En Sıcak Konular

Yakup Musa

Hakikat
Yakup Musa
12 Ağustos 2012

LOZAN ANTLAŞMASI



 

            ATATÜRK İsmet İNÖNÜ hakkında; Efendim hangi işi verdik de biz yardım etmeden başarmıştır? KÜTAHYA muharebelerinde böyle olmamış mıydı? Lozan’da böyle olmamış mıdır?”  (Çankaya s. 577 Falih Rıfkı ATAY)

            TÜRKİYE için son derece önemli bir gün/tarih olan 24 TEMMUZ Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı tarihtir. Ülkemiz için bugünkü sınırlarının belirlendiği meşruiyet belgesi niteliğindedir.

            Lozan Antlaşması’ndan halen günümüze pek çok sıkıntılar kalmış bulunmaktadır. Şimdi kendilerini dost olarak nitelediğimiz bu 9 düşman ülke halen bu antlaşmanın hükümlerini kabul edememiş, o antlaşma sırasında savurmuş oldukları tehditlerini yineleyerek savurmaya devam etmektedirler. (AKP Hükümeti şimdi bu 9 düşman devleti  AB uğruna dost/kardeş devletler statüsüne almıştır!)

 Bu sözde dost devletler bitirdik yok ettik dedikleri Osmanlıyı yeni bir devlet olarak karşılarında bulunca ve birde üstüne üstlük başarılarının tasdikini kendilerinden isteyince dayanamamışlar, bu yenilgiyi halende bir türlü hazmedememişlerdir. Sözde dost ABD Lozan Antlaşması hükümlerini hala tasdik etmemiştir!

 24 TEMMUZ 1923 TÜRKİYE’nin bugünkü  sınırlarının ve bağımsız olarak devlet vasfı kazandığının büyük bir belgesi niteliğinde olan bir antlaşmadır. Ama ne yazık ki bu antlaşma eski başbakanlardan İNÖNÜ tarafından daha iyi neticeler/sonuçlar alınabilecekken bize tam istediğimiz neticeyi vermemiştir.  Lozan’la  Osmanlıya zorla kabul ettirilmeye çalışılan Sevr Anlatması’nın hükümleri bu antlaşma ile biraz daha hafifletilerek kabul ettirilmiştir. Yalnız unutmamak gerekir ki, Sultan Vahidettin Han hiçbir zaman bütün zorlamalara rağmen Sevr Antlaşması’nın o kabul edilemez, Türklüğümüze, Müslümanlığımıza hiçbir zaman sığmayan küçük düşürücü şartlarını imzalamamıştır. Yani Osmanlı, Vahidettin başkanlığında o vahim antlaşmaya imza atmamıştır. Bunu da bilmemiz lazımdır. Fakat bazı tarihçiler sanki bu antlaşma Osmanlı tarafından imzalanmış gibi yanlış bir bilgiyi gerçek diye halka empoze etmeye çalışmaktadır.   

Geçenlerde CNN Televizyonunda Can DÜNDAR ve ekibince, tek yönde düşünülerek,  birçok tarihi gerçeği gizlemek için adeta çok dikkat edilerek hazırlanan İNÖNÜ Belgeseline göre; Lozan Konferansının ilk bölümünde Lord CURZON, İsmet Paşa’ya, MUSUL konusunda anlaşmazlıkları halletmezlerse konferansı terk edeceği tehdidini savurmuş, güya Paşa da ona, tereddüt etmeden, “Siz bilirsiniz” demiştir bu belgesele göre. Esasında Lozan’da Türk Heyetinin müşavirliğini ve ATATÜRK’ün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ni de yapmış olan Yusuf Hikmet BAYUR, Afet İNAN’ın kızı Arı İNAN’a vermiş olduğu bir mülakatta aynen şunu söylemektedir:

          “Lord CURZON treni hazırlattı LONDRA’ya, yani inkıta (kesilme) olacak. İNÖNÜ o vakit İngilizlerin isteklerine razı oldu. Zannetti ki Lord CURZON kalır. Halbuki Lord CURZON bu kararı aldı, kendini korudu, gene gitti. MUSUL karşılıksız verilmiş oldu. Panik halinde yaptı bunu İNÖNÜ.  Böyle yapacağımıza, evet size veriyoruz; ama şu şartlarla, hudut şu olacaktır, bütün vilayetler değil, petrol şu olacaktır (gibi) birçok şartlar koyacaktık. Sırf gitmesin diye  CURZON, o anda İsmet Paşa bunu yaptı.”

