En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
5 Mart 2012

Hocalı mitinginde bir yanlışımız



İstanbul'da, geçen hafta yapılan Hocalı Mitingine katıldım. Hasta olmama ve kalabalıklardan çok korkmama rağmen yola çıktım. Ankara Hukuk Fakültesi'nin 2. sınıfında okurken Ceza Hukuku Profesörümüz Faruk Erem'in sözleri aklımdaydı: "Bütün iktidarlar, kalabalıklardan çok korkarlar. Çünkü kalabalıkların aklı yoktur. Kalabalıklar en cahil insanın emriyle hareket ederler. Mesela bin kişilik bir kalabalıkta konuşan bir kişiyi, adamın biri alkışlar. Birdenbire o bin kişi de alkışa katılır. Bin kişilik bir kalabalıkta, birisi kaçın diye bağırarak kaçar, kalabalık o kişinin arkasına katılır. Veya birisi vurun! vurun! vurun! diye haykırır, etrafındakiler "niçin" diye düşünmeden vururlar. Kalabalıklar çok tehlikelidirler. Kalabalıklara katılınca, aman çok dikkatli olun!.." 
İstiklâl Caddesinden Taksim Meydanına doğru yürürken Faruk Erem'in ikazını düşünüyordum. Çünkü tam bir insan mahşeri içindeydim. Zaman, zaman, nefes almakta bile zorlanıyordum: Genç kızlar, kadınlar, delikanlıklar, yaşlı-başlı erkekler, çeşitli sloganlarla haykırıyor, İstiklâl Caddesini fokurdatıyorlardı. Öfkeli bileklerin kavradığı bayraklarımız havalardaydı. Birdenbire, çiğ, çirkin, aptal bir pankart dikkatimi çekti. Yüzüme, şiddetli bir yumruk yemiş gibi oldum. Çünkü o pankart üzerinde, kırmızı harflerle şunlar yazılıydı: "Hepiniz Ermenisiniz! Hepiniz Piçsiniz!" Bu basit, bu kaba, bu çirkin pankartın indirilmesini çok istedim. Doğrusu Prof. Dr. Faruk Erem'in anlattıklarını hatırlayarak cesaret edemedim. Bir cahil adamın öfkesi, birdenbire büyüyebilirdi. Biraz kenara çekilince gördüm ki; o çirkin pankartın yüzlercesi yırtılarak yerlere atılmıştı. Ama tek-tük dahi olsa, bize katiyyen yakışmayan, yakışmayacak olan o küfürlü kartonlar, nümayişe katılan bazı gençlerin ellerinde havalanıp durmaktadırlar. 
Yine bu sütunda, daha geçen hafta, devletimizin, tamamen resmî belgelerine, Başbakanlık Arşivlerine dayanarak yazmıştım. Demiştim ki: 1915 yılında Rusya'nın İngiltere'nin Fransa'nın kışkırttıkları, silahlandırdıkları bazı Ermeni toplulukları, halkımızı ve ordularımızı arkadan vurdular. Bin yıl beraberce ve dostça yaşamamıza rağmen bazı Ermeniler bize ihanet ettiler. Bölge valilerinin, devrin İçişleri Bakanı Talat Paşa'ya gönderdikleri resmî belgelerden anlaşıldığı gibi Ermeniler, en vahşiyane duygularla üzerimize saldırdılar. Doğu Anadolumuzdaki Kürt ve Türk halkımızı sadece öldürmekle kalmadılar. Öldürdükleri kişilerin önce gözlerini oydular. Derilerini soydular. Kapılara ve direklere çivilediler. Erkeklerin baldırlarına derin cepler açarak ellerini o ceplere soktular. Cinsiyet uzuvlarını keserek ağızlarına koydular. İnsanlarımızı camilere doldurarak diri diri yaktılar. Canlı canlı kuyulara gömdüler. Hamile annelerin karınlarını deşerek çocuklarını çekip aldılar. O çocukların etlerini tandırlarda kızartarak annelere yedirmek istediler. Ve daha neler, neler, neler... 

Bütün bu canavarca hislerle işlenen cinayetler, bizim Başbakanlık Arşivlerimizde bulunmaktadır. Bütünüyle doğrudur. Doğrudur ama en az yüz bin kişinin katıldığı bir büyük nümayişte, bir kişinin bile olsa "Hepiniz Ermenisiniz! Hepiniz Piçsiniz!" cümleleriyle yüklü bir pankart taşıması da yanlıştır. Bin kere, milyon kere yanlıştır. Çünkü bize yakışmaz. Biz düşmanlarımızla, bize ihanet edenlerle meydanlarda erkekçe savaşırız. Ama bir milleti topyekûn piçlikle suçlamayız. Suçlayamayız. Böyle bir tavır, milletimizin asâletine yakışmaz. Dikkatli olmalıyız. Milletimizin büyüklüğüne katiyyen gölge düşürmemeliyiz! 

