En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
25 Temmuz 2011

Vebal dost bildiğimiz ülkelerin üzerindedir



Kaç günden beri, sevgili peygamberimizin bir Hadis-i şerifi, yüreğimi kanatıyor. Buyuruyor ki: “Bir kimseye iyilik yaptığınız zaman, ondan gelecek kötülüklere karşı hazırlıklı olun!”
Günlerce değil, aylarca değil, devlet ve millet olarak, kendilerine yıllarca iyilik yaptığımız birtakım kimseler, şimdi, binbir türlü kötülükle, kinle üzerimize saldırıyorlar. Aynı zamanda, kendi bindikleri dalı da kesiyorlar. Elbette bütün Kürtleri kast ederek yazmıyorum. Her Türk gibi, benim de Kürt’lerden çok yakın, kardeş derecesinde çok yakın arkadaşlarım var. Yazdıklarım, yazacaklarım Kürtler adına vurup kıranlar, esip tozanlar üzerinedir.
Biz Türkiye’de, bin yıldan beri, Kürtlerle iç içe yaşıyoruz. Bürokrat, asker, kumandan, müsteşar, bakan, başbakan, Cumhurbaşkanı... olan Kürt asıllı kaç insanımız var. Ama biz, “Ne mutlu Türküm diyene!” diye göğsümüzü germeden yüz yıl önce bazı Kürt ileri gelenleri, devletimize isyan ettiler. İlk Kürt isyanını, 1806 yılında Babanzade Abdurrahman Paşa başlattı. Devletimiz ona paşalık rütbesi vermişti. O da, gördüğü bu iyilik karşısında etrafına ölüm saçmıştı. Kürt Abdurrahman Paşa’dan sonra: 1812, 1820, 1830, 1832, 1834, 1840, 1880, 1908, 1913, 1919, 1920, 1921, 1924, 1927, 1937 yıllarında başka Kürt isyanları da oldu. Ama doğrusu en büyük, en vahşi, en kanlı ayaklanmayı APO başlattı. 35.000 canımızı kaybettik. Biz millet olarak çok büyük savaşlardan geçtik. 500.000 kişilik ordularla da çarpıştık. Ama karşımızda, düşman da belliydi; meydan da. PKK teröristleri, gündüz külahlı, gece silahlı olan kimselerdendirler. Üstelik vurup kaçtıkları dağlar da sınırlarımızın çok dışında. Onların TBMM’ye giren sözcülerinin hepsi de, devletimizin sağladığı büyük imkanlardan istifade ederek okuyan, üniversitelerimizden mezun olan ve devletimizin bütçesinden maaş alan kimseler. Dünyanın acaba hangi ülkesinde, devlet bütçesinden maaş alarak o devleti yıkmaya, vatanı bölmeye çalışan milletvekilleri var?..
Bu milletvekillerinin ve bu çok vahşi PKK militanlarının Türk düşmanlığı yüzünden, Türkiye çok zor ve çok tehlikeli günler yaşıyor.
Bir iç ayaklanmaya doğru gidiyoruz. Bir iç ayaklanma, Kürtler için de, Türkler için de büyük felâketler doğuracaktır.
Biz, 30 yılda 35.000 can kaybettik. Ama bir iç savaş başlarsa 350.000 kişi kaybedebiliriz. Bu felaketin en büyük sorumlusu bana göre hem ABD hem de NATO’dan müttefikimiz Avrupa devletleridir. Obama’nın bir tek, ama bir tek cümlesi, bu rezil, bu bayağı, bu anlamsız, bu kanlı Türk düşmanlığının ve kardeş kavgasının önüne geçebilirdi. Obama, Barzani’ye ve Talabani’ye: “Bu PKK ihanetine Irak topraklarında destek olmayın. Bu fitneyi durdurun!” deseydi, Türkiye huzura kavuşurdu. Demedi. Demiyor. Demeyecek. Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail davalarını bilmeyenler, 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Hristiyan Batının ŞARK MESELESİ’nden haberdar olmayanlar, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere, kırk devletin açtığı ölüm çukurlarında yok olup gideceklerdir.

Neredesin ey akıl? 
 