          İşin bir vahim tarafı da vardır ki bu pek bilinmez. Lozan Antlaşması’nda TÜRKİYE’ye 12 adanın verilmesi teklif edilmiş, Türk tarafı sonradan başımıza büyük bela olacak olan bu 12 ada meselesinde “bizim kimsenin bir karış toprağında gözümüz yokturbasiretsizliğini sergilemiş, şimdi bizim elimizde olacak ve YUNANİSTAN ile sorun çıkmasına neden olan bu önemli sorun o zaman çözümlenmiş olacaktı.

Belgeselin Lord CURZON’a karşı çıkan İNÖNÜ modeliyle BAYUR’un panikleyen İNÖNÜ’sü arasında gerçekten taban tabana zıt kişilikler sergilenmektedir. Kısacası bu antlaşmada büyük fırsatlar kaçırılmıştır. MUSUL, KERKÜK elden çıkarılmış, şehit kanlarıyla alınan bu vatan toprakları masa başında terk edilmiştir. HATAY, Misak-ı Milli sınırları içerisine aldığımız ama Lozan’da bir şekilde dışarı kalmasına rıza gösterdiğimiz üç ilden birisiydi. (Diğer ikisi, BATUM ve MUSUL’dur.) BATUM’u Kurtuluş Savaşı’nın selameti için SOVYETLER BİRLİĞİ’ne, MUSUL’u da yeni Şeyh Sait isyanlarının olacağı korkusuyla İngilizlere bırakmışızdır. TÜRKİYE şimdiki bu dar ve sıkışık haline koca  imparatorluk topraklarından sonra dönmek zorunda bırakılmıştır.

          İNGİLTERE 1882 senesinde bir oldu bittiye getirip MISIR’ı işgal etmiş ama Sultan Abdülhamit Han bu işgali tanımamış bu nedenle ne yapıp edip padişahın elinden resmen Osmanlıca onaylandığını bildiren bir belge almak gerekiyordu. Osmanlıyı ikna eder gibi oldular. Nitekim 22 MAYIS 1887 tarihinde İngiliz ordusunun 3 yıl içerisinde MISIR’dan çekileceğine dair sözleşme iki taraf yetkililerince imzalanmış, Kraliçe Victorya’da bu antlaşmayı imzalamış, sadece Sultan Abdülhamit Han’ın imzasına/onayına kalmıştı. Büyük Sultan kendisinden hiç beklenmeyen bir şey yaparak imzalamayı son anda ret etmiştir. Çünkü bu imzanın sadece İNGİLTERE’nin MISIR üzerindeki hakimiyetini geçici bile olsa tanımayı  gerektirmekle kalmayacak, Müslümanların ülkesini Halifenin (Sultan Abdülhamit Han) işgalci, sömürgeci emperyalizmin eline teslim etmek anlamına gelecekti. Büyük Sultan bu büyük tehlikeyi sezdiği için bu şer antlaşmayı onaylamaktan kaçınmıştı. Bu davranışı aynı zamanda kendisini ihanetle suçlayanlara güzel bir cevap teşkil etmektedir. Burada anlatılmak istenen önemli husus bunca sakınmaya, savunmaya rağmen bizlere bir başarı olarak takdim edilen Lozan Antlaşmasıyla vatan toprağı MISIR resmi olarak elden çıkarılmıştır(!) “Sultan Abdülhamit Han’ın vermediği vatan toprağı MISIR, bir siyasi başarı(!) Lozan’la güzelce teslim edilmiştir.”

          Yukarıda da yazdığımız gibi yine 12 ada Lozan’daki basiretsiz tutum nedeniyle YUNANİSTAN’a bırakılmış, aynı antlaşma sanki Kurtuluş Savaşı’nda kazanılan başarıların hukuki olarak resmileştiğinin bir kanıtı olarak lanse edilir. Tam tersine Lozan altını çizerek tekrar söylemek gerekirse bir hezimettir.  Cephede kazanılan başarılar masa başında geri verilmiştir.

          İngiliz merkezli “Yeni Dünya Düzeni” ülkemiz üzerinde daha resmileştirilen “Lozan Antlaşmasıyla” karara bağlandığında koca bir imparatorluk ve kıtalara sığmayan sınırları ve içerisinde kalan halklar Anadolu Yarımadası’na büzülüp, sıkıştırılmış, Müslüman Arap ve Milletler de tarihi kan ve vahşetle dolu emperyalistlerin insafına, ellerine bırakılmış, kaderlerine terk edilmiştir. Buraya kadar yazdıklarımızı başarı olarak kabul etmek mümkün müdür?

