En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
12 Eylül 2011

Osmanlı Hanedanına büyük zulüm



Osmanlı Hanedanına büyük zulüm -1-
 
Falih Rıfkı Atay, Cumhuriyet devrimizin en önemli yazarlarından biri. ÇANKAYA isimli eseri, Cumhuriyet tarihimize ve Atatürk’e ışık tutabilecek özelliğe sahip. Falih Rıfkı Atay, Çankaya‘nın 174 ve 175. sayfalarında, bize Atatürk’ten dinlediklerini yazıyor. Atatürk, Falih Rıfkı Atay’a diyor ki: “Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahdettin’le âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Salonun Boğaziçi’ne açılan penceresinde gördüğümüz manzara şu: Birbirine paralel hatlar üzerinde, düşman zırhlıları. Bordalarındaki toplar, sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş. Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: Paşa! Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi, artık bu kitaba girmiştir. Tarihe geçmiştir. Bunları unutun! Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa! Paşa! Devleti kurtarabilirsin!
- Merak buyurmayın Efendimiz dedim. Nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım. Bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım!
-Muvaffak ol! hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım. Naci Paşa, padişahın yaveri fakat benim hocam derhal benimle buluştu. Elinde ufak, muhafaza içinde bir şey tutuyordu.
-Zat-ı şahanenin ufak bir hatırası dedi. Kapağının üzerinde, Vahdettin’in inisiyalleri -isminin baş harfleri- işlenmiş bir saatti. Peki teşekkür ederim dedim.” -1918-
İkinci belge, Samet Ağaoğlu’nun Kuvay-ı Milliye Ruhu isimli kitabının 73. ve 74. sayfalarındadır. 18 Eylül 1921 tarihli ve Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal imzalı bu beyannamenin 1. maddesinde aynen şöyle deniliyor:
“1- Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli hudut içinde, hayat ve istiklâlini temin ve Hilafet ve Saltanat makamını kurtarmak yemini ile teşekkül etmiştir!” Bu beyannamenin 5. maddesi de şöyle: “Hilafet ve saltanat makamının kurtulmasına muvaffak olunduktan sonra, padişah ve İslamların Halifesi esas kanunlar içerisinde muhterem ve yüksek yerini alır.” -18 Eylül 1921-
Atatürk, 19 Mayıs 1919’da, Sultan Vahdettin’in fermanıyla Samsun’a çıktı. Yanında 18 kurmay subay arkadaşı vardı. Emrine, zamanın en iyi gemilerinden biri verildi. Atatürk bütün Milli Mücadele döneminde gittiği her yerde, “Padişah Efendimizi ve Halifemizi düşman esaretinden kurtarmak için” çalıştığını söyledi. Ama Cumhuriyet ilan edildikten sonra başka bir iddia ile konuştu. NUTUK isimli eserinin ilk sayfasında Vahdettin’i şöyle anlatıyor. “Saltanat ve Hilafet makamında bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceği, alçakça tedbirler araştırmakta!” -1927 CHP Kurultayı-
Şimdi biz, Atatürk’ün hangi beyanına inanmalıyız? Bilmeliyiz ki: Hiçbir Osmanlı Padişahı vatan haini değildir. Anadolu’daki varlığımızı Selçuklu’ya ve Osmanlı’ya borçluyuz. 

