En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
19 Şubat 2012

Bazı Alevilerimiz-Sünnilerimiz öğrenmekten çok korkuyorlar



Başbakan’a saldıranlar hangi dindendirler?

Başbakanımızın bir cümlesiyle beraber, devlerimiz homurdanmaya başladılar: “Dindar bir nesil yetiştirmeye çalışacağız. Muhafazakâr fakat demokrat bir nesil!” 

Bu görüş, Başbakanımızın şahsi kânaatinden doğmuyor. Mukaddes kitabımız Kur’an da böyle emrediyor. Açın, okuyun Yunus sûresinin 99. ve 100. ayetlerini göreceksiniz. Başta, sevgili peygamberimiz olmak üzere, tasavvuf dünyamızın bütün mensupları, hem mükemmel dindarlardır hem de büyük demokratlardır. Çünkü “dinde zorlama katîyyen yoktur!” “Allahın rızası dışında kimse iman edemeyeceğine göre, kişileri zor kullanarak Müslüman yapmak mümkün olabilir mi? Bütün Müslümanların vazifesi katiyyen zor kullanmadan İslamiyeti, büyük bir hoşgörü içinde anlatmaktır. Açın okuyun Yunus Emre’yi göreceksiniz: “Bir kez gönül kırdın ise/Bu kıldığın namaz değil,/Yetmişiki millet dahi/Elin yüzün yumaz değil!” 

“Yunus Emre der hoca/İstersen var bin hacca,/Hepsinden daha yüce/Bir gönüle girmektir!” diyen Yunus Emre’den, kim daha büyük demokrat olabilir? Sevgili Peygamberimizin özbeöz amcası olan Ebu Leheb inatçı bir kâfir idi. Hz. Ali’nin babası da Müslümanlığı kabul etmedi. Bize ne sevgili peygamberimizin kâfir amcalarından. Biz, gözümüzü ve kulağımızı sevgili peygamberimize ve ilmin kapısı olan Hz. Ali efendimize ve onlar gibi olan İslâmiyetin yüce kişilerine çeviririz. Işığımızı onlardan alırız. Başbakanımızın bir cümlesi üzerine bütün Ateistlerimiz, Hümanistlerimiz, Kemalistlerimiz, Pozitivistlerimiz homurdanmaya başladılar. 

Adamlara cevap vermek için bir kitap hacminde yazmak gerekir. Ben burada çok önemli bir-iki örnek vereceğim gerisini siz de araştırın. 

Doğru! Doğru! Doğru! İmam Hatip okulları ve İlahiyat fakültesi, CHP zamanında açıldı. Fakat CHP’nin laiklik anlayışı, İslam düşmanlığı esasına dayanıyordu. Çünkü CHP, İslamiyetin karşısında Kemalizmi, yeni bir din haline getirmek gayretindeydi. Bu yeni dinin peygamberi de Allahı da Atatürk olacaktı! Ben gördüm ve okudum, bütün milletvekillerimiz de Meclis kütüphanesinden bulup okuyabilirler. CHP Edirne Milletvekili Şeref Aykut Kamalizm isimli bir kitap yazdı. O kitapta diyordu ki: “Kamalizm, bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir!” 

Tarihimizin en büyük dalkavuk şairleri CHP saflarında toplandılar. Atatürk’e “sen bizim yeni peygamberimizsin! Allah sensin!” diye şiirler yazdılar. Behçet Kemal Çağlar; CHP milletvekili idi, peygamberlerimiz için yazılan şiiri, baştan sona Atatürk’e göre değiştirmişti.

1928 yılında, Hakimiyet-i Milliye Matbaasında, CHP iktidarı tarafından bastırılan TÜRK’ÜN YENİ AMENTÜSܒnde aynen şöyle deniliyordu: “Kahramanlığın örneği olan, vatanın istiklalini yoktan var eden Mustafa Kemal’e O’nun cengaver ordusuna, yüce kanunlarına, mücâhit analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordularının birliğine ve Gazinin Allahın en sevgili kulu olduğuna, bütün hulusu kalbimle şahadet ederim!” 

1931 yılında, İstanbul Devlet Matbaasında basılan ve 1950 yılına kadar bütün liselerimizde, okutulan 4 ciltlik resmi Tarih Kitabı’nın 2. cildinin 89. sahifesinde aynen şöyle deniliyor: “Muhammet 40 yaşına geldiği zaman vatandaşlarını kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı” 

“Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir. O Arapların ahlâk ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslâha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslâh için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur” Sayfa : 90. Başka örnekler vermeye gerek var mı? Bu fikirlerle yetişenler şimdi İslamiyet denilince bir dev öfkesiyle homurdanmaya başlıyorlar. 