Alkışlanacak bir Ermeni vatandaşımız: Sevan İnce

Lütfen açın okuyun Yılmaz Öztuna’nın BÜYÜK TÜRKİYE TARİHİ isimli 14 ciltlik muhteşem eserinin 4. cildini. Orada, 488. sayfada göreceksiniz ki, 3. Sultan Murad devrinde, 1595 yılında, devletimizin yüzölçümü 23 milyon 337 bin 600 km2 idi. Yâni Osmanlı devleti, bugünkü Türkiye’den 30 misli daha büyük bir coğrafya üzerinde hükümrandı. Peki biz neden 23 milyon 337 bin 600 km2’den, 780 bin km2’ye düştük? Bunun cevabını da Romen devlet adamı T.G. DJUVARA’nın (Cuvara) TÜRKİYE’Yİ PARÇALAMAK İÇİN YÜZ PLAN isimli kitabında bulacaksınız. Cuvara Hristiyan Batı dünyasının Osmanlı devletini bölmek parçalamak için nasıl yüz plân hazırladığını çok ciddi bir çalışmadan sonra tesbit etti. Çalışmasını Fransa’nın SORBON Üniversitesine götürdü. Üniversitenin tarih bölümü, Cuvera’nın çalışmasını çok yerinde buldu ve onu tarih doktoru unvanıyla kucakladı. Cuvera’nın bu mükemmel çalışması, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları arasında çıktı. Kitap 198 sayfadır. Fiyatı 5 liradır. 

Biz, 1878 yılında, Ruslarla yaptığımız savaşta yenildik. Ayastefanos-Berlin antlaşmalarında, Rusların istekleri arasında Beyoğlu’nda, Taksim Meydanına yakın bir yerde yeni bir kilise yapılmasına ve Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulmasına razı olmamız da vardı. Sultan Abdülhamid Han, kilise yapılmasına evet dedi. Ama topraklarımızda bir Ermeni devletinin kurulmasına katiyyen razı olmadı. Ermeni militanlar, padişahımıza, müthiş bir suikast hazırladılar. Sadrazamımız (Başbakanımız) Halil Rıfat Paşa’ya kurşun yağdırdılar. İstanbul’da, Adana’da ve bazı başka şehirlerimizde devletimize başkaldırdılar. 

Birinci Dünya Harbinde de müttefikimiz Almanya ile beraber mağlup olduk Sultan Vahdettin Mondoros ve Sevr Antlaşmalarını imzalamadı. Galip devletler; yani, İngiltere, Fransa, Rusya, ABD... Doğu Anadolu’muzda yine bir Ermeni devletinin kurulmasını istiyorlardı. Onların bu isteklerini de Milli Mücadeleden zaferle çıkan Mustafa Kemal Paşa kursaklarında boğdu. Şimdi, bir kara karganınki kadar beyni olanlar düşünmelidirler. Hristiyan Batı, dün Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulmasını istedikleri halde, bugün neden aynı topraklarda bir Kürt devletinin kurulması için açıktan açığa didinip duruyorlar? Ne oldu? Değişen ne var? Dün neden Ermenistan, bugün neden Kürdistan? Hristiyan Batı, Kürt’ün kara kaşına kara gözüne âşık olduğu için mi bu gayretin içindedir? Yoksa başta ABD dostumuz(!) olduğu halde, Doğu Anadolu’yu önce Türkiye’den koparmak, sonra BOP yani Büyük Orta Doğu planı gereğince orayı da içine alan bir büyük İsrail devletinin kurulması için mi heveslenip debelenmektedirler? 

27 Şubat günkü Hürriyet gazetesinde vicdanlı, cesur, namuslu bir Ermeni vatandaşımızın (Sevan İnce) çok önemli bir mektubu yayınlandı. Diyor ki Sevan İnce: “Bizler Türk Ermenileriyiz. Türk Ermenilerinin harici Ermenilerden çok ciddi bir farkı vardır. Bizler tektip hikâye dinlemedik. Diaspora Ermenisi sadece ölüm hikâyesi bilir. Mesela Anneannem köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci, yapıldıklarını anlatırdı. Üniformalarını, yabancı lisan konuşanlar getirmiş. Büyükbabam, Kayseri’de tüm sülalesini kurtarmak için çırpınan Osmanlı yüzbaşısı Sinan’ı ağlayarak anlatırdı. Sayesinde, o sülaleden kimsenin kılına zarar gelmemiş!..” Mektup benzer ifadelerle devam ediyor. 

Doğruları yazan Sevan İnce’yi kardeşim kadar sevdim. 

İnanıyorum ki bugün-yarın PKK ihanetinden kurtulan Kürt vatandaşlarımız da nasıl bir oyuna getirildiklerini açıklayacaklardır.

 

Not: Yazarın 03-04 Mart 2012 Tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir. 



Bu yazı 921 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,579 µs