En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
5 Haziran 2011

Kürtçe eğitim dili olamaz



Türkiyemizde, Kürtçe, eğitim dili olamaz! Kürtçenin eğitim dili olmasını isteyenler, Türkiye’nin kırk yamalı bohça haline gelmesini isteyenlerdir. Çünkü bu plânın arkasında Lazca’nın da, Çerkezce’nin de, Arapça’nın da, Arnavutça’nın, Boşnakça’nın, Romanca’nın, Ermenice’nin, Rumca’nın, İbranice’nin de... eğitim dili olmasını isteyenler var. Kürt’ün Çerkez’den, Arap’tan, Laz’dan ne gibi üstünlüğü iddia edilebilir ki onlara Kürtçe eğitim hakkı verilsin?
Devletimizin resmî dili Türkçedir. Türkiye’de yaşayan herkes, Türkçemizi kayıtsız-şartsız bilmek mecburiyetindedir. Bu daracık sütunda işte size iki örnek: 1995 yılında, Almanya’nın Essen şehrinde Türkçe üzerine bir kongre düzenlenmişti. O kongreye Türkiye’den davet edilenler arasında ben de vardım. Almanya’daki büyükelçimiz, zahmet buyurup aramıza katılmamıştı, ama Alman Başbakanı ve Essen Belediyesi temsilcileri kongredeydiler. Alman Başbakanının kürsüden söyledikleri, kelimesi kelimesine aklımda. Demişti ki: “Biz Almanya’da yaşayan Türk işçi çocuklarının, hülyalarını bile Almanca kurmalarını, rüyâlarını bile Almanca görmelerini istiyoruz. Başka bir çıkış yolu, hal çaresi yoktur!”
Belediye meclis üyeleri de başbakanları gibi konuşmuşlardı. İkinci gün, kürsüye davet edildiğimde Alman başbakanı ve belediye meclis üyeleri salonda yoktular. Dedim ki: Alman Başbakanının burada olmasını çok isterdim. Çünkü soracağım sorunun cevabını kendisinden dinlemek güzel olurdu. Ona derdim ki: Sayın Başbakan siz, bizim işçi çocuklarımızın hülyalarını bile Almanca kurmalarını, rüyalarını bile Almanca görmelerini istiyorsunuz. Bizim işçilerimiz 1960 yılından beri burada. Siz, 55 yıldan beri birlikte yaşadığınız Türk işçilerinin çocuklarının kayıtsız şartsız Almanca bilmelerini şart koşuyorsunuz. Pekâlâ! Biz de, değil 55, değil 355, değil 555 yıl, bin yıldan beri birlikte yaşadığımız bir kısım vatandaşlarımızın Türkçe bilmelerini istediğimizde neden olmaz diyerek karşımıza Kopenhag kriterlerini çıkarıyorsunuz? Sizin için doğru olan, Türkiye’de neden yanlış?
Orada kimse, bu soruma cevap vermedi.
Hollanda’da 325.000 Türk vatandaşı yaşıyor. 1960’lı yıllarda Hollanda’ya gitmek için, vize almak kâfi idi. Hollanda, daha sonra uyum yasası çıkardı. Şimdi oraya gitmek isteyen bir Türk vatandaşı, önce Ankara’daki veya İstanbul’daki Hollanda konsolosluğuna bir miktar para yatıracak. Sonra Hollanda dili ve uyum yasaları uyarınca imtihana girecek. O kişinin, 500 civarında Hollandaca kelime bilmesi gerekir. 160 puan üzerinden 116 puan alamayanlar, ülkeye giremezler. En az 116 puan alanlar da ülkeye girdikten sonra, üç yıl içinde Hollanda dilini ve tarihini öğrenmek mecburiyetindedirler. Hollanda’ya giden bir Kürt vatandaşımız, üç yıl içinde ülke dilini bilmekle yükümlü. Birileri de, Türkiye’de yaşayan Kürt kardeşlerimize, Türkçemizi unutturmak gayretindedirler. İhaneti görüyor musunuz?