          İsmet İNÖNÜ başkanlığı’nca sürdürülen bir antlaşma bence amacına tam manasıyla ulaşmamıştır. Bu gerçekler ne yazık ki halkımız tarafından bilinmemektedir.

          Lozan Antlaşması ile koca bir imparatorluğun altından halklar Anadolu Yarımadası’na büzülerek hayatını sürdürebilecektir.

          Bu arada MISIR’ın resmen elimizden çıkmasında Lozan Antlaşmasının sebep olduğunu tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum.  

          Antlaşmanın imzalanmasının üzerinden 89 sene geçmiş olmasına rağmen sözde bu Avrupalı dostlarımızın düşmanca yaklaşımlarında bir değişiklik olmamış bilakis artarak devam etmektedir.

          Antlaşmaya imza atan Avrupalı devletler bir yana ayrıca ABD’de Lozan Antlaşması’nı tanımadığı gibi Ortadoğu’daki sınırları değiştirmek yönünde karar almıştır. (BOP Projesi)

          Sözde muharref Tevrat’ta geçen büyük İsrail’in kurulması için Ortadoğu’yu güvenli kılmak böylece İsrail’in güvenliğini sağlamak, sözde bağımsız esasen ABD ve İsrail’e bağımlı bir Kürt devleti kurulması, yıllardan beri  hayalleri sürdürülen Pontus Rum Devleti’nin kurulması, tekrar güzelim Anadolu’nun bir Hıristiyan yurdu haline getirilmesi, Ermenistan sınırlarının genişletilmesi (dolayısıyla bu ülkemizin ve dost ve kardeş Azerbeycan’ın toprak kaybetmesi demektir)

          Bunlar son derece tehlikeli karar/girişimlerdir. Birde son günlerde gündeme gelen belki hepimizin sevindiği aslında büyük bir tuzak olan Kuzey Irak ve MUSUL’un ülkemize katılımından söz edilmektedir. Halen elimizde olan topraklarımıza sahip olmaya çalışırken bizi bir ateşin içine çekmeye kalkışılmaktadır. Bu konuda muhatabımız ne yazık ki her zaman düşmanlığını gördüğümüz, kesinlikle güven telkin etmeyen iki kişi Talabani ve Barzani’dir. Bu kişilerle muhatap olmamız da kesinlikle kaçınılmazdır. Böyle tehlikeli muhataplarımız varken zannetmeyelim ki MUSUL ve KERKÜK bizim olacak. Zamanında bize vermediler ki şimdi versinler. Gerçi o zaman yürütülen hatalı politikada bu toprakların kaybedilmesinde önemli rol oynamıştır.

          Gerçek olan Lozan Antlaşması Sevr’in hafifletilmişidir. Sevr ülkemiz için bir utanç belgesi olarak kalmıştır. Buna mukabil Lozan ise bir başarı olarak halka takdim edilmiştir. Sevr Antlaşması 10 AĞUSTOS 1920 tarihinde imzalanmış, biz dahil hiçbir taraf ülkenin parlamentosunda onaylanıp yürürlüğe girmemişti. Tescilli İslam, Türk düşmanları Sevr’de kabul ettiremedikleri kölelik, bizi müstemleke durumuna düşürecek maddeleri Lozan’da kabul ettirmişlerdir. CHURCHİLL Lozan’ı  “Sevr’in sürpriz bir tezadı” olarak tanımlamıştır. Kurt İngiliz diplomatları bazı ufak tefek tavizler dışında Lozan’da temel hedeflerine ulaşmış, daha sonra 1919 başlarında İngiliz Genelkurmayı’nın Osmanlı topraklarında hedefledikleri şartları Lozan’da bize kabul ettirmeyi başarmışlardı! Anlaşma incelendiğinde bize zafer diye anlatılan aslında hezimetten başka bir şey değildir. Lozan Antlaşması yeni dünya sisteminin Birinci Dünya Savaşı sonrası aldığı yeni şekli, Yeni Dünya Düzeni’ni aksatmayan, bizzat tahkim eden, güçlendiren bir antlaşmaydı. Zaten böyle gerçekçi temellere oturduğu için ömrü Sevr gibi kısa olmamış, ABD hariç taraf ülkelerce oybirliğiyle onaylanmıştı. Antlaşmayı incelemeye devam edersek Filistin toprakları için hiçbir şey yapılmamıştır. Filistinliler antlaşma görüşmeleri esnasında TBMM kapısında günlerce “Bizi İngiliz kurtlarına teslim etmeyin” diye yalvarmalarına karşın verilen cevap önce oyalama taktiği güdülmüş, sonra da kendi başınızın çaresine bakın olmuştur! Osmanlıya muhtaç, onun gölgesinde huzur içinde yaşayan Arap Milletleri işgalci katil emperyalistlerin insafına terk edilmiştir. Lozan,  Ortadoğu’nun paylaşılması ve sınırlarının yeniden çizilmesi karşısında aldığı yeni TÜRKİYE’nin sessiz, çekinik tavrıdır. (Halen aynı oyunun benzeri İsrail’in BOP Projesi, maşası ABD tarafından oynanmakta bu sefer bizzat BOP Projesi Eş Başkanlığı göreviyle Müslüman ülkeleri parçalayacak, müstemleke durumuna düşürecek plana destek olmaktayız!) Lozan zaferi(!) diğer Arap topraklarında olduğu gibi FİLİSTİN’de de Sevr’in bütün istekleri olduğu gibi kabul edilmiştir(!)