Bazı Alevilerimiz-Sünnilerimiz öğrenmekten çok korkuyorlar -1-

Başbakanımız: “Dindar ve demokrat nesiller yetiştirmek istiyoruz!” deyince, çeşitli çevrelerden âdeta bir yaylım ateşine tutuldu. Ben de bu konuda yazmak istiyordum. Araya değerli tarihçimiz Yılmaz Öztuna’nın vefatı girince gecikme oldu... 

Sayın Başbakanımız çıkıp deseydi ki “Bütün memur maaşlarını yüzde yüz artıracağız. İşsizlik sigortası hazırlayacağız. Asgari ücret, beş bin liradan az olmayacak!” 74 milyonluk Türkiye’den tek itiraz sesi yükselmezdi. Ama iş “dindar nesiller yetiştirmek konusuna gelince feryatlar ayyuka yükseldi. Bu itirazlar, İslamiyeti bilmememizden kaynaklanıyor. Biz bilgisizliğimizden Müslümanla Müslümanlığı hep birbirine karıştırıyoruz. Halbuki Müslüman başka Müslümanlık başkadır. Yani “Allah birdir. Hz. Muhammed de onun kulu ve elçisidir!” diyen herkes Müslümandır. Ama Müslümanlık sadece Kelime-i şahadetten ibaret değildir. Müslümanlık, cehaleti, yalanı, riyayı, dedikoduyu, tembelliği, içkiyi, kumarı, zorbalığı, cinayeti... şiddetle yasaklayan bir dindir. Halbuki Müslümanlar arasında milyonlarca cahil, tembel, kaba, zorba, ayyaş, kumarbaz, câni... kimseler de vardır. Müslümanlık evvelemirde gönüller kazanmaktır. İslamiyet; incelikler, güzellikler, aydınlıklar, mükemmellikler... dünyasıdır. Açın okuyun başta Yunus Emre’miz, Mevlânâmız olmak üzere, bütün mutasavvıflarımızı, yani Kur’an âhlakıyla ahlaklananları! Göreceksiniz, Hayranlıklarla dolup taşacaksınız 
Yunus Emre, mükemmel bir dindar olarak yaşadı ve yazdı: 
“Ben gelmedim dâvi için/Benim işim sevi için/Dostun evi gönüllerdir/Gönül kazanmaya geldim” dedi. 
Bundan daha medeni bir görüş olabilir mi? 20. Yüzyıl Avrupası, Yunus Emre’nin bu Müslüman yüceliğine ulaşabilmiş değildir. Şimdi bizde de, bütün ömürleri boyunca İslâmiyet üzerine bir tek kitap okumayan birtakım cahil kişiler, sanıyorlar ki, dindar nesiller yetiştirilmek istendiğinde, kendileri tekme-tokatla camilere doldurulacaklardır. Yanlış. Milyon kere, milyar kere yanlış... Sevgili peygamberimizin amcalarından biri olan Ebu Leheb kâfirdi. Hazreti Ali efendimizin babası da Müslüman değildi. Sağlıklarında kim dokundu Ebu Leheb’e? Hz. Ali efendimizin kâfir babasına kim el kaldırdı? Çünkü “dinde zorlama yoktur” ve “Allahın rızası olmadan kimse iman edemez!..” 
Başbakanımızın açıklamasından sonra, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinden Ali Kenanoğlu da, korkuya kapılarak haykırıyor, diyor ki: “Bu ülkede azımsanamayacak bir nüfusa sahip olan ve dine sizin baktığınız gibi bakmayan, sizin inandığınız gibi inanmayan Aleviler ne yapacak? Peki bu ülkede yaşayan Ermeni, Rum, Süryani, Hristiyan Yehova şehitleri, Yahudiler, Yezidiler, Caferiler, Bahailer... var. Bunların gençlerini “dindar” yetiştirme hakları yok mudur? Vardır elbette! Vardır elbette! 
Yeniçağ gazetesinde yazan ve Alevilik konusunda çok hassas olan Selcan Taşçı da Kenanoğlu’nun şikayetini hemen sütununa aldı. 
Görüyorum ki bazı Alevilerimiz ve Sünnilerimiz, büyük Osmanlı devletini ve bütün padişahlarımızın fermanlarını dikkate almadan veya bilmediklerinden büyük bir korkuya kapılıyorlar. Osmanlı devleti, 624 yıl hükümran oldu. Bu sürenin 322 yılını dünyada lider devlet olarak geçirdi. 1595 yılında 3. Sultan Murad devrinde vatan coğrafyamızın yüzölçümü 23 milyon 337 bin 600 km2 idi. Ve Osmanlı şeriat hükümlerine göre idare ediliyordu. Türkiye’den 30 misli büyük olan o coğrafyada, Hristiyan da, Rum da Yahudi de, Alevi de Süryani de Yezidi de, dinsiz-imansızlar da yaşıyordu. Osmanlı kimin tavuğuna “kişe” dedi? Bu korku neden? 

