En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
7 Şubat 2011

Bir yiğit adam: Ahmet Kabaklı



Sosyoloji ilminin tespit ettiği bir gerçek var: “Dünyanın neresinde olursa olsun, bir ihtilal veya inkılâp hareketi, kendisiyle birlikte, bir buhran devresi de doğurur. Bu buhran devresi, bazen büyük sarsıntılara da yol açar.”
Ahmet Kabaklı, Cumhuriyet inkılâbımızdan bir yıl sonra, 1924’te Elazığ’da doğdu. Gerçi, Cumhuriyetimizi kuran paşaların hemen hepsini Osmanlı imparatorluğu yetiştirmişti ama nedense, o paşaların çok büyük bir kısmı, Osmanlı’yı sevmemişlerdi. Her fırsatta, onu kötülemişlerdi. Halbuki değerli tarihçimiz Yılmaz Öztuna’nın BÜYÜK TÜRKİYE TARİHİ’nde belirttiği gibi, Osmanlı imparatorluğu, sadece Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de en büyük, en muhteşem imparatorluklarından biriydi. 1595 yılında, devletimiz 23 milyon 337 bin 600 km2 üzerinde hükümrandı. Ve Osmanlı, 624 yıllık ömrünün 322 yılını, dünyanın en güçlü, en müreffeh, en medenî... bir devleti olarak geçirmişti... Ama Cumhuriyetimizi kuran paşalarımız, çocuklarımızı, saltanat devrimize hasım olarak yetiştirmek istemişlerdi. İlkokul marşları, sınıflarda bile okutuluyordu:
“Bugün 23 Nisan/Neşe doluyor insan/Kamutay bugün doğdu/Ve saltanatı boğdu!”
Ahmet Kabaklı da, 1930-1935 yıllarında hep o 23 Nisan marşlarını okudu. Fakat ömrünün hiçbir devresinde, saltanat devrimize sövüp-sayanlardan biri olmadı. Tarihimize yumruk sıkmadı. Elbette Cumhuriyet çocuğuydu. Ama Cumhuriyeti sevmek için, padişahlık devrine sövmek gerektiğine inanmadı.
1932 yılından itibaren, Türkçemizde müthiş bir tasfiye hareketi başladı. Bin yıldan beri kullandığımız, çarıklı köylülerimizden, ipek gömlekli şehirlilerimize kadar herkese öğrettiğimiz, sevdirdiğimiz, sözlü ve yazılı edebiyatımızın her dalında kullandığımız bazı kelimelerimizi “Bunlar Arapça ve farsça asıllıdır” öfkesiyle dilimizden çıkarıp atmak istediler. Türkçemizi, bir imparatorluk dilinden, basit bir kabile dili haline getirmeye çalıştılar. Bu dil katliamını, onun ömrü boyunca sürdürenler de oldu. Ama Kabaklı, Cemil Meriç’in ifadesiyle “Namusumuza el uzatanlarla” kat’iyyen beraber olmadı. Hem 20 bin civarındaki makaleleriyle, hem konferanslarıyla, hem de bütün eserleriyle zengin Türkçemize kol-kanat gerdi.
Birtakım çevreler ve insanlar, Cumhuriyetimizin ilânından sonra, laikliği (din düşmanlığı olarak değil) sadece İslâm düşmanlığı olarak anladılar. 1931 yılında Devlet Matbaasında basılan, 1950 yılına kadar liselerimizde okutulan 4 ciltlik tarih kitaplarında, Kur’anı, Hz. Peygamberin bir eseri imiş gibi gösterdiler. İslâmiyeti bir çöl kanunu olarak görenler, seslerini yükselttiler, Peygamberimizden “Arap oğlu” Kur’an’ı Kerim’den “Arap oğlunun saçmalıkları” diye bahsettiler. Hatta o kadar ileri gittiler ki, devletimizin Başbakanlık-Dışişleri Bakanlığı koltuklarında oturan bazı imansızlar, “Müslüman kaldığımız müddetçe ilerleyemeyeceğimizi, bu bakımdan milletçe Hristiyanlığa geçmemiz gerektiğini” bağıra-bağıra söylemeye başladılar.
Vakıf eseri olan camilerimizi satıp-savan, şapka inkılâbından sonra Bursa mezarlıklarındaki fesli-sarıklı mezar taşlarımızı kırdıran valilerimiz oldu. Harf inkılâbından sonra, devletimizin şerefi sayılan Osmanlı arşivlerini, Bulgaristan’a vagonlar dolusu satan idarecilerimiz vardı. Ahmet Kabaklı, bütün ömrü boyunca, bu soysuzlukların, bu kültür emperyalizminin karşısında, tam bir alperen ruhuyla mücadele etti. Bu yiğit kişinin, bu kahraman “şeyhülmuharririn”in, bu millî kültür cengâverimizin vefatının 10. yılındayız. Siz de onun mübarek ruhu için bir Fatiha okumaz mısınız?


 



Bu yazı 818 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,119 µs