En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
22 Kasım 2010

Kültür Bakanlığımızın büyük yanlışı



Dünya üzerinde Türkçe konuşan ve Türk soyundan gelen insanların sayısı iki yüz milyonun üzerinde. Bir Alman üniversitesinin yaptığı araştırmaya göre yeryüzünde 5 bin 561 dil var. Türkçe bu büyük dil zincirinin ya beşinci ya onuncu sırasında bulunuyor.
Milletimizin büyük bir bölümü daha düne kadar, Sovyet Rusya İmparatorluğu’nun hakimiyeti altındaydı. Rusya bizim milletimizin, dilimizin, dinimizin ve vatanımızın en büyük düşmanları arasında.
Soyumuz-sopumuz, hem Rusya’da ki düşmanlarımızın planlarıyla hem de içimizdeki Moskova hayranlarının davranışlarıyla karşı karşıya. Bu Moskova kaynaklı oyunlardan neler kaybettiğimizi olduğu gibi ortaya koymak için, benim en az böyle kırk sütun daha yazmam lazım. Yıllardan beri bu konuları araştıran bir kimse olarak yalnızca bir-iki noktayı hatırlatmak istiyorum: Dilin, dinin, tarih şuurunun... yani kültürün insanlar ve milletler üzerinde nasıl yapıcı, yaşatıcı tesirler meydana getirdiğini en iyi bilen devlet adamlarını gördüm ki Moskova yetiştirmiş.
Mesela Rus devlet adamları, Türkiye Türklüğü ile Rusya Türklüğü arasındaki kültür birliğini dağıtmak için önce ortak alfabemizi topa tuttular. 1926 yılına kadar, bütün dünya Türklüğü bir tek alfabeyle okuyup yazıyordu. Ruslar, önce bu birliği bozdular 1926 yılında, kendi hakimiyetlerindeki Türklerin alfabelerini değiştirdiler. Ama imparatorluklarında yaşayan Ermenilerin, Yahudilerin, Gürcülerin alfabelerine katiyyen dokunmadılar; sadece Türklerin alfabelerini yok ettiler. Biz 1926 yılında eski Türkçe ile okuyup yazıyorduk. Sovyetlerde yaşayan soydaşlarımız Latin alfabesine geçirilince aramızda bir büyük kopma meydana geldi. Moskova istiyordu ki Türkiye’de basılan eserler Sovyetlerde okunmasın, oradaki yayınları da Türkiye Türkleri anlayamasınlar. 1928 yılında biz de Latin alfabesine geçtik. Alfabelerimiz tekrar birleşince, Ruslar bu defa, oradaki soydaşlarımıza Kril alfabesini mecburi kıldılar. Hani biz de Kril alfabesine geçseydik, Rus devleti, sadece bizim soydaşlarımıza çivi yazısını veya Japon alfabesini uygulayacaklardı.
1917 yılına kadar Sovyet imparatorluğunda 18.500 cami ve mescit vardı. Komünist sistem 18.000 camimizi yok etti. Ve kendi hakimiyetindeki Türklerin yüzde 50’sine ana dillerini unutturdu. Bereket ki Ruslar Komünist sisteme koşulmuşlardı. Komünizm, dünyanın en geri, en vahşi, en kanlı sistemlerinden biri. Eğer o sistem 2070 yılına kadar devam etseydi, milletimizin kalan öteki yarısı da ana dillerini unutacaklardı, daha doğrusu Türkçe’den koparılacaklardı. Böylece Azerbaycan’da ve Türkistan’da Türklük tamamen yok olup gidecekti. Şimdi gelelim bugünkü konumuza: Kültür Bakanlığımız neden büyük bir yanlışlık içinde? Benim en son kitabım olan AZERBAYCAN YÜREĞİMDE BİR ŞAHDAMARDIR. 452 sayfalık bir gezi inceleme kitabı. Alınması için Kültür Bakanlığımıza baş vurdum. Milli Kütüphane Müdürü Tuncel Acar, bu kitaptan sadece 20 tane alınacağını bildirdi. Göndermedim. Bu karara itiraz ettim. Bana dediler ki: “Biz bu kitapları Türk Cumhuriyetlerine göndermek için alıyoruz. Onun için kitap sayımızı az tutuyoruz.” İşte bakanlığın en büyük yanlışı burada. Başka ülkelerin Türkoloji bölümleri de dikkate alınırsa, demek ki her ülkeye bir veya iki kitap gönderiliyor. Sekiz milyonluk Azerbaycan için bir veya iki kitap ne ifade eder? Marksist sistem çökmeseydi de, Moskova 1-2 kitabın gönderilmesine itiraz etmezdi. Biz yeni kurulan Türk Cumhuriyetleriyle kültür münasebetlerimizi, oralara 1-2 kitap göndermekle katiyen geliştiremeyiz. Her yeni Türk Cumhuriyetine en az yüz kitap ulaştırmalıyız.

Olmaaaz! Neden olmaz? Çünkü Olmaaaz!

Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, bir konuşmasında demişti ki: “Biz, Türk Cumhuriyetleriyle birlikte bir altın borsası kurabilsek, yıllık kazancımız 25 milyar dolar olur. Bir pamuk borsası ise, bize bir yılda 27 milyar dolar getirir.”
Meraklılar için yazıyorum. Biz, Anadolu’da, bin yıllık bir devletiz. Merkez bankamızdaki altın stokumuz 140-150 ton arasındadır. Sadece Özbekistan’ın Zerefşan bölgesinden, yılda 75 ton altın çıkarılıyor. 20 yıllık Özbekistan devletinin, İsviçre bankalarında 1.500 ton altını duruyor.
Biz, bir yılda 1.5 milyon ton pamuk işleyerek, açık bavul ticaretinden 10 milyar $, ihracattan da ayrıca 10 milyar $ elde ediyoruz. Özbekistan, bir yılda 5.5 milyon ton, Türkmenistan 1.5 milyon ton, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan toplam olarak 3 milyon ton pamuk üretiyorlar. 1.5 milyon ton pamuktan 20 milyar $ kazanan Türkiye, 10 milyon ton pamuğun borsasından neden 27 milyar $ kazanmasın?
Bilinmelidir ki, Türkiye’nin, yeni kurulan Türk Cumhuriyetleriyle siyasî, iktisadî, kültür münasebetleri kurması sayılamayacak kadar faydalar sağlayacaktır. Bu işler, elbette çok zordur. Çünkü bizim bu beraberliğimizi önce Rusya, sonra ABD olmak üzere bütün Batı devletleri kat’iyyen istemiyorlar.
İşin bir de kültür cephesi var ki, iktisadî yönünden çok daha önemli. H.de Balzac’ın dediği gibi: “Millet, eğer edebiyatı olan topluluk” ise, bizim edebiyatımızın da, tarihimizin de, geleneklerimizin de kökü, Türkistan’da ve Azerbaycan’dadır. Mesela bizim Kültür Bakanlığımızın yayınladığı, Köroğlu kol destanları, 300 küsur sayfa. Halbuki bu halk kahramanımız Türkistan’da GOROĞLU, Türkmenistan’da GÖR-OĞLU, Azerbaycan’da KOROĞLU olarak biliniyor, çalınıp söyleniyor. Türkmenistan’ın GÖROĞLU kol destanları bizim KÖROĞLU’muzdan en az 10 misli daha zengin. Türkistan’daki NASRETTİN EFENDİ’yi, Azerbaycan’daki MOLLA NASRETTİN’i bilmeden bizim NASRETTİN HOCA’mıza gelemeyiz. Bizim KELOĞLAN’ımızın, Kırgızistan’da DAZ BALA olarak yaşadığını kaç kişimiz biliyor?
Bizim DEDE KORKUT’umuz, Türk dünyasında KORKUT ATA olarak anlatılıyor.
Komünist idareciler, KORKUT ATA’yı Sovyetlerde şiddetle yasakladılar. Türkmenistan’da Doç. Mehdi Köseyef ve akademisyen Muhammet Karrı, 1952 yılında KORKUT ATA çalışmalarını kitap haline getirdiler. Stalin basılan kitapları derhal toplatıp yaktırdı. Her iki ilim adamı, önce ölüm cezasına çarptırıldılar. Sonra bu ceza 25 yıl ağır hapse çevrildi. Azerbaycan’ın çok değerli şairlerinden MİKAİL MÜŞFİK, bazı şiirlerinde İstanbul Türkçesi kullandığı için, kurşuna dizildi. Aynı suçu (!) işleyen HÜSEYİN CAHİT, Sibirya’ya sürüldü ve orada öldü. Peki şimdi bizim Kültür Bakanlığımız ne yapıyor? Bir zamanlar, bütün kültür kökleri kurutulmak istenen o güzelim, o mazlum Türk Cumhuriyetlerine, sadece bir kaç kitap gönderiyor. Bu, milyar kere milyar yanlış bir uygulamadır. Kültür Bakanlığı, kendi elemanlarıyla 5-10 kişilik bir ekip kurabilir. Bu ekip, her yıl, Türk Cumhuriyetlerinden on önemli eseri Türkiye Türkçesine uygulayabilir. Bizim on eserimizi de O cumhuriyetlerimizin Türkçeleriyle bastırıp ilgili ülkelere gönderebilir. Ayrıca Kültür Bakanlığımız Türkiye’mizde, Türk Cumhuriyetleri üzerine yazılan kitaplara kol-kanat gerer. On yıl sonra, karşılıklı olarak yüz edebiyat-fikir ve sanat adamlarımızın eserleriyle bir araya gelir çok daha güçlü oluruz. Stalin’i ve Lenin’i yattıkları yerden sıçratacak bu çalışmalar yapılabilir mi? Yapılamaaaz! Neden yapılamaz? Çünkü yapılamaaaz!

 

Not: Not: Yazarın 20-21 Kasım 2010'da Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir
 

 



Bu yazı 658 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,299 µs