Benim dünkü yazımla, Altemur Kılıç‘ın Yeniçağ gazetesindeki dünkü makalesi, yüzde yüz aynı endişelerle yüklü olarak çıktı. Sanki bir araya gelerek sözleşmişiz gibi yazmaya başlamışız. Ben, Türk-Kürt konusunda son gelişmeleri dikkate alarak diyorum ki: “Türkiye çok zor ve çok tehlikeli günler yaşıyor. Bir iç ayaklanmaya doğru gidiyoruz. Böyle bir ayaklanma, Kürtler için de, Türkler için de büyük felâketler doğuracaktır.”
Altemur Kılıçda “iç savaşın eşiğinde” başlıklı dünkü yazısında diyor ki: “Görünen köy, kılavuz istemez. Allahın bildiğini, kullardan neden saklamalı. Türkiye, yıllardan beri sürüklendiği, bir iç savaşın, Kürt-Türk savaşının tam eşiğindedir. ‘Demokratik özerklik’ bahane, göz boyamak. Büyük Kürdistan emeline, ancak bu yöntemle, yabancı güçlerin müdahalesiyle nail olacaklarını biliyorlar. Böyle bir hercümerç felâket olacaktır. Türk milletine çok pahalıya mal olacaktır. Kürtlere de...”
Ben de dünkü yazıma: “Vebal, dost bildiğimiz ülkelerin üzerindedir” başlığını koymuştum. Bu felaketin -Kürt-Türk düşmanlığının- en büyük vebâli, bana göre hem ABD, hem de NATO’dan müttefikimiz olan Avrupa devletleridir diye yazmıştım. Obama’nın, Barzani’ye ve Talabani’ye söyleyeceği bir cümle, yalnız bir cümle, Türkiye’deki bu kardeş kavgasını büyük çapta engelleyebilir diye iddia etmiştim.
Akıl için yol birdir. Elbette bir iç savaşa doğru sürüklendiğimizi kabul eden başka kalemler de vardır. Son noktaya gelmeden, Türkiye’yi bir büyük cehennem ateşine çekmek isteyen iç ve dış düşmanlarımızın oyunlarının önüne geçmek gerek. Kaybedilecek zamanımız yoktur. Silaha sarılarak dağa çıkan insanlarımız, cehaleti utandıracak ölçüler içinde cahildirler. Bu sütunda belki yüz defa yazdım: En büyük düşmanımız cehalettir. Cahil adam bir salkım üzüm, bir tutam ot, bir karış toprak için adam öldüren, 20 yıl hapishanelerde çürümeyi göze alan adamdır. Cahil adam, kızını, karısını.... bir hiç yüzünden öldüren, torununu diri diri gömerek üzerini çimentoyla kapatan ahmak zalimlerdendir.
Sosyologlarımız, siyaset ve devlet adamlarımız, âlim kişilerimiz, din adamlarımız bir araya gelerek konuşmalıdırlar. Cehaletlerinin kurbanı olan insanlarımızı, Doğuda ve Batıda nasıl yaparız da, karanlıklardan çekip alırız? Bu düşmanlıkları nasıl ortadan kaldırabiliriz? Mes’ele bir dil mes’elesi değildir. Ben Azerbaycan’da, Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzade’nin evinde Sent Petesburg üniversitesinin Kürtçe üzerine yaptığı bir araştırmayı gözlerimle gördüm. Anladım ki Kürtçede 8.500 kelime var. Kürtçe: Farsça, Arapça, Türkçe, Ermenice, Çerkezce, Gürcüce, Rusça... kelimelerinden ibaret. Kürtçe’de kökü bilinmeyen 300 civarında kelime var (Galiba 395) Prof. Vahapzade demişti ki: Bu kelimeler 301 veya 396 olsaydı, bütün dünya ayağa kalksaydı, Ruslar 301 veya 396 sayısını, bir sayı aşağı indiremezlerdi...
Dünyanın her tarafında insanlar, kelimelerle düşünüyor, kelimelerle konuşuyorlar. Dağlarda, eli silahlı adamlar, acaba bu 8.500 kelimenin kaç kelimesiyle düşünüyor ve konuşuyorlar?

 

Not: Yazarın,Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan 23-24 Temmuz 2011  tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.


 

 



Bu yazı 867 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,784 µs