          Sevr’i imzalamadığı halde imzaladığı iftirası atılan Sultan Vahidettin Han’ın onaylamadığı Filistin’deki İngiliz manda rejimi İsmet Paşa’nın Lozan’daki imzasıyla resmiyet kazanmış, böylece şimdi Ortadoğu’da kan kusturan İsrail’in kuruluşuna yol açan en büyük engel ortadan kaldırılmış oluyordu.

          Lozan’la, işgalci emperyalistler Osmanlı topraklarında uygulayamadıkları haince planlarını hayata geçirmişlerdir. Bu antlaşma Sevr’in hafifletilmiş bir versiyonudur. Sultan Vahidettin Han’a imzalattırılamayan kölelik maddeleri Lozan’la rahatça imzalattırılmış, işin üzücü tarafı bu hezimet Türk halkına bir başarı olarak defalarca lanse edilmektedir.

          Bizi sıkıştırmış oldukları Anadolu da bile istemeyen bu sözde dostlarımız gelmiş olduğumuz Orta Asya’ya tekrar geri döndürmek için çok tehlikeli oyunlar peşindedirler. Devlet ve Millet olarak çok dikkatli olmamız gereken, şimdiye kadar bu kadar olmamış çok kritik zamandan geçiyoruz. Şimdi ayrılıkları bırakmamız, birlik olmamızın tam zamanıdır. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi emperyalizmin elinden kurtuluşumuz Milli politikalardan geçmektedir.

 Selam, Saygı ve Dualarımla.

 Yakup MUSA

 12.08.2012

 

 



Bu yazı 2,176 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Ekim 2015 TÜRKİYE'DE BAŞKANLIK SİSTEMİ
    • 16 Ekim 2015 BALYOZ DAVASI BİLİRKİŞİ RAPORLARI (3)
    • 2 Ekim 2015 TCG MUAVENET FACİASI!
    • 17 Ağustos 2015 AMERİKAN ÇOCUKLARI ÇUVALDA
    • 6 Haziran 2015 TÜRKİYE'DE BAŞKANLIK SİSTEMİ
    • 24 Mayıs 2015 BALYOZ DAVASI BİLİRKİŞİ RAPORLARI (2)
    • 19 Mayıs 2015 KÜRECİK RADARI İSRAİL İÇİN ÇALIŞIYOR!
    • 11 Mayıs 2015 BALYOZ DAVASI BİLİRKİŞİ RAPORLARI
    • 26 Nisan 2015 100. YILINDA ÇANAKKALE SAVAŞLARI
    • 13 Nisan 2015 İCRA VE İFLAS KANUNUNUN KABÜLÜ
    • 1 Nisan 2015 31 MART VAK’ASI
    • 18 Mart 2015 18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ
    • 4 Mart 2015 28 ŞUBAT BELGESİ
    • 31 Ocak 2015 SOYKIRIM İFTİRASI
    • 28 Aralık 2014 EHLİ KÜFÜRE BENZEMEKTEN KAÇINMAK!
    • 22 Aralık 2014 DÜNYA HABERLERİNİ CIA YAPTIRIYOR!
    • 20 Kasım 2014 TCG. MUAVENET FACİASI
    • 15 Eylül 2014 27 MAYIS VE 12 EYLÜL DARBESİ
    • 10 Haziran 2014 27 MAYIS DARBESİ VE MASONLAR
    • 1 Haziran 2014 27 MAYIS DARBESİ GERÇEKLERİ

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    12,324 µs