En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
20 Aralık 2010

TRT kurumunun 10 Muharrem programı



Bu yıl, 10 Muharremi, aralık ayında karşıladık. Ayrıca 27 Aralık, büyük vatan şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının 74. yıl dönümü. TRT Mehmet Âkif için nasıl bir program/programlar yapar bilmiyorum. Âkif, bizim edebiyatımızın en abide şahsiyetlerinden biri. “Türkiye’nin kalkınması, çağdaş medeniyet seviyesine yükselmesi, Mehmet Âkif’in de çok iyi bilinmesine ve sevilmesine bağlıdır” diye yazsam, biliyorum ki bazı çevrelerde küçük bir kıyametin kopmasına yol açacaktır. Bunu tecrübelerimle biliyorum: 1986, Âkif’in vefatının 50. yıl dönümü idi. Devletimiz, İstiklâl Marşı şairimizi, yurt içinde ve yurt dışında anmak için, çeşitli toplantılar düzenlemişti. Ben de 42 şehrimizde yapılan Âkif toplantılarına katılmıştım. Ayrıca Almanya’da, Belçika’da, Hollanda’da, Fransa’da yaşayan işçilerimize M. Âkif’i anlatmaya çalışmıştım. Hayretle ve dehşetle görmüştüm ki, bizim aydın etiketli kişilerimizin çok büyük bir bölümü, Âkif’i kat’iyyen bilmiyor. Âkif’ten, İstiklal Marşı dışında hiçbir şey okumamış. Aynı şekilde, halkımız da, Âkif gibi muhteşem ve mübarek bir mütefekkir şairinden haberdar değildir.
Ayrıca bu aralık ayı Hazreti Mevlana’nın HAKKA YÜRÜYÜŞÜNÜN 737’NCİ YIL DÖNÜMÜDÜR. YANİ ŞEB-İ ARUS MERASİMLERİ DE YAPILACAKTIR.
TRT Kurumu, 10 Muharrem dolayısıyle, mükemmel bir program hazırladı. Programı, başından sonuna kadar, çok büyük bir dikkatle takib ettim. Radyolarımızda, televizyonlarımızda, zaman zaman Alevî türküleri elbette söyleniyor. Ama 10 Muharrem programının tertibini, tanzimini, zenginliğini... başka türküler arasına sıkıştırılan bir-iki Alevi Türküsünde de bulduğumu, yaşadığımı söyleyemem. Birisi, bir kuyruklu yıldız gibi akıp gidiyor, ötekisi, yani TRT’nin ilk defa çok ciddi ve geniş bir kadroyla ve aynı zamanda zikirle süslediği, zenginleştirdiği 10 Muharrem programı ise, uzun süre bizi kendi aydınlığı ve güzelliği içinde tutan bir program oldu.
Hz. Ali efendimiz ve Hz. Hüseyin efendimiz üzerine yakılan ağıtlarla ayrıca 12 İmam sevgisiyle söylenen nefesler çok güzeldi. Programa katılan bütün sanatkârlar çok başarılıydılar.
Yalnız iki uygulamanın çok yanlışlığını da belirtmek mecburiyetindeyim. Birincisi Al-i abâ Aşkına yani Hz. Ali ve Ehl-i beyt aşkına hazırlanan program, tam ortasında kesildi ve araya beş dakika kadar süren reklâmlar sokuldu. TRT bu yanlışlığı yapmamalıydı. Uhrevî bir havayı, reklamlarla bozmamalıydı.
Program yapımcısının ikinci yanlışı, birliğimize, dostluğumuza gölge düşüren bir Pir Sultan türküsünün araya yamanmasıyla oldu. Ben Pir Sultan Abdal şiirlerini, (Cahit Öztelli’nin düzenlemesini) baştan sona kadar birkaç defa okudum. Pir Sultan’ın şiirleri âdeta bir mezbaha görüntüsündedir. Pir Sultan, Türkiyemizdeki sünni Türkleri Yezid olarak gören, gösteren, onların katledilmesini arzulayan bir isteriyle çırpınıp durdu. Bağdat’ı fethetmemize gözyaşı döktü. İran’daki Şah Tahmasp’ın askerini toplayıp üzerimize gelmesini istedi. Pir Sultan:
Kalkın dostlar bir olalım/Münkire kılıç
çalalım
Hüseyn’in kanın alalım/Tevekkeltü
tealallah... diyordu.
Hz. Hüseyin 681 yılında şehid edildi. Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı yıllarda Sivas’ta, Anadolu coğrafyasında Yezid soyundan bir tek kişi bile yoktu. Pir Sultan, Hz. Hüseyin’in kanını kimlerden alacaktı? Hiç kimse, böylesine kin yüklü, isyan yüklü türkülerle birliğimizi-dirliğimizi bozmamalı.

