En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
6 Aralık 2010

Kültür Bakanlığımızın dehşetli cevabı



Bu sütunda, Kültür Bakanlığımızı tenkit eden dört yazım çıktı. Bakanlık da bana bir açıklama gönderdi. Şimdi lütfen şu dehşet verici cevaba bakın:
“Millî Kütüphane, sadece dünyadaki diğer millî kütüphaneler ile, materyal değişimde kullanılmak üzere, kitap satın almaktadır. Buradaki kriter, satın alınan kitapların niteliğine göre, Türk Cumhuriyetleri için 11, Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerler (Almanya, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre, Belçika, Danimarka, Norveç) göz önüne alındığında ise 11+9 adettir. Bu nedenle Arif Nihat Asya İhtişamı adlı kitabınızdan 11 adet, Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır kitabınızdan ise 20 adet alınması plânlanmıştır!”
Bu cevapta: “Materyal-kriter-yoğun-nedenle-plânlanmıştır” kelimeleri yanlış kullanılmıştır. Cevap, Türkçe ve mantık bakımından, süklüm-püklüm bir halde karşımızdadır. Doğrusu çok şaşırdım. Çünkü Bakanlık, hem benim yazdıklarımı yüzde yüz doğrulamakta, hem de Türk Cumhuriyetleriyle, nasıl bir kültür beraberliği içinde olmamız gerektiğini, kat’iyyen bilmediğini göstermektedir. Ben de işte bu nedenle değil, bu yüzden, bunun için, bu bakımdan, bu sebeple, Bakanlığın bu kriterinin değil bu ölçüsünün, bu anlayışının, bu değerlendirmesinin çok yanlış olduğunu yazıp duruyorum. Yani benim şikâyetim, Bakanlığımızın yanlış tutumundan kaynaklanıyor. Şimdi lütfen dikkat buyurun: Azerbaycan 8 milyon nüfuslu bir Türk cumhuriyeti. Halkı, yüzde yüz okuryazar. Dilleri, bizim Türkçemizin öz kardeşi. Bizim 1200 civarında kütüphanemiz var. Azerbaycan’ın kütüphane sayısı ise: 3993. Bu kütüphanelerin 3358’i köylerde, 635’i ise şehirlerde bulunuyor. Kültür Bakanlığımız, Azerbaycan’a sadece bir kitap göndermek için, benden 20 adet Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır kitabımdan istiyor. Göndermedim, göndermeyeceğim. İstemem, eksik olsun. Yalnız, Kültür Bakanlığımız bilsin ki, Sovyet Rusya, uyguladığı 70 yıllık kültür siyasetiyle soydaşlarımızı ana dillerinden, dinlerinden ve tarih şuurlarından %50-%60 nispetinde koparmıştı. Biz de uyguladığımız çok yanlış bir kültür siyaseti yüzünden, dünkü Sovyet Rusya’nın kültür emperyalizmine yardımcı oluyoruz. Garabete bakınız, şimdi bir Türkmen, bir Özbek, bir Kırgız, bir Kazak, bir Tatar, bir Azerbaycan Türk’ü bir araya geldiklerinde ortak dil olarak Rusçayı kullanıyorlar. Ruslar, bu başarıya, ciddi bir eğitim siyasetiyle ve kitapla ulaştılar. Biz de 12 Eylül darbesinden önce 5 bin gencimizi toprağa gömdük. Türkiye’yi, dünkü Sovyet Rusya’nın, bir yeni halk cumhuriyeti haline getirmek isteyenler, meydanlarımızda ve salonlarımızda: “Kahrolsun Türkiye! Yaşasın ana Rusya!” diye tepinenler bize Kızıl Ordudan gelmediler. Bunlar, Sovyet Rusya yanlısı kitaplar okuyarak devletimize-milletimize düşman kesildiler.
Komünizm, bizim içimize Rus işçileriyle, Kremlin sakinleriyle girmedi. Komünizm bize şiirle, hikâyeyle, romanla, tiyatroyla... Yani kitapla bulaştı. Kitap ve edebiyat, milletlerin hayatında çok mühim, çok mühim, çok mühim. Bizim Kültür Bakanlığımız, daha bu işin farkında değil. Onun için 3993 kütüphanesi bulunan Azerbaycan’a sadece bir kitap gönderiyor. Bizim de o cumhuriyetlerde çok ciddi bir kültür alışverişi içinde olmamız çok kolay, çok kolay, çok kolay. Yanlış bir ölçüyü kendimiz koyuyoruz; sonra o ölçüyle kendi kendimizi bağlayıp duruyoruz.
Kültür Bakanımız veya Müsteşarımız, telefonlarını kaldırarak Millî Kütüphane başkanı Tuncel Acar’a sadece bir cümle söylesinler: “Şu, şu, şu kitaplardan Azerbaycan’a yüzer adet gönderin!” desinler, görelim. Bir kitap yerine yüz kitap, bin kitap gider mi gitmez mi? Ama kat’iyyen söylemezler, söyleyemezler. Çünkü işleri çok, işleri çok, işleri çok. Nasıl söylesinler?

Güzel Türkçe’miz eyvah!
 
