En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
9 Nisan 2012

Ordumuzu siyasete bulaştırmamak



Araba devrildikten sonra yol gösterenler...

Atalarımız çok doğru söylemişler, "Araba devrildikten sonra yol gösterenler çok olur" demişler. Önemli olan, arabanın devrilmesini beklemeden veya arabayı devirmeden doğruyu görmek ve göstermektir. İş işten geçtikten yâni "Basra harab olduktan sonra" diz dövmenin, hiçbir faydası olmuyor. 

Dün, Kenan Evren ve arkadaşlarına alkış tutanlar, bugün onların cezalandırılmaları için kıyametler koparıyorlar. Hadiselere, derin bir hüzünle bakıyorum. 
Biz 29 Ekim 1923'te, padişahlık rejimini yıkarak Cumhuriyeti kurduk. Yalnız, muhalefetsiz bir Cumhuriyetle milletimizi idareye kalkıştık. Muhalefetsiz Cumhuriyet olur mu? Cumhuriyet döneminin ilk muhalefet partisini, Kâzım Karabekir Paşa ve arkadaşları kurdular. Fakat devrin iktidar partisi olan CHP'yi karşılarında buldular. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ancak 4 ay yaşayabildi. 
Bütün valilerimiz, CHP'nin aynı zamanda il başkanlarıydılar. Valilerimizin astığı astık, kestiği kestikti. Çok kötü bir idare, başını almış gitmişti. Atatürk, muhalefetsiz bir Cumhuriyetin faydalı neticeler vermeyeceğini görmüş ve en yakın arkadaşlarına yeni bir muhalefet partisi kurdurmuştu. Serbest Fırka zorla kurdurulmuştu. Halk büyük kalabalıklar halinde Serbest Fırka'ya kayınca, o muhalefet partisi de üç ay sonra kapatıldı. Ve Cumhuriyet rejiminde "açık oy, gizli tasnif" usulüyle seçimler yapıldı. Yani herkes bir heyet önünde oyunu açıkça kullandı, oy atma işlemi bittikten sonra sandıklar CHP İl başkanları olan valilerimizin önünde gizlice açıldı. Kim bu davranışın ahlâklı bir yol olduğunu söyleyebilir? Gerçi demokrasinin ancak bilenler ve ahlâklı olanlar tarafından kurulacağını söylüyorduk ama bilmiyor ve ahlaklı davranmıyorduk. CHP iktidarı 1946 yılında yeniden bir muhalefet partisinin kurulmasına göz yummak mecburiyetinde kaldı. 14 Mayıs 1950 seçimleri gizli oy açık tasnifle yapılınca Demokrat Parti büyük bir zafer kazandı ve meclisimize, 399 milletvekiliyle girdi. CHP 69 milletvekili çıkarabildi. 1954 seçimlerinde DP 488 milletvekiliyle daha da güçlendi. CHP, 30 sandalyeye indi. 1957 seçimlerinde DP 424, CHP 178 milletvekili çıkarabildi. Demokrasi hayatımızda çok büyük fırtına işte o seçimlerden sonra koptu. CHP muhalefette kalmaya tahammül edemiyordu. Açık açık "Bu vatanı biz kurtardık. Bu cumhuriyeti biz kurduk. Bu vatanı biz idare ederiz!" düşüncesiyle millî iradenin karşısına dikildi. Ve halkımızın katiyyen vermediği iktidar gücünü, ordumuzu siyasete bulaştırarak kapmak istedi. CHP bütün ahlâk kaidelerini çiğneyerek, dehşetli yalanlar uydurarak zihinleri bulandırdı. Bütün meydanlara, hatta TBMM duvarlarına bile: CHP+Ordu+Gençlik=İktidar formülünü yazdı. Meydan mitinglerinde, talebe nümayişlerinde: "Ordu! Ordu! Çok yaşa!" çığlıkları koparıldı. Binbir yalanla ve iftira ile, ordumuzu siyasetin içine çekmek en büyük ahlâksızlıklardan biridir. 
27 Mayıs 1960 tarihinde ordumuzdaki CHP kafalı subaylar, adi bir hükümet darbesi yaptılar. Milletimizin en çok sevilen, en başarılı Başbakanlarından Adnan Menderes'i, Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu'yu, Maliye Bakanımız Hasan Polatkan'ı idam ettiler. Bütün DP milletvekillerini cezaevlerine tıktılar. CHP o vahşet karşısında kılını bile kıpırdatmadı. Böylece daha sonra yapılan darbelere de yol açmış oldu. 12 Eylül 1980 darbesi, 27 Mayıs 1960 darbesinin tabii neticelerindendir. Dün 27 Mayıs darbesine alkış tutanların, bugün 1980 darbesine horozlanmak hakları yoktur. 

