En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
2 Ocak 2011

Noel Baba bunakları



Her yılbaşı haftasında, büyük mağazalarımızın kapı önlerinde, vitrinlerinde, Noel Baba kıyafetli delikanlılar, şişirilmiş Noel Baba balonları, Noel Baba resimleri görüyorum. Caddelerimizde, Noel Baba kıyafetli kızlarımız dolaşıyor. Onlara derin bir utançla bakıyorum. Aklıma ikide bir: “Bizim nüfusumuzun %99’u Müslümandır!” nutukları geliyor. Hz. İsa’nın doğum gününde ve haftasında, büyük şehirlerimizi ışıklarla süsleyenler, çam ağaçlarıyla bezeyenler, sokaklarımızı, caddelerimizi, bir Hristiyan efsanesini canlandıran Noel Baba kılıklı kızlarla, oğlanlarla dolduranlar, bu davranışlarının binde birini acaba sevgili peygamberimizin doğum gününde gösteriyorlar mı?
Bizim Kurban Bayramlarımızla-Ramazan Bayramlarımızla Noel Baba şenliklerinin mukayesesini size bırakıyorum. Caddelerimizin, mağazalarımızın, evlerimizin, ağaçlarımızın, kapılarımızın, pencerelerimizin, hatta kaldırımlarımızın... süslenmesi, ışıklandırılması açısından, bizim dinî ve millî bayramlarımız mı daha canlı, daha ışıklı, daha süslü, yoksa şu Noel Baba günleri mi?
Sivas’ta, bir mahallî televizyon muhabiri, kamerasını arkasına alarak önüne çıkan Sivaslılara soruyordu: Yeni Noel Baba günlerinde ne bekliyorsunuz? Noel Babadan ne istiyorsunuz? diyordu. Hey gidi koca Sivas! Hey gidi Sultan Şehir! demek bu Noel Baba hastalığı sana da bulaştı? Batı dünyası karşısında kapıldığımız bu teslimiyet duygusu, her yılbaşı haftasında, bizi bir sömürge devleti zavallılığına düşürüyor. Bu Noel Baba efsanesi sanki Hristiyan âleminin değil de, Müslüman Türk’ün geleneklerinden-göreneklerinden biri gibi aramızda.
Ben burada susuyor, sözü Ârif Nihat Asya üstadıma bırakıyorum:
“Memleketimize, herhalde Beyoğlu’ndan giren, Haliç’i atlayarak Fatihlere, Aksaraylara, sonra Rumeli’ye ve Boğaz’ı aşarak önce Kadıköylere, Modalara ve sonra Üsküdarlara ve oradan Anadolu’ya geçen bu bunak, neyimiz olur: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıkta pirimiz mi? İstanbul’un Tepebaşı’ndan, Adana’nın Tepebağı’na kadar her yeri bilen bu moruk kimdir, necidir?
Bunu hiç merak etmediniz mi? Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu: O, Haçlı seferlerinden kalma, bir kılıç artığıdır.
O zaman silahla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla, saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor. O, evimize girerken, eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyerlermit’tir. Kardeşlerini, mukaddes savaşa hazırlamaktan geliyor.
O, adıyla, sanıyla bir misyonerdir ki, şu memlekette, ocağına incir dikildikten sonra, kılığını değiştirmiş ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla, en can alıcı noktamızdan: Çocuklarımızdan başlamıştır.
Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz? Fedakârlığının sebebini düşünmediniz mi?
Bırakın! Onun hakkından ben gelirim: İşte sakalını çekince gördünüz, sakalı elimde kaldı ve altından Lüsifer çıktı. Bilirsiniz ki, casuslar da kıyafetlerini, ekseriya, böyle değiştirirler. Bu mezar beğenmeyen hortlağa, ya mezarını gösterin, yahut bırakın Haç’ında çarmıha gereyim onu. Tehlikeyi sezer de, kendiliğinden gitmeye kalkarsa, çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyinizi çalmıştır!”


 



Bu yazı 768 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,433 µs