Aleviliği de Sünniliği de bilmemekle övünüyoruz öğrenmekten korkuyoruz -2-

Hz. Ali diyor ki: “Hakikati duyarak değil, görerek ve okuyarak öğreniniz!” “Kişi, bilmediğinin düşmanıdır!” 

Ben de Türkiye’nin birtakım ana meselelerini, elli yıldan beri görerek ve okuyarak öğrenmeye çalışıyorum. Bugün Türkiye, çok sancılı bir devreden geçiyor. PKK etiketli Kürt ayaklanması, 30-40 bin insanımızın ölmesine, yaralanmasına ve en az yüz milyar dolar tutarında servet kaybımıza sebep oldu. İnanıyorum ki bu PKK ihaneti tamamen bastırılıp yok edilse bile yarın Türkiye’de Alevi-Sünni kavgası başlatılacaktır. Ve bizim bu cehaletimiz devam ettiği müddetçe Alevi-Sünni kavgası, bugünkü PKK isyanından çok daha kanlı ve dehşetli olacaktır. Çünkü dinler, mezhepler, tarikatlar arasında düşmanlık olursa, bu düşmanlık süratle, topluluklara da bulaşmaktadır. 
ABD, tamamen kendi çıkarları için Irak’a müdahale ettikten sonra, Şiilerle Sünniler arasında çarpışmalar da başlattı. Şiiler de Müslüman, Sünniler de. Şiilerin de câmileri var, Sünnilerin de! Şiiler de Sünniler de günde beş vakit namaz kılıyorlar. Ama yabancı devletlerin oyunlarına gelerek, Sünniler Şiilerin, Şiiler de Sünnilerin câmilerini bile bombalayarak etrafı kan gölüne çeviriyorlar Arablar. 
Şia-i Ali: Ali’nin taraftarları, Ali’nin yanında olanlar demektir. Biz de Alevi diyoruz. Ama Arab’ın Şiisiyle Türk’ün Alevisi arasında dağlar kadar fark var. 
Ben Sünniyim ve Ebu Hanife mezhebindenim. Milletimin birliği, beraberliği, huzuru, vatan topraklarımızın bütünlüğü için elli yıldan beri, Alevilik üzerinde de okuyor, yazıyor, konuşuyorum. Muhammed Ebu Zehra’nın 4 ciltlik Mezhepler Tarihi yanında Abdulbaki Gölpınarlı’nın Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik isimli kitabını da okudum konu ile ilgili 30 kadar başka kitap da inceledim. Anladım ki, Aleviler, soy bakımından Türk, din bakımından Müslüman soydaşlarımızdırlar. Elli yıldan beri bunu böyle söylüyor, böyle yazıyorum. Ama şu bizim büyük çilemize bakın ki ben: “Aleviler soy bakımından Türk, din bakımından Müslümandırlar. Pir Sultan Abdal, Hz. Ali’yi, Hz. Peygamberden üstün gördüğü için, Hz. Ali’yi, 18.000 âlemi yaratan Allah yerine koyduğu ve bize Yezid diyerek saldırdığı için Alevi inancının dışına çıkmıştır. Gerçek anlamda Alevi olan Aşık Veysel’dir!” dediğim ve yazdığım için, Aleviler İstanbul’da 1992 yılında çıkardıkları KAVGA isimli derginin 17. ve 18. sayılarında beni “Alevi düşmanı” ilân ettiler. 
Selcan Taşçı’nın Yeniçağ gazetesindeki sütununa ikide bir aldığı Rıza Zelyut beni “modern bir yobaz olarak” suçlayan kin yüklü açıklamalarda bulundu. 
Bugün Türkiye’de utanç yüklü bir cehalet yüzünden, Alevilik tam bir kördüğüm haline gelmiştir. Sünni camianın bir kısmı, tam bir hezeyan içinde Alevi camiayı kâfirlikle suçlamaktadır. Bir kısım Aleviler de Sünni Türklere Yezid diye sövüp saymaktadırlar. 

Devletimiz, Sünniliği de Aleviliği de bir tek kelime eklemeden, bir tek kelime çıkarmadan, olduğu gibi okul kitaplarına koymalı ve çocuklarımıza öğretmelidir. Solucanın sindirim sistemini bile okullarımızda öğreten devlet, çok yanlış bir laiklik anlayışı yüzünden, gençlerimizi, milletimizi düşman kamplara bölmemeli. Evvela resmî okullarımızda gençlerimiz Aleviliği de Sünniliği de çok iyi bilmelidirler. Sonra isteyen Alevi, isteyen Sünni, isteyen Hristiyan, isteyen ateist olsun. Hz. Ali diyor ki: Kişi, bilmediğinin düşmanıdır.  

 

Not: Yazarın 05-18-19 Şubat 2012 tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.



Bu yazı 888 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,581 µs