmayı ciddi bir eğitim sistemiyle öğretemediysek, öğretemiyorsak onlardan başka ne bekleyebiliriz? 
Ben bir Türk milliyetçisiyim. Bu bakımdan 27 Mayıs darbesinin de 12 Eylül ayaklanmasının da acılarını çok çektim. Evvela benim aşk derecesinde sevdiğim ordum, bana ve benim düşüncemde olan Türk milliyetçilerine karşı âdeta bir müstevli ordusunun zulmüyle davrandı. Binlerce, on binlerce vatan evladını doğduklarına pişman etti: Dövdü, sövdü, astı, sürdü, cezaevlerinde çürüttü... Ama bütün bunlara rağmen yeminle ifade ediyorum ki: Ben bu Balyoz davasının tek yetkili hâkimi olsaydım, bir tek komutanımızı bile cezalandırmazdım. Onları ordumuzdan tasfiye ederdim ama cezaevlerine sokmazdım. Bunun çok önemli iki sebebi var: 
Evvela ben askerliği aşk derecesinde seven bir kimseyim. Sonra bütün Türk Cumhuriyetlerine 10 defa gidip geldim. Yeni Türk Cumhuriyetleri üzerine 101 TV programı hazırladım ve sundum. Bütün Türkistan’ın Rus orduları karşısında sessiz sedasız teslim olduklarını gördüm. O esarete her Türk Cumhuriyetinde isyan ettim. Bana dediler ki: 
“Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! Ordumuz olmayınca Ruslar, âdeta ellerini kollarını sallayarak ülkemize girdiler Esaretimiz ondandır...” 
Anladım ki ordusuz millet, ordusuz devlet olmaz. Bizim namusumuz, şerefimiz, hürriyetimiz, ordumuzun gücüne kuvvetine bağlı varsın ordumuz bize zulmetsin ama biz ordumuza kötü bir gözle bakmayalım. Doğru bir eğitimle darbeci subayları ayıklaya ayıklaya ordu millet bütünlüğünü sağlayalım. Ben böyle düşünüyorum.[2]

Kaynak:
[1] http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=550590#.UHMkgpg2b1s
[2]http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=550685#.UHMlPJg2b1s


Bu yazı 363 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,405 µs