En Sıcak Konular

Umut Bulut

Umut Günlüğü
Umut Bulut
13 Mart 2011

Milliyetçi muhalif tavrın inşaı



Attila İlhan küresel istilaya karşı ülkemizde bir dipdalgayı harekete geçirmeye uğraşıyordu. Bahsi geçen dip dalga harekete geçemeden akamete uğratıldı, dalgakıran vazifesi gören bir takım dış bağlantılı mihrakların da etkisiyle  tabiri caizse bu dip dalganın üzerinden atlanıldı. Şimdi küresel bir sel üzerimize üzerimize geliyor. Etki ajanlarıyala kafamıza yön tayin etmeye çalışan bu küresel aktörler,  zaman zaman da başarıya ulaşıyor. Bu sel önünde durulamaz gibi lanse edilse de bize göre bu sadece onların yaydığı basit bi propaganda tekniğinden başka bir şey değil... Ülkemizde bu sele karşı milliyetçi muhalif bir tavır geliştirilmeli. Ki bu sel içeriden güç alan bir sel değil, dışarıdan pompalanan bir sel... Milliyetçi refleksleri budanan milletmizin ayakları üzerinde durma imkânı elinden alınmış demektir. Ekonomisiyle, medyasıyla, haberleşme sistemleriyle yargı ve siyasetiyle etkiye açık bırakılan ülkemizin kendini koruma ve itiraz etme hak ve imkânları elinden alınmak isteniyor.


Türk Milleti bir var olma mücadelesiyle karşı karşıya bırakılmış, ya devlet başa ya kuzgun leşe dedirtecek cinsten bir yol ayrımında duruyoruz. İkinci bir şansımız hiç olmayabilir, bir sabah kalkıp baktığımızda ayaklarımızın altından bir vatanın kayıp gittiğine şahit olabiliriz. Saat Türk Milliyetçilerinin titreyip kendine dönme saatidir. İnsani ve vicdani bir boyaya boyanmış yeniden ve yeni bir Türk Milliyetçiliği hamlesine ihtiyacımız var. Ayaklarımızla bu toprağa kök salacak daha binlerce yıla bu toprakları yurt edineceğiz. Dün burada durduğumuz gibi yarın da burada duracağız. Bunun da yolu kendi köklerimizle doğru ve sağlıklı bir irtibat kurma becerini göstermemize bağlıdır. Biz inanıyoruz ki; bu toprağın derin kökleriyle irtibat kuramayan hiç bir siyaset başarı sağlayamaz. 


Nitekim Türk siyasetinde bu güne kadar başarılı olmuş hemen hemen bütün liderlerin ayakları taprağa basan bir tarafı var. Elimizle dokunabildiğimiz liderleri acayip seviyor ve sahipleniyoruz işin açık tarafı... ''Bizim gibi olmak bizden olmak'' kararlarımızda önemli bir belirleyici. Luçesku'nun dediği önemli bir laf hücum geriden başlar... Geriye ve köke doğru gittiğimizde bizim bu hamurun mayasına nüfuz ediyoruz. İleri doğru bir hamle yapacak ruhun ilk tohumu gerilerde aranmalıdır.  Nasıl ki batıda rönesansın çekirdeğini kadim Yunanda buluyorsak biz de kendi rönensansımız için yine kendi köklerimizle bu irtibatı kurmak durumundayız. 


Batılı ülke vatandaşları ülkemizde bazı yerlerde köyler kurup etrafını duvarlarla çevirdiklerini biliyoruz. Bu durum bize hala araya fark koymak istediklerini, kendilerini üstün insan olarak görük ötekilerle araya duvarlar örme huylarını hiç bir şart altında bırakamıyorlar. Onlar bize karşı duvar örmeye devam ederken biizm var olan duvarlarımızı yıkmaya kalkışmamızın anlaşılır bir tarafı yok. Biz kendimizi muhafaza edebilmek için kendi etrafımıza daha yüksek duvarlar örmek zorundayız. 


Bir yere bir kulpa bağlı olmak savrulmamak için en birinci şarttır. O derin kökler üzeri küllenmiş olsa da izleri toplumsal hafızamızın bir kenarında duruyor. Üzerinden hangir rüzgarlar hengi kasrgalar geçerse geçsin tohumun sağlam olduğu yerde köklerin kendini muhafaza etmemesi için hiç bir sebep yoktur. Sadi Şirazi'nin Bostan'ında çınarlar kökünden kuvvet almalı''der. Biz bir çınar olma iddiamız varsa mutlaka o kendi köklerimizden kuvvet almak gibi bir mecburiyetimiz de var demektir. Yoksa bir kuru ot gibi her rüzgarın önünde savrulmayı kabul edeceksek de ona göre mevzi almamızda bir sakınca yok diyebiliriz. 


Usta romancımız M.N. Sepetçioğlu eserlerinde olayı önce geriden alır anlata anlata olay bakarsın kafanızda netleşmiştir. Geriden almasa bu kadar kafanız berraklaşmaz ama o hiç bakmadığınız bir yerden sizi baktırarak çarpıcı bir biçinde sizi olayın içine çeker... Tarihi köklerin insan üzerinde açıklanamaz bir çekim gücü de vardır kendinizi o muhteşem geçmişin bir parçası hisseder bir yerde bir şekilde aidiyet hissetmek istersiniz. Oradan aldığınız güçle kendinize bir özgüven gelirki bu hiç de yabana atılabilecek cinsten bir özgüven değildir. Geçmişi olan tarihi back raundu olan insanların hayata bakışları da ona göre şekillenir. Bir derinlik kazandırır size bu durum yoksa ağaç kocuğundan çıkmış gibi hiç bir derinliğiniz yoksa olayların ve etkilerin karşısında savrulup gitme durumunda kalırsınız.


