En Sıcak Konular

Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
Konuk Yazar-Türk Yurdu
Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
15 Nisan 2012

12 Eylül Davası Bu Haliyle Sonuçsuz Bir Girişim Olarak Kalacaktır



12 Eylül askeri müdahalesinin yargılanması garip bir tarzda, festival havasında başladı. İlk günkü duruşmada, 80 öncesi anarşi döneminde adlarına sıkça rastlanan bu olayların failleri olarak yargılanan illegal örgütlerin mensupları, yöneticileri, o yılların Marksizm-Maoizmin  aktivistlerinin  oluşturduğu kalabalık gruplar, hazırladıkları pankartlarla, sloganlarıyla adliye bahçesini gösteri alanına çevirdiler.

Duruşma sırasında da buna benzer tablolar yaşandı. Müdahil olmak için talepte bulananların sayısını birkaç yüzü bulması daha başından davanın ciddiyeti üzerinde kuşkular oluşmasına yol açtı.

Böylesine tarihî nitelikli, önemli bir davanın sanıklarının  yatalak iki ihtiyardan ibaret olmasının yanlışlığı ilk günden ortaya çıkmış bulunuyor.

Oysa daha farklı bir yaklaşım sergilenebilseydi gerçekten tarihî bir açılım yapmak, 27 Mayıstan bu yana devam eden darbecilik geleneğiyle yüzleşmek, gerçekleri ortaya koyarak demokrasimizin geleneğini tahkim etmek mümkün olabilirdi.

Çünkü öncekiler bir yana, 12 Eylül darbesini arka planında neler olduğu, müdahalenin alt yapısının nasıl hazırlandığı, hangi merkezlerden destek aldığı hâlâ tam olarak bilinmiyor. Şimdiye kadar bu konuya ilişkin olarak yapılan açıklamalardan, birilerinin darbenin yapılmasını sağlamak üzere ray döşedikleri, başta siyasetçiler, ülkeyi yönetenler olmak üzere, toplumu bilinçli şekilde bu noktaya yönlendirdikleri anlaşılabiliyor.  Ancak bunların daha net olarak görülebilmesi için, iki yaşlı ve hasta ihtiyarın dışında o yıllarda görev yapan birçok sivil ve askerin dinlenmesi, etraflı bir soruşturmanın yapılması gerekiyor.

O karanlık yıllarda, başta Ankara olmak üzere, Anadolu’nun birçok bölgesinde işlenen cinayetlerin faili olan, komünist bir yönetimin kurulması için silahlı eylem yapmayı yöntem olarak benimseyip uygulayan DEV-YOL (Devrimci Yol) vb örgütlerinin merkez yönetimlerinin  bu davada mağdur sıfatıyla başrolde yer almaya çalışmaları trajik-komik bir manzaradır.

Dev-Yol hakkında 80’lerin başlarında açılan dava, birkaç ay önce zaman aşımından düşürülünce kendilerini aklanmış sayıyorlar; ellerindeki kanları silip pakladılar mı?

Katlettikleri onca insan, milliyetçi, ülkücü, MHP’li olmaktan başka günahı bulunmayan kurbanlar unutulacak mı? 
1974 -80 arasında ülkeyi kan gölüne çeviren bu terörist örgütler, 1967 yılından itibaren üniversitelerde ortaya çıkan “öncü savaş” yöntemiyle “milli demokratik devrim” yaparak sol-sosyalist düzenin ilk aşamasını gerçekleştirmek isteyen,  bir kısım askerlerle yakın işbirliği içerisinden çalışan darbeci bir geleneğin devamıdır.

Ağabeyleri Deniz Gezmişler, Sinan Cemgiller vb. bu amaca ulaşmak  için THKO  örgütünü kurup, Beka Vadisine gidip gerilla eğitimi alarak dağa çıkmaya, finansman için  banka soymaya kalkışırken,  diğer bir grup Mahir Çayan’ın önderliğinde THKP-C  örgütü çevresinde toplanarak şehir gerillacılığı yoluyla amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Ancak eylemlerini fazla geliştirmeye  zaman bulamadan bazıları güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmalarda hayatlarını kaybederken,  bazılar da  yakalanıp  yargılanmaya başladılar.

74 affıyla bu illegal örgüt militanlarının tamamı hapishanelerden salıverildiler. İçeriden  çıkanlarla dışarıdakiler vakit geçirmeden buluşarak Dev-Yol, Dev-Sol, Halkın Kurtuluşu vb.. adlarla örgütlenerek Marksist bir  düzen kurmak amacıyla çok daha  kanlı eylemler başlattılar. Kendilerine engel gördükleri, teslim alamadıkları ülkücüler, milliyetçiler başta olmak üzere herkesi acımasızca katletmeye başladılar.  Üniversiteler, mahalleler, bazı fabrikalar bunların işgalindeydi. 1979’da  İzmir Tariş’teki işgali kaldırmak isteyen güvenlik güçleriyle iki gün boyunca  çatıştılar. İtiraz edip direnenleri, kendilerini savunmaya çalışanları o gündür bu gündür faşistler olarak tanımlayıp suçluyorlar. Bu dönemdeki terör olaylarının ülkede rejim değişikliğine yönelik örtülü bir işgal olduğunu algılayamayanlar ise meseleyi hâlâ sağ-sol sataşması diye tanımlıyorlar.

Bu illegal örgüt militanları yaptıklarını bir kenara bırakarak, hatta meşru ve haklı sayarak,  kendilerine mağdur ve mazlum görüntüsü vererek kamuoyunu kazanmak, özellikle o dönemin olaylarını yaşları dolayısıyla bilmek durumunda olmayan insanların zihinlerini çelmek istiyorlar. Bu hususta basındaki etkileri nedeniyle tek yanlı anlatım ve propaganda imkânları  bulunduğunda hayli avantajlı oldukları  bir gerçek.