Bugün bu sütuna iki güzel öğrencimizi misafir ediyorum: Nurefşan ve Alperen Akkuş kardeşleri siz de seveceksiniz. Alperen, Malatya Gazi İlköğretim okulunun 8. sınıf öğrencisi. Nurefşan ise yine Malatya’da Cumhuriyet Anadolu lisesinin 11. sınıfında okuyor. Bu iki öğrencimizin Türkçe hassasiyeti ve şuuru keşke bütün öğrencilerimizde, bütün aydınlarımızda olsaydı diyerek sözü onlara bırakıyorum:
“Kendisine hayran olduğum padişahlarımızdan Yavuz Selim’i anlatan bir kitabı bu hafta bitirdim. Evimizde, hiç bitmesini istemediğim akşam sohbetlerimizden birinde, ailemle birlikte, devletimizin o günlerdeki ihtişamını konuşuyorduk. “Şimdi ise, bir Türkçe’mize bile sahip çıkamıyoruz, dedi annem. Kıyafetlerdeki yazıları gösterdi üzülerek. Dikkat ettim, kullandığımız eşyaların bir çoğunda, Türkçe değil, yabancı kelimeler vardı. Ablamdan da yardım alarak, Türkçe’mizin yerine geçmeye çalışan yabancı kelimelerle ilgili bir araştırma yaptım. Şapkamın önünde NY arkasında NEW YORK yazıyor. Amerika’da bir şehir adı. Neden ANKARA, İSTANBUL, MALATYA değil de NEW YORK?
Kardeşimin topunda WINNIE THE POOH yazıyor. Neden SEVİMLİ AYI değil de WINNIE THE POOH? Kalem kutumda HARRY POTTER, BEN 10 yazıyor. Neden YAVUZ SELİM, KANUNİ, OSMAN GAZİ, FATİH, ATATÜRK değil de HARRY POTTER?
Çikolatamda ÜLKER GOLDEN yazıyor. Neden ALTUN ÜLKER değil de ÜLKER GOLDEN?
Ülkemizde üretilmiş, pamuklu kulak temizleme çubuğunda COTON COFT kelimeleri. KULAK TEMİZLEME ÇUBUĞU yazılabilirdi.
Annemin kredi kartında DÜNYA KART değil de WORLD CARD yazıyor. Babamın kredi kartında ise AXESS CARD. İkisi de TÜRK BANKASI olmalarına rağmen. Tuvalet kağıdında ULTRA COMFORT yazıyor. ÇOK YUMUŞAK demek.
Türk yapımı çamaşır makinesinde FULL AUTOMATIC kelimeleri bulunuyor. Çarşıya giderken, yolda gördüğüm hastahanenin tabelalarında HOSPITAL kelimesi dikkatimi çekti. HASTAHANE kelimesini kullanmak sanki ayıpmış gibi. Yarın bizim çocuklarımız da, galiba bize:
- “Anne, Baba! Ben hospitala gidiyorum diyeceklerdir.
Birileri galiba bizim, hiç zahmet çekmeden İngilizce bilmemizi istiyor. Yoksa, birileri, bizi dilimize, dilimizi bize yabancılaştırmaya mı çalışıyor?
Bu saçma sapan iş, ilgimizi çekti. Gittik bizim mutfağa ÜLKER ZEYTİNYAĞI üzerinde RIVIERA ZEYTİNYAĞI yazılı, ne demekse bu?
-Anne! Salataya RIVIERA ZEYTİNYAĞI mı koydun; RIVIERA olmayan zeytinyağı mı? demek size göre nasıl?
Türkiye’de üretilmiş ALTUN GOFRET’in üzerinde GOLD WAFERS ayakkabı boyasında SİTİL SPECIAL ACTIVITE, ayakkabımda KINETIX kelimeleri sırıtıyor. Araştırdım; Türk malıymış bu ayakkabı da.
Sınavlarda FULL ÇEKİLİYOR, arabanın deposu FULLENİYOR, bilgisayardan CHATLEŞİLİYOR, internetten DOWLOAD ediliyor, cep telefonlarından selâm yerine SLM veya BY yazılıp MSJ‘laşılıyor.
Benim öğretmenlerimin öğrettiği GÜZEL TÜRKÇEMİZ nereye gidiyor? Yoksa bizim anadilimiz TURQCHE‘leştiriliyor mu?
Komşularımızın kapısının önündeki paspasta WELCOME yazıyor. HOŞGELDİNİZ kelimesi ne suç işlediyse? Bu yabancı kelimeler yerine, TÜRKÇE kelimeler kullanılmasını istiyorum ben.
Arkadaşlar! derdimizi büyüklerimize anlatamamış olabiliriz. Eğer biz, üzerinde TÜRKÇE kelimeler yerine yabancı kelimeler yazılan, bizim öz kültürümüz yerine, yabancı kültürleri tanıtan eşyaları satın almazsak bu konu çözülür. Bir gün gelecek, çocuklarımız, bırakın tarihimizdeki büyüklerimizi, en başta bizi anlamayacaklar. Kültürümüzü koruyup TÜRKÇE konuşmalıyız” NUREFŞAN ve ALPEREN AKKUŞ.

 

Not: Yazarın 04-05Aralık 2010'da Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.

 



Bu yazı 636 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,888 µs