Kim Kürtleri Zerdüşt yapabilir?
 
Kürtlerin dini Zerdüştlük imiş!
Olabilir. İslamiyet’ten önce, yani Milattan yedi yüz yıl önce, bugünkü İran topraklarında yaşayan Zerdüşt’ün ileri sürdüğü fikirlere 2700 yıl önce, az veya çok Kürt topluluklarının katılması ne ifade eder? Önemli olan bugündür. Bugün Kürtler çok büyük bir çoğunlukla Müslümandırlar.
Biz de İslamiyet’ten önce, farklı dini inanışlar içinde yaşadık. Milletimiz tek tanrılı (Gök Tanrı) inancından Budizme de, Şamanizm‘e de kaydı. Bugün çok az dahi olsa İbranî inancı içinde olan veya Gagauzlar gibi Hristiyanlık dünyasında kalan soydaşlarımız da var. Ama milletimiz, çok büyük bir çoğunlukla Müslümandır. Hatta asırlarca, İslamiyet’e en çok hizmet eden millet, Türkler olmuştur. Şimdi kim kalkarak Türkler arasında, yeniden Şamanizmi yaymaya çalışabilir?
Barış ve Demokrasi Partisi’ne mensup olan bazı kimselerin, bu kadar gâile arasında “Kürtlerin asıl dini Zerdüştlüktür!” demelerinin çok önemli bir sebebi var: Türk düşmanlığıyla dolup taşan hasta ruhlu birtakım kimseler, Kürtlerle Türkler arasındaki bazı ortak duyguları, düşünceleri, inanışları ortadan kaldırmak istiyorlar. Çünkü İslâm inancına göre, millet din birliğinden ibarettir. Yani çeşitli kavimlere mensup olan topluluklar, Müslümanlığı kabul ettikleri takdirde bir milletten sayılırlar. İşte bu inanç yüzünden, küfrün yeni temsilcileri, Kürt kardeşlerimizi bizden koparmak için, İslâmiyet’e de saldırmaya başladılar. Ama bilinmelidir ki, bu iş, öyle silah zoruyla kepenk kapatmak kadar kolay değildir. Asırlardan beri İslâm inancıyla yaşayan Kürtler, ebedi hayatlarını ateşle kavuramazlar. İslâm’ın Amentüsünden ayrılarak, yani tamamen küfre saplanarak Allah yerine Ahuramazda‘yı, Kur’an yerine Avesta‘yı koyamazlar. Hz. Muhammed‘i inkâr ederek Zerdüşt denilen bir adamın peşine takılamazlar.
Zerdüştlük inancını yeniden ortaya atanlar, suya delik açmaya çalışan zavallılardır.
Geçenlerde, bu gruba mensup kişilerden biri, Diyarbakır’da camilerimizi neden ayırdıklarını açıkladı. İnsaftan, idrakten, imandan zerre kadar nasip almayan o beyanı dehşetle okudum. Deniliyordu ki: “Devletin maaşlı imamları, cuma hutbelerinde ‘Allahım! Ordularımızı, karada, denizde, havada muzaffer kıl!’ diye dua ediyorlar. Bu imamların arkasında namaz kılmayız!”
Düşmanlığın şu dehşetli seviyesizliği, bütün sabır taşlarını çatlatacak derecededir. Bu adamlar bilmelidirler ki ordusuz millet, ordusuz devlet olmaz. Doğu Anadolu’daki Kürt kardeşlerimizin de hürriyetleri, şerefleri, ırzları, nikâhları... Türk devletinin ve Türk ordusunun ayakta kalmasına bağlıdır.
Camilerimizi ayıranlar, yeniden Zerdüştlük inancını diriltmeye çalışanlar, en büyük kötülüğü Kürt kardeşlerimize yapmaktadırlar.

 

Not: Yazarın 04-05 Haziran 2011 tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir. 

 



Bu yazı 697 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,935 µs