Şiilerin, Alevilerin, Sünnilerin 10 Muharremleri
 
2000 yılının 10 Muharreminde Bakü’deydim. O gün kendimi birdenbire binlerce kişinin ortasında buldum. Şii inancında olan Azerbaycan Türkleri: “Ah Hüseyn! Şah Hüseyn!” diyerek dövünüyor ağlıyorlardı. Genç, ihtiyar, kadın-erkek, çoluk-çocuk anlatılmaz bir hüzünle hıçkırıyorlardı. Bir kısım gençler 60-70 cm uzunluğundaki zincirlerle, sırtlarını kanatırcasına dövüyorlardı. Birkaç kişi, saçlarını usturayla kazıtmış başlarını palalarla yarmışlardı. Yüzleri gözleri kan içindeydi. 10-12 yaşlarındaki bir çocuğun başına, babası kılıçla vurmuştu. Kan, yüzünden göğsüne doğru süzülüyordu. Ama çocuğun gözünde bir damla yaş yoktu. Ağlamaklı bir sesle: “Ah Şah Hüseyin! Keşke senin yerine ben ölseydim! Ben ölseydim!” diye sızlanıyordu. Etrafındakiler, sarsıla sarsıla ağlıyorlardı. Ben de kendimi tutamadım. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Biliyordum ki islâmda yas tutmak yoktur. Ölenin arkasından saçını-başını yolarak ağlamak, hatta para vererek ağlayan kadınları ölünün evinde ve mezarının başında ağlatmak, Türklerin, daha Müslüman olmadan önce YUĞ isimli âdetlerindendir. Biliyordum ama ne fayda? Azerbaycan’ın şii inançlı Türkleri, 10 Muharremleri böyle karşılıyor, böyle uğurluyorlar. Şii, şia taraf demektir. Şiai Ali: Alinin taraftarları anlamındadır.
Türkiye’deki Alevîler de, şia gibi, Ali’ye taraftırlar. Saklamaya ne hacet, bizim Alevî kardeşlerimiz de 10 Muharremlerde sazlarının tellerine: Ali! Hasan! Hüseyin! Kerbela! İbni Mülcem! Yezid diye vurarak türküler tuttururlar. Biz, millet olarak Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden tam 279 yıl sonra Müslüman olduk. Kerbela vak’asında, bizim millet olarak trilyonda bir bile vebalimiz yoktur. Şimdi Yezid’in mezarı da, kemiğinin bir miskal tozu da yoktur. Ama bizim Alevîlerimiz, sanki Hz. Hüseyin dün şehid edilmiş, Yezid de ellerini kollarını sallayarak ortalıklarda dolaşıyormuş gibi, öfkeli ve kin yüklü ağıtlar yakıyorlar. Bu kinin, kime ne faydası olduğunu kat’iyyen bilmiyorum.
Bir de sünni camianın 10 Muharremi karşılaması var. Mesela benim annem de, babam da beş vakit namazlarında-niyazlarında idiler. Annem de, babam da 10 Muharremde oruç tutarlardı. Üstelik bize de tuttururlardı. Sevabını Hz. Hüseyin efendimize bağışlamamızı isterlerdi. Biz de öyle yapardık. Annem her 10 Muharremde hem aşure yapardı hem de helva hazırlardı. Sevgili annem, benimle konu komşuya aşure ve helva gönderirdi.
Şimdi, hiç ama hiç anlayamıyorum: Şiiler de Müslüman, Alevîler de Müslüman, biz de Müslümanız. Ama 10 Muharremleri dağlar kadar farklı karşılıyoruz. Ah ne olur ya Rabbim! Bir gün bu milletin yürekli dindarları, ilim, fikir, sanat, siyaset adamları bir araya gelseler de, aramızdaki bu uçurumları dolduracak bir yeni değerlendirmede bulunsalar ne iyi olur...
1918 yılında, bizim silahlı kuvvetlerimiz, Nuri Paşa kumandasında Bakü’ye girdiğinde, şiilerin 10 Muharrem ayinine şahit olmuşlar. Nuri Paşa:
-Yahu niye başınıza-gözünüze vuruyor, dövünüp duruyorsunuz? diye sormuş.
-Paşam Hz. Hüseyin’in şehid edilmesine ağlıyoruz.
-Öyle mi? Allah Allah? Hz. Hüseyin ne zaman şehid edildi?
-1237 sene önce şehid edildi Paşam!
-Hayret! Hz. Hüseyin’in şehid edilme haberi Bakü’ye ne kadar geç gelmiş! Siz çok mu seviyorsunuz Hz. Hüseyin’i?
-Çok seviyoruz Paşam! Onu ölürcesine çok seviyoruz.
-Memnun oldum! Memnun oldum. Şimdi Hz. Ali’nin de, Hz. Hüseyin’in de yattığı yerler İngiliz gavurunun elinde. Hepinizi silahlandırıp Bağdat’a göndereceğim. Gideceksiniz savaşarak, o mübarek topraklardan, İngilizleri kovacaksınız. Anladınız mı?
Nuri Paşanın bu açıklamasından sonra, meydanda on kişi bile kalmamış. Galiba bize yeni Nuri Paşalar lâzım!

 

Not: Yazarın 18-19 Aralık 2010'da Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.


 



Bu yazı 2,017 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,164 µs