12 Eylül müdahalesiyle gerçekten hesaplaşılmak isteniyorsa, dava bu hâliyle bunu sağlayamaz; TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin girişim çerçevesi doğru tespit edilmesi ve ciddiyetle yürütülmesi  şartıyla  yararlı olabilir.

12 Eylül’e doğru terörün tırmanmasını kışkırtan, yönlendiren, müdahale için zemin hazırlayan bir irade var mıydı?  Kahramanmaraş gibi kitlesel olaylarda, İstanbul Üniversitesi kapısındaki patlamada, Gün Sazak’ın şehit edilmesinde, MHP Genel Merkezi’ne saldırılmasında talimatı verenler kimlerdi? Toplumsal bir kargaşa ve daha da ötesinde çatışmayı kimler istiyordu?

12 Eylül müdahalesi daha başlamadan, saat 12 sularında MHP Genel Merkezi’nin bulunduğu Bahçelievler 3. Caddeye tank gönderip direği devirerek elektriklerin kesilmesini sağlamak, diğer parti genel merkezlerinde arama başlamadan 8 saat önce karanlıkta arama yaptırtmak, olay yeri zaptı tutmaya gerek bile görmeden  daha sonra aslı esası olmayan sözde bulguları belge diye ilan etmek kimin fikriydi?

O tarihte Genel Kurmay Harekât Başkanı olan ve kısa bir süre önce   Ankara Sıkıyönetim Komutanı iken  MHP Milletvekillerini tartışıp şikâyetçi oldukları Org. Nihat Özer’in bu uygulamalardaki rolü  var mıydı?

Lokman Kundakçı ile ( Almanya’daki Türk Federasyonu eski Başkanı)  Aydınlık Gazetesi’nin bu ülkedeki bürosunda ilişki kurup, istedikleri doğrultuda ifade vermesini temin etmek, özel olarak Türkiye’ye getirip çiftlikteki MİT binasında dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in nezaretinde bunu resmileştirmek  hazırlanan bir planın parçası mıydı?Doğrudan Türkeş’i hedef alıp asılsız iddialarla suçlayan bu ifade,  bilahare savcı Nurettin Soyel’in MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasındaki iddianamesinin çatısını oluşturduğuna göre,  müdahale öncesinde kimler neyi tanzim etmek istediler?

12 Eylül döneminde MGK Genel Sekreteri sıfatıyla darbeyi planlayıp yürüten, bu operasyonun esas beyni  olan ve geçen yıl vefat eden Org. Haydar  Saltık’ın bu süreçteki etkisini ve yerini ortaya koyacak bilgiler neden araştırılmıyor?

Mamak’taki işkencelerin bir numaralı faili Alb.Raşit Tetik, C-5 denilen özel işkence mekânını kullanarak ülkücülere sadistçe işkence yapmaktan zevk alan ve isimlerini herkesin bildiği polisler neden ortada yoklar?

Bu sorular kolaylıkla çoğaltılabilir. Milletin  vicdanı olan TBMM  araştırma komisyonunu kurarak ciddi bir soruşturma  yapabilirse yakın tarih aydınlatılabilir. Bu yapıldığında ne mahkeme bahçesini ve duruşma salonunu propaganda alanı yapmak isteyen, ellerinde kan izleri hâlâ duran gönüllü militanları, ne de Kahramanmaraş ve yıllar sonraki Sivas gibi facialardan nemalanmaya çalışanlara fırsat verilmemiş olur.


Bu yazı 472 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Nisan 2012 12 Eylül Davası Bu Haliyle Sonuçsuz Bir Girişim Olarak Kalacaktır
    • 28 Mart 2012 Türk Ocakları bu yıl 100.ncü yılını kutluyor
    • 3 Mart 2012 Eğitim Meselesi Siyasallaştırılmamalı
    • 11 Şubat 2012 Yılmaz Öztuna Hakka Yürüdü
    • 10 Şubat 2012 Tarihi Binamız Neden Alınamadı, Nasıl Alınabilir?
    • 1 Şubat 2012 Fransa Parlamentosu ve Sarkozy Türkiyeye Tarih Bir İmkn Sunuyor
    • 15 Ocak 2012 Bir Milli Kahramanı Kaybettik Türk Milletinin Başı Sağolsun
    • 7 Ocak 2012 Uludere Faciası Ahlksızca İstismara Çalışılıyor
    • 30 Aralık 2011 Türkiye Herşeye Rağmen Büyük ve Güçlü Bir Ülkedir
    • 20 Aralık 2011 Türk Ordusu Bu Sataşmalara Müstahak Değildir
    • 5 Aralık 2011 Dersim’in Nedense Konuşulmayan Tarihçesi
    • 26 Kasım 2011 Yeni Anayasa Hazırlıkları Fetiş Haline Getirilmemelidir
    • 5 Kasım 2011 KCK Operasyonlarına Gösterilen Tepkilerin İdeolojik Anlamı Üzerine
    • 21 Ekim 2011 Milli Politika Zarureti
    • 10 Ekim 2011 Türk Toplumunun Sinir Uçlarıyla Oynanmamalı
    • 25 Eylül 2011 Yirmibirinci Yüzyılda Nasıl Bir Türk Ocağı?
    • 6 Eylül 2011 İsrail ile Savaşın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Tarihi Gafın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Işık Koşaner’e Tepkiler Haklı Sayılabilir mi?
    • 15 Ağustos 2011 Suriye’deki Olaylara İlgisiz Kalamayız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,545 µs