Düşünme sanatının ustaları iyice bilirler ki bu toprağın insanlarında kendilerine göre bir düşünme hissetme biçimi var.  Uzun boylu hesap kitap yapmayız biz öyle bir fikir sahiplendik mi uğrunda yapamayacağımız fadakarlık da olmaz. Toplum mühendislerinin uzun zamandır yanıldıkları noktalar vardır ki biz kendi düşünme biçimine göre insanları kantara koyarız ona göre fiyat biçer değer veririz. Yanlış adama uzun zaman itibar etmeyiz itibar ettiğimiz adma da sonuna kadar sahip çıkarız. Doğru adam olmak doğru yerde durmak bizim için en birinci aranan şarttır. Sadece siyasi tercihlerimizde değil kız alıp kız verirken de biz adamı önce gözlerinden muayene ederiz. Yüzüne ilk bakışta ne kadar eder diye bir not veririz adama... 


Doktor gibi tabiaatan otlar toplayıp hangi ot zehirli hangi ot şifa veriri ayırt edip bilen çok adamlar vardır ya düşünce alanında da kimin nerde ne düşündüğünü nerde ne tür ilişkiler içinde bulunduğunu bilen hisseden insanlarımız var. Düşünce hayatımız şekillendiren az sayıda beyin adamımız bizim için yön tayin edici en azından kuralları ölçüleri koyan oyun kurucu kişilerdir. Bu birikim bize öyle rahat karar verecek bir alan açıyor ki kimse bizi kolay kolay sürükleyemez bir kafa altyapısına sahip oluyoruz. Seyyid Ahmet Arvasi, Sezai Karakoç, Durmuş Hocaoğlu, Olcay Yazıcı, M.N. Sepetçioğlu, Necip Fazıl ve Nurettin Topçu gibi nice büyük değer bizebelli bir yerde kıble kayası gibi sağlam durmayı öğretti. Biz bu dersi elif ba okur gibi okuduk. Önümüzde bu çapta üstatlarımız olduktan sonra da  kolay kolay rüzgarın önüne kapılmayız...


Daha somut bakacak olursak bizim köklerimizde sadece eskiye özenen bir cihangirlik davası yok, Selçuklu ve Osmanlı mirasının üzerine modern birikimide ekleyerek yola devam edeceğiz bu yolda bizim için çok öneli saydığımız şeyler var. Şiirlerimiz destanlarımız türkülerimiz ağıtlarımız anılarımız herşeyimiz bunun içine dahil edilebilir. Karacoğlan türküleri, Yunus Emre İlahileri, atasözlerimiz, fıkralarımız, tiyatromuz, karagözümüz, mehterimiz, halı-kilim desenlerimiz, eski kitaplarımız, tarihi anıtlarımız, mezar taşlarımız hülasa sanat değeri taşıyan koca bir birikim...


Bu toprağın köklerini toplayıp bünyesine katan insanlar bu mütefekkirler, bu kök toplayıcı özellikleri ile bize duracağımız yeri işeretliyor. Kendi toprağımızın köklerini toplayıp sahiplendikçe ulu çınarlar gibi ayakta dimdik durmaya devam edeceğiz.



Bu yazı 1,274 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 8 Ağustos 2016 Fetö/PDY Yahut Dilenci Mafyasının çöküşü
    • 4 Şubat 2015 Cübbeli Yahut Çelik Çekirdek
    • 1 Kasım 2014 Gavura gavur denmeyecek
    • 17 Nisan 2014 Karizmatik Lider Kıtlığı
    • 8 Nisan 2014 İmam Şafii Camii İçin Kitap Bağışı Talebi
    • 5 Aralık 2013 Cemaat: İtibar ve masumiyet aşınması
    • 21 Ekim 2013 F.G:Kutsal Sürgün yahut Cem Sultan Sendromu
    • 25 Mayıs 2013 “Diyanet ayıplı hadisleri ayıkladı!”
    • 12 Nisan 2013 Türk toplumunda Kürt nefreti
    • 16 Haziran 2012 Bir vicdan bayrağı: Bülent Yıldırım
    • 17 Mayıs 2012 Din ve Mehdi Tartışmalarına Mütevazı Bir Katkı
    • 7 Mayıs 2012 Tarihin Yatak Odası
    • 27 Mart 2012 Kurtlar Vadisinde neler oluyor?
    • 26 Şubat 2012 Erbakan hırsız mı?
    • 19 Şubat 2012 Genç imamlar rahatsız
    • 17 Ocak 2012 Baydı artık Şu Hrant muhabbeti
    • 15 Kasım 2011 ''Dünyanın Memesinden Din Bahanesiyle Süt Sağanlar''
    • 21 Ekim 2011 Top sakal bırakmak Firavun adetidir
    • 11 Eylül 2011 ''Erkek'' Bir Şair: Olcay Yazıcı
    • 18 Temmuz 2011 Yerleşmek/ yerlileşmek

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,580 µs