En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
9 Ağustos 2011

Ayasofya’ya İmam Olmak



Ayasofya’ya İmam Olmak

Siyasi deha Abdülhamit Han hakkında yüzlerce kitap yazılmış, binlerce yorum yapılmıştır. Ama bunların hiçbiri Hüseyin Nihal Atsız Bey’in 'Ruh Adam' adlı romanında yer alan değerlendirmeler kadar gerçekçi değildir sanırım.

Sultan Abdülhamit Han dönemine istibdat (bir nevi zorbalık) dönemi; Sultan Abdülhamit Han’a da zorba hükümdar, kızıl sultan diyenler, onun iktidarı döneminde bir tek bile siyasi idam gerçekleşmediğini görmezden gelirler. Onu darbe ile indiren İttihat ve Terakki döneminde ise siyasi suikastlar furyası alıp başını gitmiştir. On yılda koca Devlet-i Âli’nin darmadağın olması da cabası...

'Gök Sultan' Abdülhamit Han tahtında otursa idi, Bab-ı Âli’deki karışıklıkları fırsat bilerek Batı Trablus’a asker çıkaran İtalyanlar buna cüret edebilecekler miydi acaba? Ya siyasi manevralarla bir araya gelmelerini engellediği Balkan devletlerinin, Bilge Hükümdarın tahtından indirilmesini fırsat bilmesine; daha dün tebamız olan bu devletçikler karşısında, koskoca Osmanlı Devleti’nin küçük düşmesine ne demeli? Bu küçük düşmenin başlıca sebepleri ise bildiğiniz gibi Türk ordusuna bulaşan (sirayet) fırkacılık (partizanlık), rüşvet, adam kayırma (iltimas, torpil) gibi hastalıklardı haliyle... Türk ordusu cephede düşmanla savaşacağına, bünyesindeki bu hastalıklı hücrelerle boğuşuyordu. İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf gibi fırkaların (party) neden olduğu hastalıklı hücrelerle...

Balkan savaşlarının, Balkanlar’daki dengeleri alt-üst ettiği malumdur. Bozulan dengelerin neticesinde, fitili ateşlemek bir Sırplıya kalmış ve Avusturya ile sömürgesi Macaristan’dan meydana gelen imparatorluğun veliahdı Saraybosna’da öldürülmüştür. Bu cinayetin ardından da 1. Dünya Savaşı başlamıştır. Şu da bir tarihi gerçektir ki, Sırplar tarih boyunca Hıristiyan Batı’nın pis işlerini yapa gelmiş bir halktır. Bosna ’da yaşanan insanlık ayıbını bir düşünün hele...

Bildiğiniz gibi 1. Dünya Savaşı, imparatorlukların dağılması ile sonuçlanmış; milyonlarca insan ölmüş, sakat kalmış, dul kalmış, yetim kalmıştır. En önemlisi Türk milleti devletsiz kalmıştır. Daha doğrusu Türk devleti güçsüz (mecal) kalmıştır. Zira gerçek manada tarihin kaydettiği ‘Son Hükümdar’ olan Abdülhamit Han’ın bir karış toprak vermeden otuz üç yıl yaşattığı devleti yerine geçenler üç yılda çökertmişlerdir. Batı Trablus, Balkan ve 1. Dünya Savaşları ile Osmanlı’nın tasfiyesi tamamlanmıştır.

1.Dünya Savaşı’nın sonuçları saymakla bitmez. Misal, emperyalizm ile gerdeğe girmiş olan zalim kapitalizm, dünyanın yarısının kanını emmiştir. Dünyanın diğer yarısı da budala komünizmin insafına terk edilmiştir. Daha doğrusu insafsızlığına... Bu arada, Osmanlı’nın bir on başı ve on piyade eri ile yönettiği Filistin’e ne demeli? Osmanlı’dan sonra, Ortadoğu’da kan ve gözyaşı dinmedi. Hoş nerede dindi ki? Kaf kaslar, Balkanlar, Ortadoğu... Belki de insanlığın beklediği kurtuluş, Türk’ün 'Nizam-ı Âlem' davasıdır. Olamaz mı?

Abdülhamit Han’a İslâmcı derler. Doğrudur, Tanzanya’ya bile ferman gönderecek kadar İslâm ülkeleri ile ilgilenmiştir. Ama aynı Abdülhamit Han’ın, Gaspıralı İsmail Bey’in, Kırım’ın incisi Bahçesaray’da çıkardığı Tercüman gazetesinin sayılarını -parasını cebinden ödeyerek- aldırdığı ve el altından başta Anadolu olmak üzere, ülkenin birçok köşesine dağıttırdığı da unutulmamalıdır.

Bazı safsalaklar çıkıp “Meclis’i kapattı ama!” diyebilirler. Kapatılan mecliste, Türklerin üçte bir oranında kaldığını; Türk devletinin milli meclis çatısı altında, azınlık milletvekillerinin çıkıp Büyük Ermenistan’dan, Yunanistan’ın çıkarlarından bahsettiğini de görmezden gelebilirler. Ama bütün bunlar arşivlerde çürüyen meclis tutanaklarında (zabıt) bir bir yazmaktadır. 1931 yılında Bulgaristan’a hurda kâğıt niyetine satılan tonlarca arşiv belgesinde neler yazıyordu kim bilir?

Bugün acaba Beşiktaş’a gönül vermiş yüz binlerce gencimiz, kulüplerinin Abdülhamit Han’ın maddi-manevi yardımları ile kurulduğunu biliyor mu? Üstelik kulüpteki gençlerin idmanlara (antrenman) rahat gidip-gelebilmeleri için, sarayın arabalarını tahsis ettirmiştir. Halk arasında, Beşiktaşlı oyunculara (sportmens) 'arabacılar' denmesi bu yüzdendir cancağızlar. Ve Abdülhamit Han’a 'Baba Hükümdar' denmesi de...

Abdülhamit Han, 'gen' sorunu olanların iddia ettiği gibi gerici değil; aksine ilerici, bilge bir hükümdardı. Onun hükümdarlığı döneminde, başta Anadolu olmak üzere ülkenin her köşesinde yeni yeni okullar açılmıştı. Ya İstanbul’dan, Mekke’ye kadar ülkenin bir uçtan diğer uca demiryolu ile bağlanmasına ne demeli? Sizler ne dersiniz bilemem ama ben 'mekânı cennet olsun' diyorum.

Hüseyin Nihal Atsız Bey de büyük adamdı cancağızlar. Yüreğinde Türklük sevgisi, Turan’a giden yolda çok eziyetler, acılar çekmişti. Turan ülküsü (ideal) uğruna hayatını, rahatını, ailesini, özgürlüğünü feda etmişti. Irkçılıkla (faşizm), ruh hastası olmakla suçlanmıştı. Hatta dinsiz diyenler bile çıkmıştı. Gelin şimdi Yüce Allah’ın, elçilerine (peygamber) bile vermediği inanç (iman) ölçme yeteneğine sahip olduğunu düşünen bu akılsızlara “Dam başında saksağan...” diyerek, kalemle halvetimizi “Dünyaya bir daha gelse idiniz, ne olmak isterdiniz?” sorusuna Hüseyin Nihal Atsız Bey’in verdiği muhteşem cevap ile bitirelim:

—“Ayasofya’ya imam olmak isterdim.”

 

Aziz Dolu Atabey

azizdolu.blogcu.com



Bu yazı 1,420 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,160 µs