Ordumuzu siyasete bulaştırmamak

Yaşları, 50-60 civarında olanlar bilemezler. Çünkü bir meseleyi, bir olayı bilmek için ya ona bizzat şahit olmak veya o konuyu incelemek, araştırmak lazım. Biz, dünya üzerinde en az okuyan milletlerin başında bulunuyoruz. Avrupa ülkelerinde, bir yılda basılan kitaplardan bin kişiye düşen kitap sayısı 1.700-2.700 arasındadır. Türkiye'mizde ise bir yılda basılan kitaplardan bin kişiye düşen kitap sayısı sadece yedidir. Yedi! Yedi! 

Bu acı gerçeği şunun için yazıyorum: Bugün Türkiye'de pek çok kişi, kuruluş, parti... 12 Eylül darbesinin doğurduğu büyük acılardan utanç, yüklü felâketlerden şikâyetçi. Ama bilmiyoruz ki veya bilmeliyiz ki, bugün 12 Eylül davasına müdahil olmak için sıraya girenler veya o darbeden şikayetçi olanlar, dün, o darbenin yapılmasına çanak tutanlardı. Bir aşçı kendisinin pişirdiği bir yemekten nasıl şikayetçi olabilir? 
Bu sütunda, belki kırk defa yazdım. Galiba yüz kırk defa tekrarlamak mecburiyetinde kalacağım: Ordusuz millet, ordusuz devlet, ordusuz vatan olmaz. Ben yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerine on defa gidip geldim. Onlarla ilgili yüz bir TV programı hazırladım ve sundum. Soydaşlarımızın Rus esareti altına düşmelerinden büyük üzüntüler duydum. Sonra öğrendim ki Ruslar, bütün Türkistan topraklarına, âdeta ellerini kollarını sallayarak girmişler ve işin hazin tarafı bugünün yeni Türk Cumhuriyetlerini istila ettiklerinde, elli civarında ölü vermişler. Milletimizin bu büyük utancını karşılaştığım yetkililere sordum. Her Cumhuriyette aynı cevabı aldım: "Ordumuz yoktu, Ordumuz yoktu... Rusların bu topraklara ellerini kollarını sallayarak girmeleri, Ordumuzun olmamasındandı" dediler. 
Türkistan ve Azerbaycan faciasına şahit olduktan sonra bütün varlığımla inandım ki bizim Anadolu'da yaşamamız, namusumuz, şerefimiz, haysiyetimiz... Ordumuzun güçlü, vurucu, caydırıcı bir güçle varlığına bağlı. Ve yine samimiyetle inandım ki; ordumuzu bölen gücünden, birliğinden, dirliğinden... eden felâket, onun siyasete karışmasındandır, hükümet darbeleri yaparak devlet idaresine el koymasındandır. Türkiye'mizde hangi alçak, hangi hain, hangi namussuz, hangi satılmış adam, ordumuzun güçlü kuvvetli olmasını istemiyor? Şu veya bu vesileyle meydanlara dökülerek "Ordu! Ordu! Çok yaşa! veya "CHP, Ordu, gençlik iktidar" diye bağıranlar yazanlar, çizenler hakikatte en büyük, en sinsi ordu düşmanlarıdırlar. 

Dünkü yazımda belirtmiştim. CHP, 1950-1954-1957 seçimlerini kaybedince, DP iktidarının bir askerî darbeyle yıkılmasını istemişti. Yaşları 50-60 civarında olanlar bilemezler. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kürsüye çıkarak DP milletvekillerine karşı haykırmıştı: "Gideceksiniz! Hem de çok kötü bir şekilde gideceksiniz! Sizi ben bile kurtaramayacağım. Kore de Sigman Re ordusuna güveniyordu. Siz neye güveniyorsunuz! Şartlar tamam olunca ihtilal meşru olur!" demişti. Orduyu bir hükümet darbesi yapmaya açık açık davet etmişti. CHP'nin gençlik kolları Ankara-İstanbul meydanlarını doldurarak "Ordu! Ordu! Çok yaşa!", "Ordu gençlik el ele!" sloganlarıyla yeri göğü birbirine katmışlardı. 27 Mayıs darbesi olduktan sonra, İsmet İnönü, o darbeyi katiyyen kınamamış, aksine "Biz bu darbenin ne içindeyiz! Ne dışındayız!" diye beyanat vermişti. Ordu bir defa siyasete bulaştı mı yeni darbelerin yapılması tabii bir hâle gelir. Nitekim 27 Mayıs darbesinden sonra yeni yeni darbe teşebbüsleri oldu. 12 Eylül 1980 darbesi, 27 Mayıs darbesinin tabii bir uzantısıdır: 27 Mayıs darbesine davetiye çıkaranlar, 27 Mayıs günlerini bir süre bayram olarak kutlayanlar, şimdi utanmadan arlanmadan 12 Eylül darbesine yumruk sıkıyorlar. Bu gafleti anlamak mümkün değildir... 

 

NOT: Yazarın 07-08 Nisan 2012 tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir 



Bu yazı 867 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,808 µs