En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
3 Nisan 2011

Evliya Çelebi’nin okunmayan meşhur kitabı



Dünya seyahat edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde İstanbul’da doğdu.
Geçen hafta, İstanbul’da, Topkapı sarayında, Devlet Bakanımız Prof. Dr. Sayın Mehmet Aydın’ın himayesinde, Evliya Çelebi‘nin doğumunun 400. yılı dolayısıyla büyük bir merasim yapıldı. Törene beş yüzden fazla seçkin kişiler davet edilmişti.
İlk konuşmayı, Türk Dil Kurumu Genel Başkanı Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın yaptı. Sonra kürsüye Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Bahattin Yediyıldız ile Devlet Bakanımız Prof. Dr. Sayın Mehmet Aydın geldiler. Hatibler, Evliya Çelebi hakkında uzun açıklamalarda bulundular.
Bilinen meşhur rüyadır: Evliya Çelebi, bir gece rüyasında, sevgili peygamberimizi görmüş: “Şefaat ya Resulallah” diyeceğine, heyecandan “seyahat ya Resulallah!” diye yalvarmış. Dileği kabul olunmuş ve Evliya Çelebi, genç yaşında, İmparatorluk Türkiye’sinin büyük ve zengin coğrafyasını gezmeye, gördüklerini de o devrin renkli Türkçesiyle yazmaya başlamış. Yaklaşık 23 milyon kilometrekarelik bir bölgeyi, bazen tek başına, bazen devrin padişahlarıyla, vezirleriyle, beylerbeyileriyle gezip tozmuş. Sonra gördüğü her yeri bütün özellikleriyle, kaleme almış. Böylece ortaya 3.000-4.000 sayfalık muhteşem bir Seyahatname çıkmış. Dünya edebiyatında, Evliya Çelebi‘nin bu renkli, bu canlı, bu çok önemli eserine benzer bir eser yoktur.
Evliya Çelebi 1611-1682 yılları arasında yaşadı. Gezip gördüğü yerleri, çok tabiî olarak o devrin Türkçesiyle ve o devrin alfabesiyle yazdı.
Evliya Çelebi Türkiye’mizde yeteri kadar bilinmiyor. Çünkü biz, dünyada, en az okuyan milletlerin başında bulunuyoruz.
Avrupa’da, (bir yılda basılan kitap sayısı bakımından) bin kişiye 2.700 ile 1.700 kitap düşüyor. Türkiye’de, ise bin kişiye yedi kitap düşmektedir.
Ben şahsen çok merak ediyorum: Dünyada, acaba hangi millet, hem alfabesini hem de dilini, bizim gibi durmadan budayarak, değiştirerek, ortadan kaldırarak edebî eserlerini okunmaz hâle getirmektedir? İşte biz devlet ve millet olarak, önce Evliya Çelebi’nin kullanmış olduğu alfabeyi 1928 yılında resmen ortadan kaldırdık; sonra onun kullandığı İmparatorluk dilini, “öz Türkçe” akılsızlığıyla durmadan budayarak, dünkü edebiyatımızı okunmaz, anlaşılmaz hale getirdik.
2005 yılında, gezmek, görmek maksadıyla İngiltere’ye gitmiştim. Tanıştığım bir gemi kaptanına:
-Siz, dilinize giren Fransızca ve Lâtince kelimeleri atarak neden öz İngilizce ile konuşmuyorsunuz? diye sormuştum. Demişti ki:
-Başka dillerden bizim dilimize giren, herkes tarafından bilinen, kullanılan kelimeler artık bizim olmuşlardır. Hiçbir İngiliz aydını, o kelimeleri dilimizden çıkarıp atmak cür’etini gösteremez! Ne demek öz İngilizce?
-Bu sene üniversiteye başlayacak olan kızınızdan bahsetmiştiniz. Kızınız Shakespeare (Şekspir) İngilizcesini biliyor mu?
-İngiltere’de de Shakespeare İngilizcesini bilmeyene aydın nazarıyla bakılmaz. Tuttuğum bir hoca, şu anda, evimizde, kızıma Shakespeare İngilizcesini öğretmektedir. Benim gibi kızım da o İngilizce’yi bilecektir!
Shakespeare, 1616 yılında öldü. İngiltere devleti, İngiltere aydınları, 395 yıl önce ölen ediplerinin İngilizcesini bile çocuklarına öğretiyorlar. Biz de, bırakın 395 yılı, bırakın 95 yılı, 50 yıl önce ölen bir edibimizin kitaplarını çocuklarımıza okutamıyoruz. Geçin efendim! Geçin! Geçin!


Bu yazı 535 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,967 µs