En Sıcak Konular

Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
Konuk Yazar-Türk Yurdu
Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
9 Ocak 2011

Yargı Sistemi Tıkandı



1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) paralelinde tutukluluk süresine sınırlama getirmişti. Kanunun süre sınırlamalarına ilişkin hükmü önce 1 Nisan 2008’e, sonra 31 Aralık 2010’a uzatıldı. Yargıtay kısa süre önce sürelerle ilgili bir yorumlama yaparak CMK 250. Maddesinde sıralanan ”katalog suçlarda (uyuşturucu, çıkar amaçlı suç örgütü, ülke bütünlüğüne karşı fiiller, Anayasa’yı ihlâl, casusluk, silahlı örgüt vb.)” sürenin iki misli artırılacağına karar verdi. Bunun sonucu olarak bu gibi suçlardan 10 yıl tutuklu kalanlar ve hükümleri kesinleşmeyenler suçları ne olursa olsun tahliye ediliyorlar.
Özellikle Hizbullahçıların, mafyacıların ve katillerin salıverilmeleri kamu vicdanında doğal olarak şok etkisi yaptı; büyük tepki topladı. Ardından Hükümet ve Adalet Bakanlığıyla Yargıtay arasında tartışmalar başladı.

Aslında ortaya çıkan bu olumsuz tablo, kesinlikle sürpriz değildir. Yargı sistemimizin giderek müzminleşen problemleri yıllardır sürüp gelen ihmallerin, yanlışların ve özellikle gerekli önlemlerin zamanında alınmamasının doğurduğu doğal bir sonuçtur.

“Geç kalan adalet adalet değildir” anlayışında herkes hemfikir görünmesine rağmen bu tıkanıklığa göz yumulmuş olmasının, seyirci kalınmasının mantıki bir izahı olamaz. Adalet anlayışı inancımızın, dolayısıyla kültür ve medeniyetimizin, tarihimizin en önemli temel taşıdır. Toplum düzeninin bu anlayış üzerinde bina edilmesi, hukuk nizamının aksamadan sürmesi, herkesin bundan eşit şekilde yararlanması, bireyin hak ve hukukunun korunması, sosyal düzenin huzur içinde devamı için şarttır.

Son tahliyeler vesilesiyle yargıdan müzminleşen problemlerin patlarcasına ortaya saçılması esasında hayırlı olmuştur. Olay çok yönlü ve çok kapsamlıdır. Hükümet ile Yargıtay sorumluluğu birbirlerinin üzerine atmak ve suçlamak yerine aklıselim mihverinde çözüm aramak zorundadırlar. Hizbullahçıların tahliyesi olamasaydı bile, problem mevcuttu, giderek büyüyordu ve halledilmeyi bekliyordu.

Bugün Türkiye’de ilk derece mahkemelerinden Yargıtay’a kadar sistem büyük ölçüde tıkanmıştır, işlemiyor. Yargıtay koridorlarına kadar dolup taşan binlerce dosyanın varlığı bu tıkanmanın son merhalesidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında 635000, Ceza Dairelerinde 372000, Hukuk Dairelerinde 203000 dosya görüşülmeyerek sonraki yıla devretti. İncelenmeden devreden 100000 dosyanın Yargıtay’da yer olmaması gerekçesiyle Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde tutulduğu ifade ediliyor. Sadece bu rakamlar bile problemin çapının somut görüntüsüdür.

Usul ve tebligat kanunundaki eksiklikler, boşluklar, yazışma işlemlerinin önündeki tipik bürokratik engeller mahkemelerin işlemesini inanılmaz şekilde uzatıyor. Bilirkişi yahut Adli Tıp raporları aylar boyunca mahkemeye intikal etmiyor. Diyarbakır’daki Hizbullah davası, 10 yıl sürdü. Bu sürenin nerdeyse yarıya yakınının Adli Tıp raporu bekleyişlerinden kaynaklandığı biliniyor. Hakimler bazı davalarda tarafların bilinçli şekilde davayı uzatma çabalarını önleme imkânı bulamayabiliyorlar. Hem Yargıtay’ın hem de alt mahkemelerin iş yükü anormal şekilde ağırdır. Birçok mahkemede günde 30-40 dosyaya bakmak zorunda olan hâkimden bunlara gerekli inceleme zamanını bulmasını kimse bekleyemez. Hâkim açığının varlığını herkes söylüyor; ancak Anaysa Mahkemesi ve Danıştay’ın Hâkim Adayı alınması konusunda 2006’da aldığı karardan sonra yeni adayları belirleyecek sınavların yapılması büyük ölçüde aksamış durumda.

Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf Mahkemeleri) uzun zamandır gündemde olmasına rağmen hükümet-yargı uyumsuzluğu nedeniyle bir türlü uygulamaya konulamadı. Yargıtay, HSYK’nın yeni yapılanmasından önce, bu mahkemelere ihtiyaç bulunmadığı, Yargıtay’ın daire sayısının artırılmasıyla meselenin halledilebileceği görüşündeydi. Şimdi tersini öne sürüyor ve İstinaf Mahkemelerinin bir an önce kurulmasını istiyor. Aslında bunların hepsine ve hatta çok daha kapsamlısına ihtiyaç bulunduğu ortadadır. Sistemde rasyonel düzenleme yapılmadığı için Yargıtay’ın delil incelemesine girecek kadar detaylandırması yanlıştır, zaman kaybıdır. Çünkü o, adı üstünde “Temyiz Mahkemesidir”. Doğru işleyen bir sistemde bidayet mahkemeleri dosyayı her yönüyle inceler; kolluk kuvvetlerinin bilimsel yöntemlerle belirlediği delillere dayanarak hükmünü verir. Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf Mahkemeleri)  kurulup işlemeye başladığında Yargıtay’ın yükü doğal olarak azalacaktır. Bu arada Yargıtay’ın daire sayısının artırılması da bir ihtiyaçtır; bu da zaman geçirilmeden yapılmalıdır.

Bir diğer önemli ihtiyaç, savcıların doğrudan kendilerine bağlı kolluk güçlerinin bulunmamasıdır. Davaların uzamasının nedenlerinden biri savcılığın bu hususa ilişkin işlemleri normal kolluk güçleriyle yapması ve buna ilişkin yazışma ihtiyacıdır. Problemlerden biri de Adliye binalarının bütün çabalara rağmen tam olarak ikmal edilmemesi, özellikle teknik teçhizat ve ihtiyaçların tamamlanmamasıdır.

Bütün bu işler Yargıyla Hükümet ve Bakanlık arasında geniş bir işbirliği ve yardımlaşma sağlanması halinde kısa zamanda halledilebilecek konulardır. Yeter ki problemin halledilmesi hususunda gerekli samimiyet ve iyi niyet sergilensin; konu politize edilmesin. Siyasi hesaplaşmalara, kadrolaşmalara, egemenlik kurma çalışmalarına kurban edilmesin.

 



Bu yazı 584 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Nisan 2012 12 Eylül Davası Bu Haliyle Sonuçsuz Bir Girişim Olarak Kalacaktır
    • 28 Mart 2012 Türk Ocakları bu yıl 100.ncü yılını kutluyor
    • 3 Mart 2012 Eğitim Meselesi Siyasallaştırılmamalı
    • 11 Şubat 2012 Yılmaz Öztuna Hakka Yürüdü
    • 10 Şubat 2012 Tarihi Binamız Neden Alınamadı, Nasıl Alınabilir?
    • 1 Şubat 2012 Fransa Parlamentosu ve Sarkozy Türkiyeye Tarih Bir İmkn Sunuyor
    • 15 Ocak 2012 Bir Milli Kahramanı Kaybettik Türk Milletinin Başı Sağolsun
    • 7 Ocak 2012 Uludere Faciası Ahlksızca İstismara Çalışılıyor
    • 30 Aralık 2011 Türkiye Herşeye Rağmen Büyük ve Güçlü Bir Ülkedir
    • 20 Aralık 2011 Türk Ordusu Bu Sataşmalara Müstahak Değildir
    • 5 Aralık 2011 Dersim’in Nedense Konuşulmayan Tarihçesi
    • 26 Kasım 2011 Yeni Anayasa Hazırlıkları Fetiş Haline Getirilmemelidir
    • 5 Kasım 2011 KCK Operasyonlarına Gösterilen Tepkilerin İdeolojik Anlamı Üzerine
    • 21 Ekim 2011 Milli Politika Zarureti
    • 10 Ekim 2011 Türk Toplumunun Sinir Uçlarıyla Oynanmamalı
    • 25 Eylül 2011 Yirmibirinci Yüzyılda Nasıl Bir Türk Ocağı?
    • 6 Eylül 2011 İsrail ile Savaşın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Tarihi Gafın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Işık Koşaner’e Tepkiler Haklı Sayılabilir mi?
    • 15 Ağustos 2011 Suriye’deki Olaylara İlgisiz Kalamayız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,926 µs