Osmanlı Hanedanına büyük zulüm -2-
 
Hiç unutmuyorum: Sivas’ta, Ziya Gökalp İlkokulunun 5. sınıfında sevgili öğretmenimiz bir tarih dersinde dedi ki:
- “Çocuklar! Hain Padişah Vahdettin, vatanımızı İngilizlere, beş çuval altın karşılığında satmak istiyordu. İngilizler, padişahın istediği beş çuval altını alıp getirdiler. Vahdettin’in gözleri sevinçten ışıldamaya başladı. İşte tam o sırada Atatürk, Samsun’a çıkarak, oradan Erzurum’a ve Sivas’a gelip kongreler yaparak vatanımızın İngilizlere satılmasını önledi...”
Medeni bir devletin okullarında, çocuklarımıza böyle ahmakça yalanlar, iftiralar nasıl anlatılır anlamıyorum! Bazı zavallılar sanıyorlar ki, Atatürk’ün kahramanlığı ve vatanperverliği, Vahdettin’in korkaklığına ve hainliğine bağlıdır. Birtakım zır cahil adamlar sanıyorlar ki Cumhuriyetimizi sevdirmek için Osmanlı’ya sövmek lâzım! Bunlar, utanç yüklü safsatalardır. Cumhuriyet ne kadar bizimse, Osmanlı da o kadar bizimdir. Cumhuriyet kadar, Osmanlı da bizim şerefimizdir!
Atatürk, Cumhuriyetin ilânından önce, Sultan ve Halife hakkında başka, Cumhuriyetin ilanından sonra başka iddialarla konuştu. 1924 yılında Halifelik lağvedilince, bir iki gün içinde, Padişah soyundan gelen 155 kişi, yurt dışına parasız-pulsuz sürüldüler. Ve onlar, çeşitli ülkelerde, zaman zaman âdeta ekmeğe muhtaç yaşadılar. O kadar ki, Sultan Vahdettin, İtalya’da borç içinde öldü. İtalyan esnafı cenazesine haciz koydu. Türkiye ne o eski padişahın borçlarını ödedi ne de cenazesini vatan toprağımıza kabul etti. Ceset, kokmaya başladı. Sultan Vahdettin’in yakınları cenazeyi kaçırarak Şam şehrinde toprağa verdiler.
Mısır’da 1952 yılında, Kral Faruk, bir askerî darbe ile tahtından indirildi. Darbeci subaylar Kral Faruk’u İtalya’ya sürdüler ve yaşadığı müddetçe eski krallarının geçimini sağladılar. Biz, Mısır darbecileri kadar olamadık! Hanedan mensupları, yurt dışında, bitmez-tükenmez yokluklarla baş başa kaldılar. İçlerinden bazıları Amerikan mezarlıklarında çalıştılar. 1924 yılından 1974 yılına kadar hanedan mensuplarının Türkiye’ye dönmeleri için bir tek siyaset ve devlet adamımızın kılı kıpırdamadı. Ayıbın, utancın, nemelazımcılığın dehşetini görüyor musunuz?
1974 yılında, ortaya bir cesur, bir asil, bir vefakâr adam çıktı: Erzurum milletvekili Rasim Cinisli!
Cinisli, Hanedan mensuplarının, Türkiye’ye dönme yasağını kaldıran bir kanun tasarısı hazırlayarak meclise sundu. Başbakan Bülent Ecevit: “Vahdettin vatan haini değildir!” demek cesaretini gösterdi. Süleyman Demirel: “Bu konular Türkiye’de daha 50 yıl konuşulamaz!” diyerek sustu. Hürriyet gazetesi “Bu teklif, Atatürk’ü öldürme plânıdır!” yaygarasıyla tepinmeye başladı. Senato ve Meclis arasında zorlu bir çekişmeden sonra tasarı kabul edildi.
Türkiye dışına sürülen 155 hanedan mensubundan sadece 24 kişi vatanlarına dönebildiler. Türkiye’de iş-güç sahibi olamayacaklar, parasız-pulsuz kalanlar, haklı olarak dönmek cesaretini gösteremediler.
Şimdi devletimiz, Ermenilerin, Yahudilerin, Rumların eski vakıflarını iade ediyor. Peki ya koskoca Türkiye’yi bize bırakan Osmanlı padişahlarının kurdukları vakıflar ne olacak? Bu hanedan mensuplarına kim sahip çıkacak? 87 yıldan beri devam eden bu büyük zulmü, ortadan kaldıracak yeni bir Rasim Cinisli’ye millet olarak ne kadar çok ihtiyacımız var biliyor musunuz?

 

Not: Yazarın,10 Eylül - 11 Eylül 2011 tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.



Bu yazı 1,232 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,731 µs